
Türkiye’nin tarihin en önemli buluşmalarından birine ev sahipliği yapacağı NATO zirvesine bir aydan az bir zaman kaldı. Zirve öncesinde güneyimizde, kuzeyimizde, doğumuzda ve batımızdaki gelişmelerin toplamından oluşan mevcut jeopolitik ise krizler, tehditler ve dayatmalar ve yer yer de fırsatlarla dolu. Tarihin her kritik eşiğinde olduğu gibi böylesi kaotik dönemler karşısında devlet aklını oluşturan öngörü ve politikalar, geliştirilen refleksler, askeri, stratejik ve diplomatik kapasiteler, riskler ve algıların yönetimi, iç cephenin tahkimatı her zamankinden daha hayati bir önem arz ediyor.
İşte tam da bu yüzden “Terörsüz Türkiye” süreci sadece terör örgütünün silah bırakması ve etkisiz hale getirilmesinden ibaret değil. Aksine tüm bölgenin terörden arındırılması ve beraberinde; enerji, ticaret yollarının güvenliğinin tesisi, Türkiye’nin ileri savunma hatlarının tahkim edilmesi boyutları ile ele alınması gereken bir süreç. Bu yönden süreç sadece dar kapsamlı bir güvenlik politikası olmaktan öte toplumsal birlik ve iç istikrarın artırılması, vadettiği ekonomik refah ve demokratik kazanımları ile de Türkiye Yüzyılı’nın en kritik ve en kapsamlı adımlarından biri.
Süreç geçmişteki örneklerle mukayese edildiğinde de sadece bir siyasi açılım olmanın ötesinde, yüzyıllardır stratejik önemi yüksek bu coğrafyada varlık gösteren kadim bir ülke olarak Türkiye’nin önümüzdeki dönemde karşılaşabileceği risk ve tehditlere karşı güçlü devlet aklı ve öngörüsünün de bir tezahürü olma özelliği taşıyor.
Bu devlet aklının nasıl kavramsallaştırıldığına, neyi hedeflediğine ve iç cephenin tahkimatına verdiği önemi anlamak için bu hafta gerçekleştirilen üç ayrı konuşmanın satır aralarına bakmakta fayda var.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Grup Başkanı Özgür Özel nedeniyle Meclis Grubu’nda gerçekleştiremediği Genel Merkezdeki konuşmasında Türkiye’nin milli güvenliğine yönelik mesajları hayli dikkat çekiciydi ve belki de ilkleri barındırdı. Kılıçdaroğlu’nın “Yakında Kudüs’te birlikte şükür namazı kılacağız. Osmanlı’nın topraklarına bakın. Türkiye o coğrafyaya gitmek, o coğrafyada kendi kişiliğini geliştirmek zorundadır. Küçülerek değil, büyüyerek gitmek zorundayız. Osmanlı coğrafyasında Türkiye olmalı” ifadeleri geçmiş dış politika söylemleri ile karşılaştırıldığında çarpıcı bir değişimi ortaya koydu. Etki coğrafyasına ve tarihsel bağlarına yapılan bu vurgular yanında Türkiye’nin buralarda daha etkin ve görünür rol üstlenmesi gerektiğini ifade eden Kılıçdaroğlu’nun bundan sonraki dönemde milli güvenlik ve dış politikaya ilişkin açıklamaları hayli merak konusu olacak.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin iç ve dış kamuoyuna verdiği mesaj çok net. Jeopolitik dayatmalar, tehditler ve fırsatlar karşısında Türkiye her zamankinden çok daha güçlü olmak zorunda ve iç cephenin tahkimatı bu noktada hayati bir rol oynuyor. Devlet aklı devrede, siyaset bunu anlamış ve mutabakata varmış durumda. Halâ anlamayanlara sabır ve kararlılıkla bu gerçeğin anlatılmasına devam edilmesi gerekiyor. Anlamamakta ısrar edenlere ise ne yapılsa kâr etmeyecek görünüyor.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.