‘Nükleer silah’ ihtiyacı

04:006/05/2026, Çarşamba
G: 6/05/2026, Çarşamba
Nedret Ersanel

Türkiye’nin nükleer silaha sahip olup-olmaması üzerine tartışmalar yeni değil. Kamuoyuna her sorulduğunda, bu yolda adım atılması yönünde yüksek kanaatler ortaya çıkıyor. Ancak günümüze değin hükümet politikaları nükleer silaha sahip olmanın artı-eksilerini sayarken, ‘küresel dengeleri’, uluslararası anlaşmaları, Ankara’nın bağlı olduğu uluslararası güvenlik şemsiyelerinin politikalarını hesaba kattı. İhtiyaç halinde NATO/ABD’nin elinde bu silahların zaten bulunduğunu işaretledi. Nitekim, bugün

Türkiye’nin nükleer silaha sahip olup-olmaması üzerine tartışmalar yeni değil. Kamuoyuna her sorulduğunda, bu yolda adım atılması yönünde yüksek kanaatler ortaya çıkıyor. Ancak günümüze değin hükümet politikaları nükleer silaha sahip olmanın artı-eksilerini sayarken, ‘küresel dengeleri’, uluslararası anlaşmaları, Ankara’nın bağlı olduğu uluslararası güvenlik şemsiyelerinin politikalarını hesaba kattı. İhtiyaç halinde NATO/ABD’nin elinde bu silahların zaten bulunduğunu işaretledi. Nitekim, bugün İncirlik’te nükleer silahlar bulunuyor, Türkiye’nin evinin içinde yatıyorlar…

Bu “reel-politik” hâlâ cari midir?

***

Bir, ‘küresel dengeler’…

Türkiye’nin son 75 yıllık geçmişi, Batı merkezli siyaset ve ekonomi kadar, hatta bunlardan daha çok Batı “güvenliğine” yaslandı. İkinci savaştan gelen bu mimari artık sallanıyor. Her şeyden evvel “bölünmüş” durumda. ABD ve Avrupa olarak yollar ayrılmış görünüyor. İngiltere, Fransa ve Almanya, yeni savunma modelleri/stratejileri öneriyor, geliştiriyor hatta yatırım yapıyor…

Berlin, ordusunu 650 bin askere çıkaracağını duyururken, 180 milyar dolarlık savunma bütçesini devreye sokuyor. Şansölyeleri ilk kez açıktan, “İran, ABD ile dalga geçiyor” mealinde konuşuyor, cevap Amerikan askerlerinin Almanya’dan çekilmesi oluyor. NATO Genel Sekreteri ise, “Avrupa mesajı aldı” diyor…

İngiltere zaten kendisini Rusya ile savaşın lideri olarak konumlandırdığından hem daha çok askeri harcama yapıyor hem de diğer ülkelere, başta Ukrayna’ya, destek veriyor. Sadece Avrupa’da değil Ortadoğu ve Batı Asya’da ABD’ye zıt politikaları hayata geçiriyor…

Fransa, Akdeniz ve Ortadoğu’da boy gösterip, Türkiye’yi de rahatsız eden ittifaklara yönelirken, Avrupa’nın ABD’den bağımsız savunma inşa etmesi politikalarının başını çekiyor…

Aynı Avrupa, Rusya ile de savaş halinde olduğundan, rüzgârları Karadeniz’den Hazar’a bütün coğrafyaya vuruyor.

ABD, Avrupa ve NATO’yu en çok döven ülke konumunda. İlaveten, çok kutuplu dünyanın uçlarına, Rusya ve özellikle Çin’e elektrik vermeye devam ediyor. Seri savaşlar yürütüyor, enerji piyasalarından finans merkezlerine kadar yerleşik her yapıyı sarsıyor.

Kurulu düzenin ana yakıtı “para” da hasta. Liberal sistemin çökmesi, dijital para, dolar dışı ticarete yöneliş, Avrupa ve Amerikan ekonomilerinin kronik sıkıntıları, 2008 benzeri kriz korkusunu yükseltiyor…

***

İki, Uluslarası kuruluşlar ve hukuk…

Sadece NATO değil, Birleşmiş Milletler ve bağlı tüm düzen kuruluşları da itibar ve güçlerini kaybetti. Kimse bunlardan çözüm beklemiyor. İsrail’in Filistin/Gazze’de gerçekleştirdiği soykırımda bu kuruluşların ve dayandıkları hukukun çalışmadığını gördük. Kimse sistemin dirilmesini beklemiyor. Yaptırım güçleri de yok. Ağır masrafları külfet sayılıyor…

İçinde bulundukları durum, sadece gerileme dönemine değil, çürümenin de ispatına varıyor. Değişim ihtiyacını görmeyen yok. Ulusal güvenlik stratejileri değişiyorsa, savunma mimarilerinin değişmesi de kaçınılmaz olacak…

Üç, Anlaşmalar…

Nükleer silah anlaşmaları, uluslararası düzenin alamet-i farikası sayılan, Soğu Savaş döneminin en kritik payan-dalarından biriydi. Bizzat kurucuları tarafından iğfal edildiler. Süper güçler bir çok nükleer anlaşmadan karşılıklı çekildikleri gibi, nükleer güç edinmeye çalışan ülkelere çifte standartlar uygulamaya başladılar…

İran, nükleer silah yapmayacağını söylemesine rağmen, hatta egemenlik hakkı içindeki uygulamaları yüzünden vurularak cezalandırılırken, tüm anlaşmaları salyalarını akıtarak çiğneyen İsrail’in elindekilere kimse ağzını açamadı. Pişkin pişkin ‘bende yok’ demeyi sürdürdü…

Yani, uluslararası bağlayıcılığı olan anlaşmalar azaldı, olanların itibarı yok, ihlal edenlere yapacak bir şey de yok. Kuzey Kore veya Pakistan gibi bir kere bu silahlara sahip olanlar da “keyfini” sürüyor…

***

Bu konjonktürün Türkiye’ye yaptığı baskı çok ağır. Belirsizlik ve gri alanlar o kadar yoğun ki, uzun zamandır konvansiyonel askeri gücümüzü yükseltmeye abanıyor, bağımsız hale getirmeye çalışıyoruz…

Türkiye, istikrarsızlık dönemlerinde kas gücünden başka şeyin işe yaramadığından hareketle etrafında birden çok halkadan oluşan tehdit zincirine ordusunu gösteriyor.

Bütün yönlere stratejik alakaları bulunan, çevresini güvenlik içinde tutması gereken bir ülkeyiz. Kara-deniz-hava gücü kusursuz, lojistik açıdan muhkem, ekonomi ve enerji kalemlerinde tedbirli olması gerekiyor…

Böylesi halde dahi tehditler azalmıyor, artıyor. Büyük güçlerin istikrarsız ortamlara ve belirsizliklere verdiği yanıtlar genellikle kaba güçle geldiğinden herhangi bir yere sırt dayamak da güvenli değil. ABD ile aranız iyi ama İsrail gibi nükleer silaha sahip ülkeyle dalaşma ihtimaliniz iyiliği garanti etmiyor. Rusya ile aranız iyi ama Hazar havzasında, Doğu Avrupa’da, Karadeniz’de stratejik bir değişiklik yarınınıza garanti veremiyor…

***

Peki, şartlar gerektiriyor ama konjonktür müsait mi?

Hem evet hem hayır; çünkü nükleer silah yapma sürecinizin konjonktürü ile yaptıktan sonraki konjonktür farklılaşıyor!

Bilmem anlatabildim mi?

***

Pakistan’ın şimdi az hatırlanan bir figürü vardı; Abdül Kadir Han. 1970’lerden itibaren İslamabad’ın kilit nükleer bilimcisiydi. Halk arasında, Pakistan nükleer silahlarının ‘babası’ olarak bilinir. Batı tepesine çöktü. Ülkesindeki hükümetlerin politikalarına göre bazen iyi bazen kötü duruma düştü. İran, Kuzey Kore ve Libya’ya nükleer teknoloji aktarmakla suçlandı. Hapse girdi, öldüğünde devlet töreni yapıldı.

2011 yılında Newsweek’e bir makale yazdı; “Nükleer kapasiteye sahip hiçbir ülke saldırıya uğramadı. İşgal edilmedi veya sınırları yeniden çizilmedi. Aklınızda bulunsun”…

#politika
#siyaset
#Nedret Ersanel