
“Kurallara dayalı düzen’ hikayesinin kısmen sahte olduğunu biliyorduk. En güçlülerin, işlerine geldiğinde kendilerini bu kurallardan muaf tuttuklarını biliyorduk. Ticaret kurallarının asimetrik biçimde uygulan-dığını ve uluslararası hukukun sanığın ya da mağdurun kimliğine bağlı olarak farklı işletildiğini de biliyorduk. Bu kurgu işe yarıyordu. Amerikan hegemonyası, açık deniz yolları, istikrarlı finansal sistem, kolektif güvenlik ve anlaşmazlıkların çözümü için katkıda bulunuyordu. Bu yüzden vitrindeki tabelayı yerinde tuttuk. Ritüellere katıldık. Ve söylem ile gerçeklik arasındaki uçurumu açıklıkla dile getirmekten kaçındık. Bu artık işlemiyor”…
Davos-Dünya Ekonomik Forumu’nda Kanada Başbakanı Mark Carney’in yaptığı konuşmayı duymuş, dinlemiş olmalısınız. “Doğru söylüyor” diye alkışlayanlar dahil, bu itirafın sunduğu gerçekleri on yıllardır savunanlar, dünyanın canına ve malına çökerek yaşattıkları “sistem” kendi kapılarına dayanınca nedamet getiriyorlar sanmayın! “Etkin pişmanlıktan yararlanma” konuşmasıdır hepsi.
Ama çok geç…
***
“Bu sene Davos çok kalabalıktı”!
Bizde de öyledir, ‘taziye evi’ kalabalık olur…
Müesses ekonomik nizamın, işte yukarıda Kanada Başbakanı’nın bahsettiği rezil sistemin tapınağı orasıdır. Haliyle çok kutuplu düzene geçiş sürecinin ve Trump Amerikası’nın getirdiği faturaları onlar da ödüyor…
Davos buluşması; Grönland, Gazze, Ukrayna ve ekonomik krizlerin zamanlamasında yaşandığından, Avrupa-ABD arasındaki çözülme ‘yıkıma’ kadar yükseldi. AB’nin ABD ile ticaret anlaşmasını iptal adımı ve Grönland, NATO Genel Sekteri’nin araya girmesiyle yumuşadı ama yukarıdaki “çok geç”i değiştirmeyecek. Davos’un temel konusu olan “para-politik” bu yüksek krizlerin gölgesinde kaldı. Yine de kapalı kapılar arkasında “CEO kurulları” yeni dünyada yollarını nasıl bulacaklarını kestirmeye çalıştılar. Ama bahsimiz o değil. Avrupa-ABD gerilimi, Grönland, Barış Kurulu, Ukrayna gerçeklikleri üzerinden, “Avrupa ve İngiltere”nin ne yapacağı, çıkmazı nasıl aşacağı üzerine…
Uzun tahlillere girip hafta sonunuzu boğmayayım; ABD, Grönland’ı istiyor mu, istiyor. Rusya buna dalga geçerek ne dedi, “200-250 milyon eder”. Düşünün ki, ABD-Avrupa arasında Grönland pazarlığı yapılıyor, fiyatı Rusya belirliyor! Bu müstehzi yaklaşımın arkasında jeopolitik dram var; Rusya ve Amerika, Avrupa’yı presliyor. Washington ve Moskova, İngiltere ve Avrupa’nın canına okuyor. İş, ‘Trump ve Putin’in istediği gibi bir Avrupa’ya gidiyor. Onlar da bir çıkış arıyorlar ama “etkin pişmanlıktan yararlanamayacaklar”. Görebildikleri tek ışık ise Çin!
***
Trump Amerikası veya Putin biraz gevşese, şimdi tövbe ettikleri o sisteme hemen döneceklerinden kuşkunuz olmasın. Ama Çin’i bir koz/kart olarak mı kullanacaklar yoksa işi ciddi ciddi Avrupa-Çin ittifakına mı yükseltecekler bilemeyiz. Fakat bu adımları atıyorlar. Orada da hiç ağır ticaret anlaşmalarına, gizli-kapaklı toplantılara vs girmeye-ceğim. Gayet “yüzeysel” örnekler vereceğim; Kanada Başbakanı bu hafta Çin’e gidiyor. İngiltere elli kere gitti. Almanlar da öyle. İngiltere için örneğimiz ise şu; “Çin’in İngiltere’nin başkenti Londra’da yeni ve çok büyük bir büyükelçilik açma planı tartışmalara neden oldu. İngiltere hükümeti, başkentte ‘mega büyükelçilik’ olarak adlandırılan Çin’in yeni büyükelçilik inşa etme planlarını onayladı”. (Hürriyet, 20/01.) Beklenin aksine Hindistan’ı Rusya’ya kaptırınca böyle bir yol düşündüler herhalde!
***
Grönland’da sular sakinlediyse de durulmadı. Bitmedi yani. ABD orayı bırakmayacak; ekonomik yolla, diplomatik yolla, vs. Askıya alınan, güç yolu sadece. Trump’ın, “Evet’ derseniz minnettar oluruz. ‘Hayır’ derseniz unutmayız” dediği o.
“Barış Kurulu” meselesi de öyle; Gazze özelinde başlayan platform, şimdi, “bambaşka bir çehreye, bir tür yeni BM’ye dönüşür mü” tartışmalarına sahne oluyor. Yine Trump’ın, “8 tane savaşı bitirdim, birinde BM’yi göremedim” sözünün anlamı düşünülmeli…
Davos üzerinden geldiği için-Çin’e uzanmasına rağmen-Avrupa merkezli görünen bu tartışmaların Türkiye’yi ilgilendiren boyutu, Suriye dahil, önemli ve kritik…
***
İki üçgen var. Türkiye-S. Arabistan-Pakistan ve İsrail-BAE-Hindistan. Bir de müstakilen İran. Bu iki üçgene ABD’nin yaklaşımı bir tercih noktasında değil. Hepsini istiyor. Üçgenlerin arasındaki rekabeti/gerilimi herkes görüyor ama iki üçgenin uyumlulaştırılması en ideal form Washington’a göre. Bunun varacağı yer, Ortadoğu’nun yeni küresel düzende nerede duracağını belirleyecek. Türkiye’nin başrolü ise iki üçgen kırılsa da birbirine sarılsa da değişmeyecek. Suriye’deki değişim mikro analizlerin ötesinde bunu işaret ediyor…
Avrupa’nın Çin formülü ise açık biçimde Türkiye’ye de bağlı hale geliyor. Ankara’nın siyaseten, ekonomik olarak, güvenlik olarak “muhtaç” durumdaki Avrupa’ya sürekli, “yeni dünyada stratejik bir oyunca olarak kalmayı istiyorsanız Türkiye ile çalışacaksınız” mesajı göndermesinin sebebi bu…
İran’a gelince; Suriye’nin “düzenlenmesinin” ardından “arızalı” Tahran’ın, iç olaylar sırasında dışarıdan vurulmaktan kılpayı kurtulduğunu biliyoruz. Bu tehlike devam ediyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu kadar harala-gürele arasında İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ı aramasının sebebi burada gizli. Nitekim, görüşme sonrasında yaptığı, “İran’a dış müdahaleye karşıyız” açıklaması, riskin büyüklüğünü gösteriyor…
Son söz şu olsun; Türkiye’nin küresel araf döneminde çekim merkezine dönüşmesinin nedeni, muğlak ve istikrarsız dönemlerde güç ve karakterin büyük albeni yaratması. Gri alanların hasadı böyle yapılır…
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.