
Bütünlüklü bir târih kavrayışı hâricinde yapılan siyâsî/stratejik/askerî tahlillerin yaptığı tahminler boşlukta kalmaya mahkûmdur. Elyevm yaşanan da budur. Hafta sonu yaşanan hâdiseler ve bunların akisleri tam da buna işâret ediyor. Gelen ilk haber , Trump’ın güvenlik kadrolarını alarme etmesi ve oğlunun düğününe gitmemek pahasına üst seviye toplantılar tertip etmesiydi. Günlük düşünen stratejistler bunu savaş alâmeti sayan yorumlar yaptılar. Ama Trump’ın yaptığı açıklamalar tam aksi bir manzara ortaya koydu. Trump, Pâkistan’ın aracılığındaki temasların netice vermeye başladığını , İran ile anlaşmaya çok yakın olduklarını bildirdi. Saatler içinde pek çok analizci âdetâ ters köşe gol yiyen kalecilere döndü. Şimdi aynı analizciler buradan bir barış bekliyor. Bu da ayrı bir tuhaflık. Evet bu savrulma için Trump’ın tutarsız ifâde ve davranışlarını bahane olarak göstermek mümkündür. Ama bu yetmez. Yaşanan hâdisâtı tâkip etmekte kullanılan zayıf ve eksik âletleri merkeze koymak ve eleştirmek gerekiyor. Burada bir hatırlatma yapmak isterim. Aşağıdaki analizi lütfen , ağırlıklı olarak coğrafyanın Batı ile ilişkilerini esas alarak değerlendiriniz. (Elbette Çin’i ve Rusya’yı unutmuyorum).
Ortadoğu olarak isimlendirilen coğrafya , modern târih içinde asla barışa kavuşmamıştır. Bunun tesâdüfî olmadığını, şuurlu bir tasarımın mahsulü olduğunu baştan kaydetmek ve asla hatırdan çıkarmamak gerekiyor. Coğrafyanın kadim hâkimi olan Osmanlı’nın buradan sökülüp atılması ,dünyâ işbölümünün patronları arasında, uzunca bir zamân dilimine yayılan bir mücâdelenin akabinde , I. Umûmî Harp neticesinde sağlandı. Üzerinde güneş batmayan Birleşik Krallık bu savaşın gâlibiydi. Ona en yakın olan rakibi Fransa’yı savaşta yanında savaştırdı. Ama paylaşımda onu çeşitli dalaverelerle devre dışı bıraktı. Coğrafyada gözü olan diğer devlet olan Rusya’da yaşanan ihtilâli de kendi lehine kullandı. Hâsılı , Ortadoğu coğrafyasında kesin bir hâkimiyet kurdu. 1918-1945 arasında Ortadoğu , Pax Ottomana’nın yerini alan Pax Britanica üzerinden , târihinin nispeten en sâkin devrini idrâk etmeye başladı.
Birleşik Krallık’ın Ortadoğu ile alâkadar olmasının iki başat sebebi vardı. İlki Doğu Akdeniz üzerinden Süveyş Kanalı’nın kontrolünü sağlamak kendisi için son derecede hayâtî bir rol oynuyordu. İkinci sebep ise bu coğrafyanın petrol açısından taşıdığı zenginlik idi.
II. Umûmî Harp ise her şeyi alt üst etti. Birleşik Krallık dünyânın hegemon kuvveti olmak vasfını kaybetti. Onun yerini ABD alıyordu. Birleşik Krallık, bunu çarnâçar kabûl etmek zorundaydı. II.Umûmî Harp, ayn zamanda müstemlekeciliğin tasfiye sürecini başlatmıştı. Coğrafyada milliyetçilkler uyanıyor ve kendisine hatırı sayılır bir taban buluyordu. Milliyetçi kadrolar sık sık millîleştirme kararlarıyla sahneye çıkıyordu. Musaddık İran’da petrolü millîleştiriyor ve ABD/Birleşik Krallığı’nın müşterek operasyonu ile devriliyordu Bir kaç sene sonra .Mısır’da ise aksi bir manzara ile karşılaşıyoruz. Nâsır’ın 1956’da Süveyş Kanalı’nı millîleştirmek karârı, Birleşik Krallığı’nın Fransa ile berâber, üstelik ABD’nin muvafakatını almadan müdahale etmesine sebep oldu. Bu, yeni hegemon olan ABD’yi çok sinirlendirdi. ABD, ağır bir tehditte bulunarak Birleşik Krallığı püskürttü. Bu târih , ABD’nin Ortadoğu coğrafyasındaki hâkimiyetini tescil ediyordu.
Pax Britanica’nın yerini alan ve pek çok otorite tarafından Pax Americana olarak isimlendirilen devir bugüne kadar devam etti. Ama buna bir pax sıfatını yapıştırmak o kadar da kolay değildir. Bunun başat sebeplerinden birisi İsrâil’in cebren kurulmasıdır. Bu da , coğrafyayı nerede ve nasıl biteceği belli olmayan bir istikrarsızlık sürecine sokacaktır. İsrâil “ulusu” daha kuruluşunda hastalıklı bir yapılanmadır. Çevresi yoğun bir Müslümân nüfusla kuşatılmıştır. Müslümanlar tarafından yutulmak, boğulmak tehlikesi, bu “ulusu” kemirmektedir. Siyonizmin kurucu bir ideoloji olmaktan çıkıp, teopolitik enjeksiyonlarla yayılmacı bir boyut kazanması daha baştan belliydi. Küresel sermâyenin aracılığıyla ABD’ye başlanan bir hat bu hastalığın vasatını tekmil coğrafyaya yaydı. (Kesin olarak iddia edemem ama itiraf etmeliyim ki zaman zaman , İsrâil’in kuruluşunda başrolü oynayan Birleşik Krallığın bunu biraz da, ABD’ye karşı uzun vâdeli rövanşist hesaplarla kurgulamış olabileceğini düşünürüm). ABD hegemonyasının ikili bir işleyişi vardı. Bunlardan ilki elbette enerji , diğeri ise askerî temelliydi. İlkini petrodolar üzerinden kontrol ediyordu. Diğerini ise yine kısmen bununla bağlantılı olarak düşünmek gerekiyor. Silâh satışlarını petrol ticâretinin artığını çekmek adına yapıyordu. Tehlikeli olan da buydu. Mezkûr trafik coğrafyaya biteviye bir silâh akışı mânâsıan geliyordu. Bu satışları garanti edebilmek için coğrafyadaki husûmetleri canlı tutmak icâp ediyordu. 1945’den günümüze kadar coğrafyadaki yapıya pax sıfatını yapıştırmayı sorunlu bulmam bu sebeptendir.
Her çeşit âleti, ideolojik/dinî/mezhebî aletleri çekinmeden kullandılar. Soğuk savaş devrinde kullanılan âlet daha çok ideolojik idi. Ama Soğuk Savaş hitâma erdikten sonra hızla diğerleri devreye sokuldu. İlk âlet(ideolojik) kapalı uçlu, diğer ikisi (dinî/mezhebî) ise açık uçlu mâhiyettedir. İdeolojik yapılar modern yapılardır. Kitlelere kazandırılması, kendilerine taban bulmaları için ayrıca uğraşmak gerekir. Dinî/mezhebî değişkenler ise derin târihsel tabanlara ve tecrübelere karşılık gelir. Zâten tabanları hazırdır. Buna bağlı olarak ilkinin kontrol edilmesi nispeten kolay; diğerinin ise son derecede zordur. Bu değişkenler etrâfında sağlanan ittifaklar uçucudur. Birisine yatırım yapmak diğerlerini azdırması ve kontrol dışına sürüklemesi kaçınılmaz olur. Kaldı ki yatırım yapılan kart bir zaman sonra şu veyâ bu sebeple yatırımcıya karşı da çalışabilir.
ABD’nin Ortadoğu coğrafyasında kurduğu sistem(?), ekonomik akışların istikrârı nâm ve hesâbına siyâsal/askerî istikrarsızlıklardı. Uzun bir zaman zarfında bunu devâm ettirdiler. Ama teopolitiklerin devreye girmesinden sonra dengeler bozuldu.Trump’ı iktidâra taşıyan sürecin teopolitik bir süreç olması, işi daha da karmaşık hâle getirdi. O kadar ki,İran savaşında bu bu dengesizlik zirve yaptı ve ABD’nin teopolitik bir tetiklenmeyle ve de gövdesiyle savaşa dâhil olması bizzat ekonomik akışların tıkanmasına vardı. (Bugün Hürmüz’de olan yarın Bab’ül Mendeb’te de yaşanabilir).
Târihî bir süreçte muhtasar bir takdimini yapmaya çalıştığım bu hikâyeyi kendi içinde çözecek bir şey yok.Günlük iniş çıkışları tâkip eden bakışla bu görülmüyor. Tek çıkış yolları, ilk etapta savaşı daha da yaymak ve bütün aktörleri birbirine kırdırmak. İkinci etpata ise fırsatını kollayarak hegemonyalarını yeniden tesis etmek. Endişelerim de burada yoğunlaşıyor.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.