İran savaşının dumanları henüz tütüyor; Körfez coğrafyasındaki ateş yer yer harlanırken Trump’ın beklenen Çin ziyâreti gerçekleşiyor. ABD Çin’e çok kalabalık bir heyet ile gidiyor. Heyette sâdece diplomatlar değil, enerji ve teknoloji dünyâsının ileri gelenleri de mevcut. Dünyâ kamuoyu bu görüşmelerden barış adına mühim bir anlaşma bekliyor. Bu iyimser bir beklenti. İki devlet ve millet arasındaki ekonomik karşılıklı bağımlılık ilişkileri bu iyimser beklentilerin başat garantisi olarak değerlendiriliyor.
İran savaşının dumanları henüz tütüyor; Körfez coğrafyasındaki ateş yer yer harlanırken Trump’ın beklenen Çin ziyâreti gerçekleşiyor. ABD Çin’e çok kalabalık bir heyet ile gidiyor. Heyette sâdece diplomatlar değil, enerji ve teknoloji dünyâsının ileri gelenleri de mevcut. Dünyâ kamuoyu bu görüşmelerden barış adına mühim bir anlaşma bekliyor. Bu iyimser bir beklenti. İki devlet ve millet arasındaki ekonomik karşılıklı bağımlılık ilişkileri bu iyimser beklentilerin başat garantisi olarak değerlendiriliyor. Toplantılardan uzlaşma çıkacağını düşünenler bunu ileri sürerek,
müşterek menfaat temelinde bir dengenin sağlanacağına ve siyâsî ve askerî tansiyonun düşürüleceğine bel bağlamış vaziyetteler
. Eğer bu gerçekleşirse, İran savaşı da sona erecek ve dünyâ ekonomisini tehdit eden Hürmüz Boğazı açılarak bir normalleşme yaşanacak; herkes de derin bir nefes alabilecektir.
Doğrusu ben pek de o kanaatte olmadığımı ifâde etmeliyim. Savaş ekonomiye hâriçten gelen ve ekonomiye karşı çalışan bir hâdise değildir. Tam aksine olarak,
savaş bizzat ekonominin içinden gelir.
Savaş siyâsî bir kararla başlar. Ama bu, zannedildiği üzere
başlatıcı değil tamamlayıcı
bir evredir. Daha derinde savaşlar ekonomik bir mâhiyet taşır. Ezcümle, siyâsetler savaş, ekonomiler barış doğurur tezi hayli sorunlu bulduğum zayıf bir tezdir.
Ekonominin dengeleri bir yerde,
parasal hacim ile üretim hacmi
arasındaki dengedir. Eğer tedâvüldeki parasal hacim, üretim hacminden kabûl edilebilir hudutlardan kat be kat fazla veriyorsa bu krizleri başlatan bir vaziyettir. Çelişki daha baştan şuradadır.
Parasal genişleme bizzat paranın var edilme süreçlerine içkindir.
Para eğer sıkı bir şekilde disipline edilmezse kaçınılmaz olarak geometrik olarak artacaktır. Bunun sebebi bizzat katlamalı olarak parayı büyüten kredi sistemidir. Bu vaziyette iki şeyden birisini yapmak gerekir. Ya bu parasal fazlaya karşılık gelecek bir üretim artışını sağlamalı yâhut bu fazlayı ne yapıp yapıp yakmalısınızdır. Her ikisi de hayli zorludur. Târihte her zaman, kapitalist üretim tarzında ise sıklıkla bu çelişki karşımıza çıkmıştır.
Parasal büyüme ile ekonomik büyüme arasında habis bir çelişki olduğunu görüyoruz.
Para emtianın dolaşımını sağlayan damarları oluşturur. Kapitalizm ekonomiyi daha evvel olmadığı kadar parasallaştırdığı için para-üretim çelikisini daha sık ve derin yaşatır. İşte savaşlar bu dengesizliği zirve yaptığı yerde meydana gelir.
Savaş bir bakıma para fazlasını yakmanın en tesirli çâresidir.
Ekonomilerin birden militarist bir yeniden yapılanması bunun ana işâretlerinden birisidir.
Bugün idrâk ettiğimiz süreçler tam da böyle bir vaziyete işâret ediyor. Geçenlerde ABD’den gelen haber buna misâl verilebilir. Beyaz Saray çeşitli imâlatçıları toplayarak savaş sanâyiine hizmet etmeleri için yeniden yapılanmalarını istedi. Buna göre ABD’de artık daha az otomobil,daha çok tank üretilecek. Bu işkollarının temsilcileri eminim ki buna iştahla sâhip çıkacaktır. Çünkü alıcılar ve sipârişler garantilidir. Çin otomobilleri ile rekâbette zorlanan firmalar için müthiş bir kolaylık ve çıkış yoludur bu. Buna benzer olarak ekonomisi senelerdir durma noktasında olan Japonya ve küçülme rakamlarının konuşulduğu Almanya’nın yoğun bir silâhlanma programını başlatmaları bu manzarayı tamamlıyor.
Hâsılı Trump târihî bir hatâ, ârıza değil, tam da yukarıda işâret ettiğimiz zarûretlerin doğurduğu, süreçle fevkalâde uyumlu figürdür.
Trump’ın veyâ Cumhûriyetçilerin saldırganlığı onu Demokratların karşısında marjinalize etmiyor. ABD hanidir savaşa karar vermişti. Demokratlar ile Cumhûriyetçiler arasındaki fark, savaşın nerede ve nasıl çıkarılacağına dâir; nihâî tahlilde kolaylıkla ihmâl edilebilir olan bir farktır. Bugün Trump gitse Demokratlar gelse de savaş tehlikesi ortadan kalkmayacağından emin olabilirsiniz.
ABD’nin başka bir çıkış yolu olmadığı âşikâr görünüyor. Trump’ın Çin karşısında tek başına ekonomik bir rekâbet üzerinden ABD’ye kazandırabileceği hiçbir şey kalmadı. ABD’deki üretim kayıpları ve balonlaşmalar devâm ediyor. Şimdi isterseniz bir benzetmeyle söylediklerimizi açalım. Eğer ekonomik rekâbet kurallı, hakemli bir boks maçına benzetilecek olursa ABD çoktan ringten çekilmiş vaziyette. Eğer hakem BM veyâ buna mümâsil kurumlar, veyâ uluslararası hukuk ise onu da tanımıyor. Eldivenle değil, muştayla, beyzbol sopasıyla saldırıyor. Tuhaf olan şu: Râkibinin de elinin altında bunların hepsi mevcût. Dolayısıyla ona doğrudan saldıramıyor. Böyle yapmaya cesâreti yok. Bunun yerine rakibinin etrafında dolaşıyor ve hareket sâhasını kapatmaya çalışıyor. Dahası, onunla iş birliği yapanlara, besin kaynaklarına saldırıyor. İran ve Körfez boşuna seçilmedi. Evet,Trump yer yer İsrâil’in tahriklerine kapıldığı oldu. Ama savaşı topyekûn İsrâil’in oyunu olarak görmek eksik bir değerlendirme olur. İsrâil olsun olmasın Trump er geç bunu yapacaktı. Mesele evdeki hesâbın çarşıya uymaması oldu. İran’da ve Körfez tıkanıp kaldı.
Çin bunları görüyor.
Çin jeopolitik aklı büyük bir sabır göstererek yaparak ABD’nin azgın hamlelerine aynı şekilde cevap vermiyor.
Uzakdoğu bilgeliği ile yoğrulmuş bir dövüş tekniği ile rakibinin hamlelerini boşa çıkararak onu biteviye yoruyor; kendi oyunlarına gelmesini bekliyor. ABD’yi asla tahrik etmiyor. Zamâna oynuyor.
ABD’nin masaya kibirle, üstenci bir bakışla oturacağını öngörebiliyorum. Muhtemelen, en başta kapalı Hürmüz’ün Çin’e verdiği zararlardan bahsedecek; eğer Çin İran’ı teslim olmaya iknâ etmezse onu haritadan sileceğini, su, elektrik kaynaklarına, enerji merkezlerine ağır saldıracağını Çin’in bunları kaldıramayacağını söyleyecektir. Çin’de, muhtemelen Rusya’da da bunların hesâbının çoktan yapılmış; karşı tedbirlerin alınmış olduğunu düşünüyorum. Trump’ı bu zirveden eli boş göndereceklerine eminim.
Savaşın yeni epizodunda çok daha dirençli bir İran göreceğimizi ve ABD’nin çok daha zor durumlara düşeceği kanaatindeyim. Bu zorlukların bizim de içinde bulunduğumuz coğrafyaya hangi sürprizleri hazırladığı husûsunda da bâzı tahminlerim var. Bu da müstakil başka bir yazının konusu olsun…