Çocuklarımız niçin bu halde, nasıl kurtulur? (III)

04:0028/04/2026, Salı
G: 28/04/2026, Salı
Serdar Tuncer

Kötü, yanlış ve çirkinin konuşuldukça ve görünür oldukça normalleşme gibi bir huyu var. ‘Asla yapmam’ dediğimiz şeyler arkadaş çevresinde konuşulur oldukça, ekranın her türlüsünden önümüze düştükçe; önce ‘herkes yapıyor’ sıradanlığına sonra ‘ne var ki bunda’ aymazlığına dönüşüyor. Bir de bakmışız ki o ikrah ettiğimiz fiili keyifle yapıyoruz, ayıpladığımız kıyafeti zevkle giyiyoruz, tiksindiğimiz mekandan selfi paylaşıyoruz. Geçmiş olsun. İyi, güzel ve doğru olan şeyler için bu süreç böyle işlemiyor.

Kötü, yanlış ve çirkinin konuşuldukça ve görünür oldukça normalleşme gibi bir huyu var. ‘Asla yapmam’ dediğimiz şeyler arkadaş çevresinde konuşulur oldukça, ekranın her türlüsünden önümüze düştükçe; önce ‘herkes yapıyor’ sıradanlığına sonra ‘ne var ki bunda’ aymazlığına dönüşüyor. Bir de bakmışız ki o ikrah ettiğimiz fiili keyifle yapıyoruz, ayıpladığımız kıyafeti zevkle giyiyoruz, tiksindiğimiz mekandan selfi paylaşıyoruz. Geçmiş olsun.

İyi, güzel ve doğru olan şeyler için bu süreç böyle işlemiyor. Ne kadar konuşulup, görünür olsa da onları yapabilmek diğerleri kadar kolay değil. Neden? Galiba yanlışa giderken şeytan önden çekiyor nefsimiz arkadan itekliyor bizi. Ama doğruya yönelecek olsak şeytanda iğvanın bin çeşidi, nefste mazeretin binbir türlüsü. İnsan yanlışı nefsinin desteğiyle yapıyor, doğruyu nefsine rağmen. Neyse, asıl konumuz bu değil.

Geleneksel, dijital ve sosyal medya bu görünür kılma ve normalleştirme cihetiyle hem ‘iyi, güzel ve doğrunun’ hem de ‘kötü, yanlış ve çirkinin’ bir nevi organik belirleyicisine dönüştü. Aileden, okuldan, camiden öğrenilenle medyadan öğrenilen aynı değil. Birinin ak dediğine diğeri kara diyor. Aileyle zaruret miktarı, camiyle Cuma’dan Cuma’ya, okulla mecburiyet tahtında olan merhaba; medya ile sürekli, hemen her an, her platformda ve haz odaklı. Hal böyle olunca doğrunun ve yanlışın belirleyicisi aile, cami, okul, akıl ve kalp değil bütünüyle medya oluyor. Fecaatin büyük-lüğünü ve gençlerimizin düştüğü hal bağlamında medyanın sorumluluk çerçevesinin ne olması gerektiğini düşünebiliyor musunuz? Türkiye yüzyılı hayali kuruyoruz. Bunun için en temelde iki ihtiyacımız var: mutabakat ve tutarlılık. Tutarlılık; cami, okul, mahkeme, sanat, meclis, külliye, aile, çarşı hepsinin birden aynı dili konuşması demek en basit haliyle. Bu hususta büyük açmazımız var zaten ama bir de medya işin içine girdi mi meselenin halli hepten imkansızlaşıyor.

Dijital platformları ve sosyal medyayı bir kenara bırakalım. Geleneksel medyada yayımlanan programların, dizi ve filmlerin kabaca bir hesapla yarıdan çoğu değerlerimize, maneviyatımıza, ruh köklerimize kibrit suyu dökmekle meşgul ve biz seyrediyoruz sadece. Kadın programı diye tabir edilen saçmalıklar manzumesine ne hikmetse hiç kimse dur diyemiyor. Ailenin, evliliğin, namusun, utanmanın, saygının, hürmetin, edebin, İslam ahlakının, Türk örfünün canlı yayında canına kastediliyor, haysiyetine musallat olunuyor, ırzına göz dikiliyor. Vicdan, izan ve insaf sahipleri tarafından yazılar yazılıyor, soru önergeleri veriliyor, çağrılar yapılıyor ama netice değişmiyor. Reklam mı, rating mi, bilmediğimiz başka bir şey mi; her ne sebeple olursa olsun iki programı yayından kaldırmaya bir türlü gücümüz yetmiyor.

Çeteye, serseriliğe, üçkâğıda, kavgaya, edepsizliğe her türlü melanete serenat kıvamında diziler birbiriyle yarışıyor ekranlarda. Yan baktın, yüksek sesle konuştun, yürüyüşünü beğenmedim kavgasında gençlerimiz katlediliyor sokaklarda. Ne cana kıymet var, ne anaya hürmet, ne kadına şefkat, ne düşene merhamet… Biraz ve bazen para cezası, bazen küçük ikazlar, biraz kınayan cümle; ama hep rating, hep yarış, hep daha kötüye doğru gidiş!

Kendimize söz geçiremediğimizi, bizden olana diş geçiremediğimizi saklamak istercesine ve orada beceremediğimiz işin vicdanımıza yüklediği sorumluluğu hafifletmek istercesine el oğlunun dijital platformlarına boykot çağrıları yapıyor, onları ahlaksızlıkla itham ediyor, ‘aile elden gidiyor’ diye aileyi katlettiğimiz ekranlardan feryat ediyoruz. Ahlaksızlığımız mı daha büyük çelişkimiz mi bilemedim.

Bazı programları ve dizileri yayından kaldırmak, Türk televizyonunda yayınlanacak her bir program türü için kat’i ölçüler ve prensipler belirlemek, bazı dijital platformları ülke çapında ve süresiz yasaklamak, bazı uygulamaların Türkiye’de kullanılmasını engellemek, yayıncılığın her sahasında kırmızı çizgileri net bir şekilde tespit ettikten sonra ihlal edene ibretlik cezalar vermek; ve bütün bunları kim ne derse desin, hangi kriter bizi ne ile bağlarsa bağlasın, hangi uluslararası kuruluş bizi kınarsa kınasın, sonu ne olursa olsun bihakkın uygulamak olmazsa olmazımızdır. Devletimize, milletimize, istikbalimize, gençlerimize kıymet veriyorsak bu meseleyi halletmek zorundayız.

Çağrımı demokratik bulmayanlar için önümüzdeki hafta bir yazı yazayım demokrasiye dair.

#toplum
#aktüel
#hayat
#Serdar Tuncer