Denizler, siyâset ve Akdeniz (2)

04:0029/06/2026, Pazartesi
G: 29/06/2026, Pazartesi
Yeni Şafak Haberlerini Daha Sık Gör: Tıkla ve Google'da Favorilere Ekle!
Süleyman Seyfi Öğün

Trump’ın birden çark edip, Avrupa’yı ve oradaki NATO dayanışmasını elinin tersi ile itip İsrâil ile berâber ağırlığını Ortadoğu’ya vermesi dengeleri alt üst etti. Bunu duygusal sâikler üzerinden sâdece Evangelikalllerin İsrâil seviciliğe ile izah etmek eksik kalacaktır. Evet bu da mühim bir rol oynuyordu. Lâkin bu esasta ABD’nin, Akdeniz, Basra Körfezi, Kızıldeniz, Hint Denizi, Hazar ve Türkistan’ı içine alan farklı bir dâirede Çin’e karşı, hattı hafif tertip güneye kaydıran daha kapsamlı bir coğrafyayı

Trump’ın birden çark edip, Avrupa’yı ve oradaki NATO dayanışmasını elinin tersi ile itip İsrâil ile berâber ağırlığını Ortadoğu’ya vermesi dengeleri alt üst etti. Bunu duygusal sâikler üzerinden sâdece Evangelikalllerin İsrâil seviciliğe ile izah etmek eksik kalacaktır. Evet bu da mühim bir rol oynuyordu. Lâkin bu esasta ABD’nin, Akdeniz, Basra Körfezi, Kızıldeniz, Hint Denizi, Hazar ve Türkistan’ı içine alan farklı bir dâirede Çin’e karşı, hattı hafif tertip güneye kaydıran daha kapsamlı bir coğrafyayı merkeze alması mânâsına geliyordu. Başka bir açıdan anlatmak icap ederse, Rusya burada “doğrudan” hedeften çıkıyordu. Ama bunu abartmamak lâzım gelir. Alaska manzarası ABD ile Rusya arasında yaşanan bahar havasının, mesele Hazar, Kafkasya ve Türkistan coğrafyası devrede olduğu için geçici olduğunu düşündürüyor.

İran ve Pâkistan burada kilit bir rol oynuyordu. Pâkistan uzun zamandır Çin ile yakın bağlar geliştirmiş, Gwadar gibi çok kritik bir limanı Çin’e kazandırmıştı. Bunun ikizi ise İran’daki Çabahar’dı. İran ise ABD’ye karşı Rusya ve Çin ile derin münâsebetler inşâ etmişti. İlk olarak Belûcistan meselesini kaşıdılar ve İran ile Pâkistan’ı karşı karşıya getirmek istediler. Bu plân tutmadı. İkinci olarak ise Hindistan ile Pâkistan’ı çatıştırdılar. Pâkistan bu savaşta Çin teknolojisinin üstünlüğü ile çok baskın çıktı ve moral bir üstünlük kazandı. Hatırdan çıkarmamak gerekir ki, Pâkistan-Batı ilişkileri İran-Batı ilişkilerinden hayli farklıdır. Pâkistan ABD-Çin rekâbetinde daha çok orta yolcu bir konumda seyreder. Bunun sebebi müzmin düşmanı Hindistan’ın Rusya ile sâhip olduğu derin târihî bağlarıdır. ABD işte bunu kullanarak Pâkistan ile Çin arasına kama gibi giremedi ama hayli sokuldu.

İran giderek daha fazla hedefe giriyordu. Nihâyet olan oldu ve mâhut savaş patladı. İsrâil’in hesapları İran’ın dize getirilmesi sâyesinde Abraham anlaşmalarını büyüterek Ortadoğu’da tam bir hâkimiyet sağlamak ve Hindistan-Basra Körfezi hattını tekeline almaktı. Bunu tek başına yapamayacağı ortadaydı. ABD’yi yanına alarak İran’a saldırdı. Ama netice tam bir hüsrân oldu. Çin ve Rusya’nın desteğini alan İran bu savaşı kazandı. ABD Körfez’deki hâkimiyetini büyük ölçüde kaybetti. Şimdi ABD ve İsrâil Basra Körfezinde ve Kızıldeniz’de debelenip duruyor. Daha geniş bir çerçevede bakacak olursak diğer kazanan Çin oldu.

ABD diğer bir atağını Hazar’da yaptı. Trump, Aliyev ve Paşinyan’ı yanına alarak Zengezur Koridoru’na çöktü. Ermenistan’da Batı yanlısı Paşinyan seçimleri kazandı. (İki müttefik, Hindistan ve İsrâil’in ağırlıklarını Ermenistan ve Âzerbaycan arasında ayrıştırmasını tamâmen danışıklı bulduğumu ilâve etmeliyim). Avrupa (AB+Birleşik Krallık) ile ABD’nin bozulan ilişkileri tuhaf bir şekilde Hazar’da yeniden rayına giriyor. Bununla da kalmıyor ve Asya içlerine doğru uzuyor. Kazakistan ve Özbekistan tedricen Batı çizgisine meylediyor. Bu manzaralar, ABD ile Rusya’nın arasındaki bahar havasını kışa çevirmeye namzet. Buna mukâbil, aynı hâdiseler Çin-Rusya yakınlaşmasını da derinleştirmekte olduğunu da kaydetmeliyiz.

Burada Türkiye’nin hissesine düşenler ise maalesef eriyor. Bir defâ Türk Devletleri Topluluğu büyük bir yara alıyor. İkincisi Zengezur Koridoru esâsen Çin’in Orta Kuşak Projesi olduğu çok defâ ihmâl ediliyor. Trump’ın koridora çökmesi ve tesir sâhasını Orta Asya içlerine doğru büyütmesi ve bu hattın ABD ve AB’nin kontrolüne girmesini ne Çin ne de Rusya kabûl edecektir. Hazar’dan başlayacak bir yırtık Asya içlerine doğru işleyecektir. Bu da ekonomik beklentileri kuşa çevirecek olan yeni savaşlar demektir. Batı’nın Hazar’a çökme teşebbüsünün bugüne kadar tek bir somut çıktısı oldu: Hazar kaynaklarının İsrâil’e bağlanması isitkâmetindeki plân büyük ölçüde hayâta geçti. İsrâil hiçbir mânaya takılmadan Âzerbaycan’ın tabiî kaynaklarına ulaşıyor. Buna ek olarak hat Sûriye’ye de ulaştı. (Chevron son olarak sessiz sedâsız bir şekilde Sûriye’nin petrol kaynaklarına da çöktü). Hesaplar çok açık: Tekmil teşebbüsler Hazar ve Körfez kaynaklarının Çin akışına mâni olmak ve bunların bir kısmını İsrâil’e bağlayarak Batı’nın kontrolüne sokmak.

Meselenin elbette bir de Akdeniz boyutu var. İsrâil evvel emirde Levant coğrafyasını mutlak olarak kontrol etmek istiyor. Lübnan’a saldırmasının ve Güney Sûriye’de işgâle girişmesinin sebebi bu. Buradaki rakibi ise tereddütsüz Türkiye. Türkiye’nin jeopolitik üstünlüğü çok canını sıkıyor. Çünkü Hazar ve Körfez’in kaynaklarını Batı’ya aktarmanın en mâkûl hattı Türkiye. İsrâil ısrarla, hiç de ekonomik olmamakla berâber Hindistan-Körfez -İsrâil -Güney Kıbrıs -Yunanistan hattında ısrar ediyor. Fransa ve ABD buna destek veriyor. Türkiye’nin Mâvi Vatan açılımı üzerinden Akdeniz’deki kaynaklarına sâhip çıkması ise onları bilhassa çileden çıkarıyor. (Bennet’in Türkiye’yi İran’dan da beter bir düşman olarak ilân etmesi boşuna değil). Yunanistan ile berâber mütemâdiyen Türkiye’yi sıkıştırıp tehdit ediyor. Türkiye şimdiye kadar bu tahrikleri, yer yer lüzûmundan fazla soğukkanlı bir şekilde karşılamakla iktifâ etti. Bu iki buçuk devletin Türkiye ile doğrudan savaşmayı göze alabileceklerini zannetmiyorum. Ağır bir bedel ödeyeceklerini kendileri de biliyor. Ama buna rağmen tahriklerine devâm etmelerinin gizli başka bir sebebi olduğunu düşünüyorum. Bunun iki ayağı var. İlki, Türkiye’yi sıkıştırıp R4 üzerinden Körfez başta olmak üzere Ortadoğu’nun hâmiliği rolüne itip İran ile meşgul edip Akdeniz’den kesmekten ibâret. İkincisi ise NATO’yu devreye sokup Karadeniz’de Türkiye ile Rusya’yı karşı karşıya getirmek. Karşılığında neler vaad ettiklerini tam olarak bilmesem de bunların büyük bir tuzak olduğunu ve neticede Türkiye’ye büyük külfetler doğuracağını görebiliyorum.

Evet hikâye denizlerde yaşanıyor. Akdeniz, Karadeniz, Hazar, Basra, Kızıldeniz ve Hint Denizi. Burada bizim için öncelik Akdeniz ve onun bir parçası olan Karadeniz’dir. Hazar ve uzantısında, Körfez, Kızıldeniz ve Hint Denizi’ndeki kapasitemizi de belirleyecek olan temelde Akdeniz’deki ağırlığımızdır. Türkiye Karadeniz’de bugüne kadar başarıyla devâm ettirdiği tarafsızlık siyâsetinden asla sapmamalı, Barrack gibilerin tahriklerine kapılıp bizi İran ile karşı karşıya gelmekten imtina etmelidir. Akdeniz’de ise yapılacak çok iş var. Akıl vermek gibi bir huyum yoktur ama; İsrâil-Fransa-Yunanistan Türkiye’nin karşısına çıktıysa biz de ne için İtalya-İsrâil ve Cezâyir ile anlaşmayalım? Onların tatbikatlarına biz de ne için bir başka üçlü olarak cevap vermeyelim? Balkanlar da bunun başka bir boyutu. Filibe-Arnavutluk hattında Müslüman ağırlığını mutlaka devreye koyup Adriyatik’de ne için varlık kazanmayalım? Heybeliada Okulu’nu açalım; iyi hoş da karşılığında ne için Batı Trakya Türklerinin statüsünü masaya koymayalım?...

#ABD
#İran
#Süleyman Seyfi Öğün