İslam dönemi felsefesi (2)

04:0018/05/2026, Pazartesi
G: 18/05/2026, Pazartesi
Ömer Türker

İslam tarihinde Hz. Peygamber (sav) döneminde başlayan, Hulefâ-i Râşidîn ile devam eden, Emevîler döneminde zirveye ulaşan bir coğrafi genişleme olmuş, o dönemin bilinen dünyasının önemli bir kısmı Müslümanların yönetimine girmiştir. Kısa sürede gerçekleşen bu muazzam fütuhat, tahmin edileceği üzere sadece siyasi bir genişleme değildir. Hz. Peygamber’in tebliğ ettiği hakikat ve bu hakikatin gereği olan yaşam tarzı, kadim dünyanın belli başlı merkezlerine ulaşmış ve oralarda kök salmış dinî gelenekler,

İslam tarihinde Hz. Peygamber (sav) döneminde başlayan, Hulefâ-i Râşidîn ile devam eden, Emevîler döneminde zirveye ulaşan bir coğrafi genişleme olmuş, o dönemin bilinen dünyasının önemli bir kısmı Müslümanların yönetimine girmiştir. Kısa sürede gerçekleşen bu muazzam fütuhat, tahmin edileceği üzere sadece siyasi bir genişleme değildir. Hz. Peygamber’in tebliğ ettiği hakikat ve bu hakikatin gereği olan yaşam tarzı, kadim dünyanın belli başlı merkezlerine ulaşmış ve oralarda kök salmış dinî gelenekler, hukukî teamüller, örfler, adetler ve alışkanlıklarla karşılaşmıştır. Genişleme ve yayılma sayesinde bir din ve hayat görüşü olarak İslam’ın kuvve halindeki hususiyetleri fiil haline gelmeye ve tahakkuk etmeye başlamıştır. Hz. Peygamber’in kurduğu nizamın dini, siyasi ve içtimai kabiliyetleri farklı medenî havzalarda yeşerme imkânı bulmuştur. Karşılaşma ise esas itibariyle yeni dinin temsili, mevcut geleneklerden tefriki ve sahihliğinin sınanma tecrübesini mümkün kılmıştır.

Bugünün İspanya’sından Hindistan’daki İndus nehrine uzaman topraklar bütün dönemlerde muazzam bir hacimdir. Mesele bir Arap fütûhâtı olsaydı bu vakıayı güçlerini birleştiren Arap kabilelerinin ulaşabildikleri toprakları zaptederek büyük bir siyasî, iktisadî ve kültürel hareketlilik oluşturduğunu söyleyerek açıklayabilirdik. Fakat vakıa böyle açıklanmaya elverişli değil. Zira Müslümanlar Hz. Peygamber’in temsil ettiği hakikat bilgisini ve buna uygun yaşam tarzını tevarüs etmek ve dünyanın geri kalanına ulaştırmak için Şerî bilimler adını verdiğimiz bir bilimler manzumesi inşa ettiler. Yeni bilimler, daima yeni araştırma alanları, yeni yöntemler, yeni bilgiler ve yeni yorumlar anlamına gelir. Bu sebeple Şerî bilimler, İslam’ın Milâdî yedinci yüzyılda kadim dünyanın kalbinde kurup zamanla çeperlerine doğru yaydığı yeni bir dünyanın bilimlerini yani yeni bir aklı temsil eder.

Bu akıl esas itibariyle nazarî ve amelî (teorik ve pratik) olmak üzere iki boyuta sahiptir. Kelamın, bir yönüyle tasavvufun ve kısmen fıkıh usulünün temsil ettiği nazarî (teorik) boyut ile fıkhın ve bir yönüyle tasavvufun temsil ettiği amelî (pratik) boyut. Dil bilimlerini, yöntem bilimlerini ve geniş anlamıyla tarih araştırmalarını da dahil ettiğimizde ulaşılabilen tüm mevcutları bilimsel dakiklikle araştırma ve incelemeyi amaçlayan bir bilimler külliyatı ortaya çıkmıştır. Bu bilimler külliyatının nasıl oluştuğu bu yazının sınırlarını tabii ki aşar ama sadece şunu söylemekle yetineyim: Şerî bilimlerin neredeyse tüm kurucu düşünürleri Hicrî birinci asrın son çeyreği ile ikinci asrın ilk yarısında yetişmiş ve vefat etmiştir. Yani İslam yüzyıl içinde kendi bilimler külliyatını inşa etmiş ve düşünürlerini yetiştirmiştir. Dahası, bu süreç, İslam’ın ulaştığı tüm bölgelerin katıldığı, temel kabullerini, duyarlılıklarını ve hedeflerini İslam’dan alan ortak bir düşünce dünyası ve hayat nizamının kurulduğu bir süreçtir.

Benim bildiğim kadarıyla insanlık tarihinde bu denli kısa sürede bilimlerin inşa ve tasnif edildiği, büyük hukukçuların, teologların, tarihçilerin, dilcilerin ve başka pek çok alanda düşünürlerin yetiştiği başka bir dönem yoktur. Hala tartıştığımız büyük sorunların neredeyse tamamı Hicrî ilk yüzyılın son çeyreğinde doğup ikinci yüzyılın ikinci yarısında vefat eden Müslüman düşünürler tarafından vazedilmiştir.

Hem bu söylenenlerin kuru bir retorik olmadığını anlatmak hem de felsefe geleneğinin İslam’da nasıl ortaya çıktığını, ne anlama geldiğini ve İslam’ın tüm yönleriyle tarihini kavramak için ne denli ihmal edilemez olduğunu kavrayabilmek için üç Şerî bilimin kuruluşunu örnek vereceğim: Fıkıh, kelam ve tasavvuf.

#Aktüel
#hayat
#Ömer Türker