Keşke Fenerbahçeli olsaydım

04:0012/05/2026, Salı
G: 12/05/2026, Salı
Serdar Tuncer

Elliye merdiven dayadım, hâlâ kırkların kemâlâtından eser yok ahvâlimde. Kırklı yaşların kemâlâtı kastettiğim; yoksa üçler, yediler, kırklar ahvali değil. Adam olamadık ama çocuk da değiliz, haddimizi biliriz bir parça. Kırk yaş nübüvvete, velayete, kemâlâta kendisinden geçilen, zamandan yontulmuş bir eşik gibi, oranın ötesi sahili selamet. Avam için dahi küçük afacanlıkların, şirin haylazlıkların, kanın deli akması sebebiyle zuhur eden envâî malayâni ve çiğliklerin bundan sonra geride bırakılacağına,

Elliye merdiven dayadım, hâlâ kırkların kemâlâtından eser yok ahvâlimde. Kırklı yaşların kemâlâtı kastettiğim; yoksa üçler, yediler, kırklar ahvali değil. Adam olamadık ama çocuk da değiliz, haddimizi biliriz bir parça.

Kırk yaş nübüvvete, velayete, kemâlâta kendisinden geçilen, zamandan yontulmuş bir eşik gibi, oranın ötesi sahili selamet. Avam için dahi küçük afacanlıkların, şirin haylazlıkların, kanın deli akması sebebiyle zuhur eden envâî malayâni ve çiğliklerin bundan sonra geride bırakılacağına, hepten terk edilemese bile ufaktan hale yola gireceğine vehmedilen zaman dilimi.

Çocukken, kırkına basmış amcalar bizim için meselelerini halletmiş, usul erkan bilen, irfan ehli, görmüş geçirmiş, hayatındaki her bir şeyi yerli yerine koymuş, koca koca adamlardı. Hayranlıkla karışık bir ihtiramla yanlarında oturur bir gün onlar gibi olabilme hayali kurardık. Ellilere geldik, tık yok! Onlardan birisini bulup sorasım var şimdilerde: Siz de bizim gibiydiniz de biz mi sizi gözümüzde büyütmüştük? Yahut beş-altı yaşlarındaki uşaklara mı sorsam: Sence ben kâmil bir adam mıyım? Amcalar tebessümle, çocuklar gülerek mukabele eder galiba sualime. Ne ben amcaların tebessümünden bir şey anlarım ne çocuklar benim sualimden bir şey anlar. Bu dünya böyle.

Tababet ehli zevat ilmin geldiği noktaya bakarak, insan ömrünün yakın gelecekte bir elli sene kadar uzayabileceğinden bahsediyor ve diyorlar ki: Ama bu elli sene ömrün sonuna değil başına ilave edilecek! Bu şu demek sanırım: Yüz elli sene yaşayacaksın ama ilk yetmiş beşinde çocuk olacaksın. Ak sakallı bebeler yani. Bu tür bilimsel saptamaları okuyunca halimden biraz umutlanır gibi oluyor ve teselli buluyorum. Kırk kemâlât yaşı ama o eskidendi. Artık altmışlarda adam olunuyor, daha vaktin var Serdarcığım.

Bu hesaba göre Serdar Tuncer’in Galatasaray maçlarını takip etmekten, kötü futbola üzülmekten, şampiyonluğa sevinmekten, yıldız hesabı yapmaktan, kadroyu ezbere bilmekten, futbol yorumlarını seyretmekten, hatta farklı isimlerle spor radyolarına telefon bağlantısıyla katılıp içini dökmekten kurtulmak için daha on senesi var. Latife bir yana artık Futbol diye bir gündemim olmasından utanıyorum yahu! Ontolojik ızdıraplar, egzistansiyal sorular, kriz entelektüeller, muhasebeler, seherlerde tespihler, miraca gölge secdeler, tenhalarda gözyaşları çağımızı ikinci kez ‘dört sene üst üste şampiyon olduk’ şarkısına kurban ediyoruz. Nedir bu Cimbomdan çektiğimiz?

İki sene evvel Trabzonspor maçı için kombine koltuğumuzda bizim Süleyman’la otururken önce kalbime sonra başımı kaldırıp şöyle bir ortama baktım ve dedim ki: Kurban ben çıksam sana ayıp olur mu? Maçın 17. dakikasıydı. Stattan ayrılırken içimde güzel bir neşe vardı, bu iş bu defa oldu galiba dedim. O sıra baktım ki elim radyoyu kurcalıyor, maçın anlatıldığı bir radyo bulabilme umuduyla. Arabayı hızla sürüp ilk yarısını ve devre arası yorumlarını radyodan dinlediğim maçın ikinci yarısına ofise yetiştim. Öp babanın elini. Televizyonda seyretmek statta seyretmekten daha az lüzumsuz iş sanki!

Utanıyorum bu yaşa gelip hâlâ fanatik diyebileceğim ölçüde taraftar olmaktan ama suç hep benim değil galiba. Hangi takımı tuttuğun da mühim. On senede bir kez bile şampiyon olmasalar, her sene bir hoca değişse, yönetim işi eline yüzüne bulaştırsa, galip geldiğimiz maçın son dakikalarında bile tedirginlikle seyretsek, o sene bu sene diye diye ömrümüz geçse; bir yerden sonra illallah derdik ve fanatik bir taraftar olmaktan kurtulmak çok kolay olurdu. Üstelik hem futboldan kurtulur hem yanı sıra pek çok güzel ahlak ve hasleti de katardık gariban bünyeye. Hep umut verip hiç başaramamasına rağmen takımımızın yanında durur vefamızı gösterirdik. En olacak zamanda bile şampiyon olamayışlarına boyun büker sabrı öğrenirdik. Kim ne derse desin duruşumuzdan taviz vermez sadakat talim ederdik. Dost meclislerinde şaka yollu sataşmalara ses çıkarmaz dervişlik taklit ederdik. Her şeyi yapmalarına rağmen başaramayışlarına bakar ‘nasip’ ve ‘takdir’e itimadımız artardı.

Diyeceğim o ki dostlar, ellili yaşlara yaklaşmışsak ve hâlâ futbol diye bir gündemimiz ve vefa, sabır, sadakat hususlarında eksiğimiz ve noksanımız varsa; nasip ve takdire itimadımızla birlikte hâlâ dervişlikten kâmilen behremiz yoksa sebebi biraz da taraftarını şampiyonlukla bile mutlu edemeyecek kadar çok şampiyon olan Galatasaray’dır.

#Toplum
#Futbol
#Serdar Tuncer