“Şu anki tablo” için uzun tartışmalara, tahlillere gerek yok… Basittir… Bir , PKK/YPG yenildi… İki , CENTCOM yenildi… Üç , İsrail yenildi… Dört , İster içeride ister tüm bölgede yüzümüze gülüp, arkadan “Terörsüz Türkiye”yi sabote edenler, Ankara’nın samimiyet ve toleransla kurduğu konjonktürü istismar edenler yenildi… Beş , daha yapacak çok iş, takip edecek çok konumuz var… *** Son 3-4 gün hızlı ve karışık olaylar silsilesiyle geçtiğinden, tüm konu birkaç maddeye sadeleştirince ilk bakışta anlaşılmıyor,
“Şu anki tablo” için uzun tartışmalara, tahlillere gerek yok…
, İster içeride ister tüm bölgede yüzümüze gülüp, arkadan “Terörsüz Türkiye”yi sabote edenler,
Ankara’nın samimiyet ve toleransla kurduğu
konjonktürü istismar edenler yenildi…
, daha yapacak çok iş,
takip edecek çok konumuz var…
Son 3-4 gün hızlı ve karışık olaylar silsilesiyle geçtiğinden, tüm konu birkaç maddeye sadeleştirince ilk bakışta anlaşılmıyor, bazıları tarafından da
…
Ortadoğu’da bir heykel ilk kez terör örgütünün üzerine yıkıldı…
somut/net görünüyor zaten; kontrol ettiği toprakların anlamlı bir kısmını kaybettiler, üzerindeki kıymetlere de veda ettiler. Siyaseten; imzalanan anlaşmalar da bunun -hem ıslak imzalı (10 Mart) hem elektronik imzalı (18 Ocak)- belgesiydi, onu da inkâr ettiler, daha toprak kaybettiler ve sıkıştılar…
Devamı da gelecek görünüyor; PKK unsurlarının Suriye ve SDG’den tasfiyesi/ayrıştırılması da terörün bölgeden silinmesi yolunda önemli adım olacağı gibi, kendi içinde çatışma ve parçalanma süreçleri yaratacak…
; Ortadoğu’da, özellikle Suriye-Irak ve İsrail konularında CENTCOM’un hatta PENTAGON’un Trump iktidarına diklendiği, hiç olmadı ayak sürüdüğü söyleniyordu. ‘Yalan’ diyemeyiz. Ama Suriye’de her iki kurum da kımıldayamadı. Beyaz Saray’ın sözünden çıkamadı. Suriye ordusunun harekâtını zorlaştıracak herhangi girişimde bulunamadı. Operasyon devam ederken yine her iki kurumdan gelen, “şu sınır geçilmesin, bu bölgeye girilmesin” türündün çıkıntılıklar “gaz alma” boyutunda kaldı ve sahaya hiç etki etmedi…
; çünkü, artık dünya âlem biliyor ki Tel Aviv, PKK/YPG’yi destekledi, bununla da kalmadı, Suriye içinde diğer bölge ve azınlıkları kaşıdı, Irak’taki örgüt ve yerel destekçilerine de kışkırttı. Ama iş sahayla yüzleşmeye geldiğinde, tam bir sessizliğe gömüldü. Büyük lokmayı yutmak zorunda kaldı…
Burada Amerikan etkisini görebiliriz; Filistin-Gazze’de kurulma aşamasında bulunan, uluslararası üyeleri belirlenmeye çalışılan kurullar hakkında İsrail ve Netanyahu’nun sızlanmalarını anımsayalım, “Bize bilgi verilmiyor, danışılmıyor, üyeleri açıklandıktan sonra duyuyoruz”.
‘Trump Amerika’sının bölge politikasında
İsrail etkisi özellikle bazı konularda sınırlanıyor. Suriye’de de bu görüldü. Suriye askerî harekâtından haberi olmaması ihtimali pek az. Geri bastı ve başını başka yöne çevirdi.
İş bununla da bitmeyecek; koridorlar göçtü. İki koridor istiyorlardı; biri İran’dan Akdeniz’e ‘terör koridoru’. Öbürü, ‘Davut Koridoru’. İkiz ve yapışık kardeştiler.
Türkiye “bacaklarını” kırdı.
Diyalektik, şu soruya götürüyor; ABD, PKK’yı bıraktı mı?
Geleceğe kimse kefil olamaz
ama... Evet,
Bu gerçeklik bizim ABD-terör örgütü ilişkisine ait on yıllara yayılan müktesebatı unutmamızı veya tüm şüphelerimizi terk etmemizi gerektirmiyor. (Fakat Ankara’nın bunu bilmediğini, farkında olmayacağını düşünenler garip bir duruma düşüyor.) Tersine, hep “
” diyeceğiz ama mevcut durum da budur işte. Hatta, ABD sadece PKK/YPG’nin arkasından çekilmekle kalmadı, tüm bölgede örgüte siyaseten veya fiilen destek veren yapılanmaları da bu süreçte hareketsiz bıraktı…
“Yenilgi” açık. Fakat tamamına ermesi gerekiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, pazartesi günü yaptığı konuşmada, “Bundan sonra yapılması gerekenler esasen bellidir. İpe un sermenin, ayak diremenin, çeşitli bahanelerin arkasına saklanarak zamana oynamanın kimseye faydası olmaz.
Bölgemizde terörün devri tamamen kapanmıştır.
Ateşkes ve tam entegrasyon anlaşmasının gerekleri süratle yerine getirilmeli, hiç kimse
yanlış hesap yapmamalıdır.”
; iç çekişmeler, geri çekilmeler, parçalanmalar, bu erimeye her defasında mazeret üreten iç-dış akıllar o kadar dar ki, duvara koştuklarını görmüyorlar…
Suriye’de Şara kuvvetleri bölgeleri ele geçirirken,
’tan gelen açıklama, “sınırda önlemlerin artırıldığı, bunu geçmeye çalışan unsurların vurulacağı”ydı. Bu satırlar yazılırken de Genelkurmay Başkanları sınırdaydı. Bağdat’ın yaklaşımını bölgeye yerleştirin. Cumhurbaşkanı’nın andığımız konuşmasında bir parantez açarak
’a atıf yapmasını da buna eklemek gerekir…
“Komşumuz İran, İsrail saldırılarından sonra şimdi de toplumsal huzurunu ve istikrarını hedef alan yeni bir sınamayla karşı karşıya. Sokaklar üzerinden
yazılmak istenen senaryoları
hepimiz takip ediyoruz. Diyaloğu ve diplomasiyi önceleyen ince bir siyasetle İranlı kardeşlerimiz
tuzaklarla dolu bu dönemi
inşallah, geride bırakacaklarına inanıyoruz. Biz barışı ve istikrarı merkeze alan dış politikamızla, bölgemizi belirsizliğe sürükleme riski olan her türlü girişimin karşısında durmayı sürdüreceğiz.”
Bu ifadeler, Ankara’nın İran’da yaşanan olayların
nerede gördüğünü ve nasıl ele alınması gerektiğine ilişkin bakışını anlatıyor. İş, İran ve Irak’taki, Kandil’deki PKK’ya geldiğinde Tahran, Türkiye’nin sağlam duruşunu -ister, istemez- hatırlayacaktır.
“Bölgemizde terörün devri tamamen kapanmıştır.”
Terör örgütünün bu cümlenin ruhundaki uluslararası konjonktürü ve bölgesel jeopolitiği anlamasını beklemek iyimserlik olur. Öyle bir akıl olsa 10 Mart’a sadık kalırlardı…
Türkiye’nin Cumhurbaşkanı bu cümleyi hem bölgedeki mikro gelişmeleri hem küresel makro gelişmeleri, nihayet bunların arasındaki ilişkiyi bilmeden kurar mı!? Sadece buna bakarak dahi, herkes pozisyonunu ayarlayabilirdi. Ayarlamadılar. Dünyanın döndüğü yönün tersine koşmanın faturası olur, ödüyorlar.
#Orta Doğu
#Suriye
#Nedret Ersanel