İyi ki Devlet Başkanı değilim!

04:006/01/2026, Salı
G: 6/01/2026, Salı
Serdar Tuncer

İşçi sınıfından. Solcu bir ailede doğdu. İş hayatına otobüs şoförü olarak başladı. Babası gibi sendika lideri oldu. 2000’de Ulusal Meclise seçildi. Önce Meclis Başkanı, ardından Dışişleri Bakanı ve Devlet Başkan Yardımcısı oldu. 5 Mart 2013’te Chavez’in ölümünün ardından geçici olarak Başkanlığı devraldı. 2014 Nisan’ında yapılan özel seçimde Venezuela Birleşik Sosyalist Partisi adayı olarak kazandı ve Venezuela Devlet Başkanı oldu. Biraz sosyalist, biraz diktatör, biraz devrimci, çokça ABD karşıtı,

İşçi sınıfından. Solcu bir ailede doğdu.

İş hayatına otobüs şoförü olarak başladı. Babası gibi sendika lideri oldu. 2000’de Ulusal Meclise seçildi. Önce Meclis Başkanı, ardından Dışişleri Bakanı ve Devlet Başkan Yardımcısı oldu. 5 Mart 2013’te Chavez’in ölümünün ardından geçici olarak Başkanlığı devraldı. 2014 Nisan’ında yapılan özel seçimde Venezuela Birleşik Sosyalist Partisi adayı olarak kazandı ve Venezuela Devlet Başkanı oldu. Biraz sosyalist, biraz diktatör, biraz devrimci, çokça ABD karşıtı, farklı bir adamdı. Diriliş Ertuğrul izler, Gazze’yi destekler, Trump’a kafa tutar, dans ederdi. 3 Ocak 2026 gecesi yapılan saldırıda üstünde eşofmanları, yanında eşiyle kelepçelenip ABD’ye götürüldü.

Bundan böyle dünya petrol rezervlerinde birinci sırada, doğalgaz kaynaklarında sekizinci sırada olan; 7 tonun üzerinde potansiyel altın rezervleri, demir, bakır, boksit, kömür, nikel, kalton, elmas, çinko ve titanyum gibi madenleriyle, jeopolitiği ve biyolojik mega-çeşitliliği ile parmak ısırtan güzel Venezuela, ABD’nin gayrı resmi eyaletidir. Geçmiş olsun.

Rusya Ukrayna’yı almak için 3 yıldır çabalasın, İsrail-İran canları sıkıldıkça kapışsın, Çin kendince tehditler savuradursun bu işin bu zamanda Amerikancasının nasıl yapıldığını bütün dünya hayretler içinde izledi. Hayretler içinde ve utanarak! Uluslararası hukuk, BM, savaş ahlakı, mertlik, haysiyet, onur, devlet ciddiyeti, hesap verilebilirlik; hepsi bir anda masal oldu. Kocaman bir şaka gibi her şey. Adamcağızın üstündeki eşofmanın ABD stokları birkaç saatte tükendi. Ben yazıyı yazarken Maduro -gördüklerim doğruysa- bir sirk maymununa bile reva görülmeyecek cinsten hakaretle bir arabanın içinde New York sokaklarında sergileniyordu.

Demokrasi, hürriyet, eşitlik, adalet, insan hakları; hepsinin birden yalan olduğu bir zamandayız. Safları uyutmak için söylenen tatlı bir ninni gibi insanlığın güya (!) ortak değerleri yahut ahmaklar uyanmasın diye gözlere çekilen bir perde gibi, ötesi yok! Çivisi çıkmış dünyanın, gücü yeten yetene!

Aylardır yapılan planlar, 150’yi aşkın helikopter ve uçağın başkent semalarında uçması, atılan bombalar, Delta Force ekibinin kusursuz operasyonu; geçin bunları, kimse maval okumasın! Dedem Korkut yaşasaydı helikopterde Maduro’nun kulağına eğilir, “Kahpe içeriden olursa kapı kilit tutmaz oğul!” derdi. Mesele buncağızdan ibarettir.

Bir ülkenin satılmışları, müstemleke ruhluları, kifayetsiz muhterisleri, ikbalini ülkesinden çok sevenleri, Batı’yı bir halt belleyenleri, kökünü inkar edenleri, doğduğu toprakların mayasıyla kavga etmeyi modernlik zannedenleri, şahsiyetsizleri, ciğeri beş para etmezleri; öyle ya da böyle devlet kademesinde, askeriyede, bürokraside, medyada, sanatta söz sahibi olmadan ve günü geldiğinde gücü yettiğince işgalciye destek vermeden o ülkenin devlet başkanı hiçbir surette gece yatağından böylesine aşağılanarak alınamaz!

Dışarıdan gelecek her hainlik başarılı olmak için içerideki kahpelerin desteğine muhtaçtır! Dedem Korkut elbet haklıdır ama sözün burasında kahpelerden bir helallik istemeli. Onların sattıkları

sadece kendi bedenleridir zira. Bu namussuz güruh ise devletini, milletini, istikbalini, istiklalini, onurunu, şerefini, haysiyetini, hürriyetini, mazisini,

ruhunu satar da bana mısın demez!

Venezuela’ya hiç gitmedim, Maduro’yu tanımam, herhangi bir ülkenin devlet başkanı değilim. İyi ki de değilim.

Ben bu zamanda bir ülkenin devlet başkanı olsaydım ve gidişatı böylece seyretseydim; daha fazla demokrasi, daha fazla insan hakları, daha fazla ifade hürriyeti, daha çok zenginlik, daha çok bilmem ne için asla uğraşmazdım. Hemen bir olağandışı hal ilan ederdim, süresiz. Olağanüstü değil olağandışı, doğrudur. Yaşananlar olağandışı çünkü ama yapacağım iş olağanüstü!

Bütün enerjimi daha azlara harcardım. Daha az hain, daha az satılmış, daha az omurgasız, daha az şahsiyetsiz, daha az toprağının ruh kökleriyle kavgalı, daha az köle ruhlu, daha az ikbâlperest, daha az alçak! Bu ‘daha az’ları azalta azalta hiç edene de kadar durmazdım. Karakas semalarında uçan uçakların günün birinde benim ülkemin başkentinde uçması için yazanları, konuşanları, siyaset yapanları, hayal kuranları, güzelleme yapanları, yürüyenleri, öksürenleri; yani kahpelerin yanlarında azize kalacağı kadar kahpeleşme potansiyeli olan herkesi toplar, o çok sevdikleri ülkeye yahut ülkelere ihraç ederdim.

Ülkelerin bekâ problemini dışarıda aramanın anlamsız, içeride bulamamanın imkânsız olduğu bu olağandışı zamanlarda, ben bir devlet başkanı olsaydım, hainlere demokrasinin hatırına gönderilecekleri ülkeyi, insan haklarının hatırına alınlarına yapacağım dövmenin dilini seçmelerine müsaade ederdim, o kadar!

#abd
#politika
#Serdar Tuncer