
Papa’nın Türkiye ziyaretinden tedirgin oluyorsanız, sebebi, ‘bunlar yine bir şey çeviriyor’ kolaycılığı olmasın. Bırakırsanız zaten çevirirler. Öte yandan, ‘işkillenmek’ bir güvenlik refleksidir ama yerli yerine oturttuğunuzda…
‘Şüphelenmek’ hak, çünkü; bu topraklarda geçirdiğimiz yüzyıllar boyunca yüzlerce kez başımıza benzer gelişmelerden, “aman niyet okumayalım” diye diye gelenler var. ‘Niyet okumalıyız’…
Mevcut Papa’nın seçilme nedeni olarak, “Amerikalı” olmasının üzerinde durulduğunu anımsıyoruz. “Amerikan Papası”nın, Ukrayna savaşı zamanlamasında ve özellikle Trump’ın seçilmesiyle birlikte Vatikan’a gelmesi, ABD-Avrupa-Ukrayna-Rusya-kiliseler rekabetleri içinde gelişen sürece teo-politik ‘katkı’ yapabilir diye okunmuştu konu…
Geçmişte, özellikle de Soğuk Savaş döneminde kimi Papaların küresel cephelere dahil edildiğini zaten biliyoruz. (Malûm; Mehmet Ali Ağca’nın Polonyalı Papa II. Jean Paul’u Mayıs 1981’de vurması, bu bağlama oturtulmuştur.)
Ukrayna savaşının, üzerinde durulmamış olsa da sahaya sürülmüş teo-politik bir yönü de var. Kiev-İstanbul-Rus Ortodoks kiliseleri de bunun doğal tarafları. Ayrışmalarına yol açtı, rekabet alanı gelişti ve bu alanlar uluslararası siyasetin cepheleri tarafından beslendi…
“Patrik”in de, bu savaşın Batı lehine kolaylaştırıcılarından, Rusya karşıtı sürecin araçlarından olabileceğini düşünenler varsa onları suçlayamayız. Nitekim, bizzat Başkan Trump tarafından Oval Ofis’te ağırlanması ve akabinde Washington’u ziyaret eden Türk heyetine, patrik adına isteklerin iletilmesine de şahit olduk…
***
Türkiye’de bir çok kesim, işi Papa’yı davet etmeye kadar vardıran Patrik’in haddini aştığı, şımardığı şikayetlerinde bulunuyor. Kırmızı çizgilerin kendisine hatırlatılmasına yönelik talepler var…
Ona açılan uluslararası alanın kendi özel gündemine kolaylaştırıcı kılınacağına ilişkin bakış toptan yok sayılamaz. Şimdilik bahs-i diğer kabul edelim ama ‘Amerikalı Papa’ ile birlikte Ukrayna yüzünden daha geniş alanlara/salonlara alınan ‘Patrik’in en azından bu konuda Batı tarafından teşvik edildiği iddiasını/yorumunu ihtimalen not edelim…
Yoksa Vatikan ile Ortodoks Kilisesi’nin asıl “misyonlarında” anlaşıp, buradan Haçlı Seferi çıkarmaları teknik olarak pek mümkün gözükmüyor. Bu gerçeklik huylanmayı bırakalım demek değil. Ankara her ne kadar yüksek misafirperverlik ve her iki “dini liderliğe” tolerans gösteriyorsa iki nedeni var; bir, aynı konjonktürün Türkiye’ye sunduğu avantajlardan maksimum fayda sağlarken kılçıklarla uğraşmamak.. İki, Yeni Türkiye’nin bu türden sapmalar karşısında “daraltıcı” imkânları kolaylıkla uygulayabilecek olması…
***
Özel olarak Papa’ya bir eleştiri getirilecekse, İsrail soykırımı ve Filistin-Gazze üzerinden yürünmeli. Evet, Vatikan resmi olarak yaşananlara üzülüyor ve duyuruyor ama tüm ülkelerden farklı konumunu fiile de dökmeliydi. Diğer ülkelerin bu adımı atamadıklarını biliyoruz. Önlerine fırsatlar gelmesine rağmen topluca hareket etmeyi de gözleri yemedi. Ama Papa bunu yapabilirdi…
Nitekim, Cumhurbaşkanı’nın ‘hoşgeldiniz’ konuşmasında İsrail’in Katolik kiliselerini de bombalayarak yıktığına ilişkin göndermesinin muradı da budur…
Tüm varlığını, “tanrıya”, insanlığın iyiliğine adama söylemine oturtmuş Papa(lık), Hıristiyanlık dahil tüm dinlerin kök varlıkları bulunan coğrafyaya ayak basmalı, kolalı beyaz önlüğünün kirlenmesini göze almalıydı. Niyet olduktan sonra Vatikan uçağını durdurabilecek güç de çıkamazdı. “Tanrının yeryüzündeki gölgesi” Netanyahu’da mı korkacaktı? Zamanında çok işe yarayacak böylesi girişimi ne durdurmuş olabilir? Cevapların hepsi siyasi olacaktır. Bu da Kilise’nin duruşunu bozar, bozmuştur.
Çarşamba sebep-sonuçlarını paylaştığımız ABD orijinli barış süreci ilerlemeye devam ediyor. Aradan geçen bir kaç günde Avrupa’nın nasıl darlandığını gördük. Aynı zamanda İngiltere ve nisbeten Fransa’nın rota düzeltmeleri yaptıklarına şahit olduk. Almanya ve AB, ‘savaşçı’ sızlanmalarını sürdürseler de, barışın önünde daha zaman ve ince işçilik bulunsa da, hatta içlerinden sabotaj girişimleri gelse de Beyaz Saray ve Kremlin duruşlarını koruyor…
Avrupa, 28 maddelik ABD teklifinin şokunu sindirmiş görünüyor. ‘Ne yapabiliriz’ fazına geçtiler. Karşı teklif de hazırladılar ama ‘karşı’ ifadesi Rus taleplerini görmezden gel(e)miyor. Anti-Rus retorik devam ediyor ama Londra bile, “barışı sağlama çabalarında mutabıkız” dedi. Paris de öyle. Macron, “Nihayet barış için ilerleme şansımız var, bunu değerlendirmeliyiz” dedi. Oysa iki başkent de Rusya karşıtı koalisyonun başat aktörleriydi…
Amerikalı ve Rus yetkililer de Birleşik Arap Emirlikleri’nde buluştular. Moskova, “Trump ve Putin bu çatışmayı sonlandırma yolları konusunda anlaşmaya vardılar” dedi. ABD Planı’nın en çok eleştiri alan, Ukrayna’nın Rusya’ya topraklarını devretmesi maddesi de biraz silikleşti. Daha doğrusu, az görünür kılındı. İş, “zaten oraları Ruslar zaman içinde alır”a getirildi. Yani saha, masayı düzenlemeye devam ediyor…
Şimdi, son anda bir değişiklik olmaz ise Steve Witkoff ve Jared Kushner, Putin’le görüşmeye gidiyor. Bu isimlerin üzerinde düşünmeliyiz. Bu karakterler, konuyu savaş merceğinden görmüyor. Tarafsızlık anlamında değil ama siyaseten kişiliksizler. Küresel ekonomi üzerinden güvenlik mimarisine yürüyorlar. Bu da savaşın sonuna ve sonrasına delalet ediyor…
Şimdi Çin de devreye girecek. Çünkü Rusya’nın başta enerji varlıkları ile savaş ertesi olası tablo, Pekin’in sahne almasını gerektiriyor!
Barış günlüğünün bu sayfasında sonuç; Rusya kazanıyor ve Batı bununla yüzleşiyor, Kiev yönetimi yolsuzluk ve iç rekabete batıyor, Putin-Trump beraber yürüyor.
Devam edeceğiz…
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.