Hayırdır, siz?

04:0014/01/2026, Çarşamba
G: 14/01/2026, Çarşamba
Taha Kılınç

Ekim ayındaki Suriye ziyaretimiz sırasında, programımızda şehir merkezinden sonra Halep’in kuzeyine doğru geçmek de vardı. Ancak, kısa süre önce Eşrefiyye ve Şeyh Maksûd mahallelerinde çatışmalar çıktığı için, rotamızın güvenliğinden emin değildik. Nitekim Halepli dostlarımıza danıştığımızda, bölgeden uzak durmamızı istediler. Hatta havaalanı tarafında bir bulvar bile terör gruplarının kontrolündeydi. Böylece programımızı mecburen değiştirdik, kuzeye çıkmaktan vazgeçtik. Bölgedeki manzara son derece

Ekim ayındaki Suriye ziyaretimiz sırasında, programımızda şehir merkezinden sonra Halep’in kuzeyine doğru geçmek de vardı. Ancak, kısa süre önce Eşrefiyye ve Şeyh Maksûd mahallelerinde çatışmalar çıktığı için, rotamızın güvenliğinden emin değildik. Nitekim Halepli dostlarımıza danıştığımızda, bölgeden uzak durmamızı istediler. Hatta havaalanı tarafında bir bulvar bile terör gruplarının kontrolündeydi. Böylece programımızı mecburen değiştirdik, kuzeye çıkmaktan vazgeçtik.

Bölgedeki manzara son derece netti:

Suriye’nin en büyük şehrinin iki mahallesi, Kürt nüfusun içine yuva yapmış Marksist-Leninist bir terör örgütünün işgali altındaydı. Elektrik ve su dağıtım şebekelerine de musallat olduklarından dolayı, Halep’te yaşayan sıradan halkın hayatını doğrudan etkileyen bir işgaldi bu üstelik. Merkezî yönetime başkaldırmaktan adam kaçırmaya, haraç toplamaktan kaçakçılığın her türlüsüne, Suriye’de kurulmaya çalışılan istikrarlı yeni dönemin önündeki en büyük engellerden biriydi söz konusu yapılanma.

Ahmed Şara yönetimi, uzun süre sabrettikten ve müzakereler yoluyla bir çözüm bulmaya çabaladıktan sonra, nihayet geçtiğimiz hafta Halep’te bir askerî operasyon düzenlemek durumunda kaldı. Dünyayla tamamen koordine halinde, Türkiye’nin yakın bilgisi dâhilinde ve asgarî insanî kayıpla gerçekleşen bir sürecin sonucunda, Halep teröristlerden temizlendi, devletin kontrolü sağlandı.

Manzara yine son derece netti. Buna rağmen, özellikle Türkiye’deki birtakım mahfillerde “Kürt katliamı yapılıyor!” şeklinde bir vaveyla koptu. Hadiseleri bağlamından kopararak, türlü yalan haber ve tezvirat yaparak, meseleye sadece ırkçı saiklerle yaklaşanların tepkileri anlaşılır. Her olayda zaten aynı gürültüyü kopardıkları ve hak değil imtiyaz peşinde koştukları için, onlardan gelen tepkiye şaşırmadık. Ancak ben özellikle, İslâmî duyarlılığa sahip olduğunu düşündüğüm bazı isimlerin Marksist-Leninist bir örgüte göğüslerini siper etmekteki canhıraş gayretlerine çok şaşırdığımı söyleyebilirim. Özellikle geriye doğru bir tarama yaptım hatta: Söz konusu örgütün Halep’teki işgaliyle alakalı tek bir eleştirilerini de göremedim. İşgale sustular; işgalin sona erdirilmesini “Kürt kıyımı” olarak yorumlayıp bunu bir de “İslâmî” sosa buladılar. Marksist-Leninist ideolojik arka plana dair hiçbir şerhleri ise elbette yoktu.

Suriye’nin yeni yönetimine dair bazı eleştiri ve itirazlarınız olabilir, bu gayet normal. Ancak eleştiri ve itirazlarınızı dile getirmek uğruna uçlara savrulup İslâmî açıdan hiçbir şekilde izah edilemeyecek bir ideolojik çizginin bezirganlığına soyunmak normal değil. “İslâmî bir tavır” hiç değil. Anlaşılan o ki, belli mahfillerden Kürtlere empoze edilen “Eziliyoruz, kurtar bizi ey Batı!” fikriyatı, bazı Müslüman Kürt şahsiyetleri bile tesiri altına almaya başlamış. Sözde Kürtlerin hakkını savunurken, sırtını tamamen İsrail’e yaslamış lâdinî bir terör yapılanmasına böylesine angaje olmanın başka hiçbir açıklaması yok ne yazık ki.

Ait ve mensup olduğun milletin haklarını gözetmek, fıtrî ve İslâmî bir hak. Ancak bunu yaparken haktan ve adaletten sapmak, yaşananları saptırmak, İslâmî hiçbir hassasiyet gözetmeyen oluşumlarla iç içe geçmek, kendi tarafının yanlışlarını ve hatalarını görmemek, bütün kusurları dışarıda aramak, her durumda sadece kendi tarafını masum ve makul addetmek, elbette fıtrî ve İslâmî değil. Müslüman Kürtler veya İslâmî duyarlılık sahibi Kürtler açısından, Ortadoğu’da yaşanan mevcut süreç, aynı zamanda bir ahlâk ve tutarlılık sınavına da dönüşüyor. En üst sıraya ve en öne İslâm’ı mı, yoksa etnik kimliklerini mi yerleştirecekler? Kritik soru bu. “Ama filancalar…” diye başlayacak bütün eleştiriler geçersiz. Su-i misal emsal olmaz. İki yanlış bir doğru etmez. Şahsen ben, ait ve mensup olduğum milletin haklarını, hiçbir zaman İslâm’ın vaz ettiği temel ilkelerin ve ahlâkî çerçevenin önüne hiç geçirmem. İnsana, dünyaya ve siyasete bakışımın ölçülerini İslâm belirler. Ve ben, bu noktada hiç de yalnız değilim.

“Furkan günleri” ibaresini Müslüman Kürt aydınlar çok iyi bilirler. İslâmî terminolojinin kilit kavramlarından biridir bu çünkü. Onlara anlayacakları dilden hitap edeyim: Furkan günlerindeyiz. Safınızı doğru seçiniz.


#Suriye
#Halep
#Taha Kılınç