Tapu senetlerinin peşinde…

04:0010/01/2026, Cumartesi
G: 10/01/2026, Cumartesi
Taha Kılınç

“Pınarbaşı-Şarkışla arasında bir köyde doğdum. Bu yüzden, Kayseri’den çok Sivaslı sayılırım. Babam Almanya’da işçiydi. Bizi hiç götürmedi, ama kendisi Almanya’ya trenle gider gelirdi. Tarihe ve coğrafyaya olan ilgimi, babam sayesinde kazandım. Onun ufku ve telkinleri, benim gözümü açtı. Anlattığına göre: Tren, yola devam ederken -bugün Bulgaristan sınırları içinde yer alan- Filibe’de uzunca bir mola verirmiş. Komünist dönem tabii o zaman. Herkes kendi meşrebine göre bu vakti geçirirken, babam sokak

“Pınarbaşı-Şarkışla arasında bir köyde doğdum. Bu yüzden, Kayseri’den çok Sivaslı sayılırım. Babam Almanya’da işçiydi. Bizi hiç götürmedi, ama kendisi Almanya’ya trenle gider gelirdi. Tarihe ve coğrafyaya olan ilgimi, babam sayesinde kazandım. Onun ufku ve telkinleri, benim gözümü açtı.

Anlattığına göre: Tren, yola devam ederken -bugün Bulgaristan sınırları içinde yer alan- Filibe’de uzunca bir mola verirmiş. Komünist dönem tabii o zaman. Herkes kendi meşrebine göre bu vakti geçirirken, babam sokak sokak eski Osmanlı eserlerini ararmış. Filibe’nin merkezindeki Taşköprü Camii’nin o metruk, kubbesinin üzerinde otlar bitmiş halini görünce hüngür hüngür ağlamış mesela.

Henüz yedi yaşındaydım. Babam bir gün beni yanına çağırdı. Abimin kitapları arasındaki atlası getirtti, Türkiye haritasını açtı. Bana yaşadığımız köyü, sonra Kayseri’yi, Ankara’yı, derken Edirne’ye kadar olan yerleri gösterdi. Harita bitti artık tabii. Babam “Harita burada bitti, ama yollar ileri doğru devam ediyor. Asıl meselemiz, sınırın öbür tarafında” dedi. Ötelere dair ilk merakım böyle uyandı. Babam Filibe’yi anarken hep “bizim şehrimiz” derdi. Ben kendisine Bulgaristan’daki bir şehrin nasıl “bizim” olduğunu sorduğumda, “Oğlum, oralar dört yüz sene bizimdi. Şimdi yüz senedir Bulgar’ın elinde. Yine bizim olacak inşallah” diye cevap verirdi.

Babamın en büyük dileği, benim üniversite tahsilimi tamamlayıp o toprakları araştırmamdı. Maalesef, henüz yüksek lisansımı bile bitiremeden kendisini kaybettik. Balkanları çalıştığımı ve bu coğrafya üzerinde uzmanlaştığımı görmesini çok isterdim doğrusu. 2013’te ders vermek üzere Filibe’ye görevle gittiğimde, çocukluğumdan beri bana anlatılan bu güzel Osmanlı şehrine nihayet kavuşmuş oldum. Bulgaristan maalesef oturum vermediği için, sadece üç ay kalabildim Filibe’de. Oradan Üsküp’e geçtim, sonraki üç yıl boyunca Üsküp’te kaldım.

Benim esas çalışma saham ve ilgi alanım, mezar taşları. Kendimi Balkanlardaki ecdâd kabirlerini tespit etmeye adadığımı söyleyebilirim. Tarihî eserlerle ilgilenmek kolay ve keyiflidir, ancak mezarlıklarla uğraşmak zor ve zahmetlidir. Ben ise tümüyle kabirlerle ilgiliyim. Dağ-taş gezer dolaşırım, en ücra köylere kadar giderim, köşe-bucak araştırırım. Hamd olsun, bu meyanda bazı hizmetler yapmak nasip oldu. Örneğin, Üsküp’te bulunan İsa Bey Camii’nin haziresinde, Yahyâ Kemal Beyatlı’nın merhume annesi Nâkiye Hanım’ın kabrinin yerini tespit edip, vazifeli arkadaşlarla birlikte mezar taşını diktirdik. Orası, 2014’ten günümüze yoğun biçimde ziyaret edilen bir mekâna dönüştü. Keza Debre-Jupa bölgesi, Yançe-Oruç(Urviç)-Yelovyane köyleri, Gostivar-Aşağı Banisa, Bulgaristan-Kırcaali-Bulutlar bölgelerinin şâhidelerini kitaplaştırarak kayıt altına aldık. Bu çabamız ömrümüz ve sağlığımız yettiğince de sürecek inşallah.”

Geçen hafta yılbaşı tatilinden istifadeyle ailecek gittiğimiz bir mekânda, güzel bir tevafuk eseri Prof. Dr. Ertuğrul Karakuş Hoca ile tanıştık. Yukarıda aktardığım paragraflar, kendisiyle yaptığımız uzun ve keyifli sohbetten bazı satırbaşları sadece. Ertuğrul Hoca, “Mezarlıklar tapu senedimiz. Bunu bildikleri için, bütün Balkanlarda ilk önce Osmanlı mezarlıklarına saldırdılar. Bulgaristan’da Todor Jivkov yönetimi mesela, Türklerin isimlerini ve soy isimlerini değiştirirken, her türlü ispat ve delili ortadan kaldırmak için kabir taşlarını yok etti” derken, Filistin’den Doğu Türkistan’a, sahada gördüklerim gözlerimin önünden geçti. Buralarda da aynı şekilde, işgalciler mezarlıklarla bilhassa savaşıyordu. Koskoca bir coğrafyayı tarihinden, kültüründen ve benliğinden kopararak, üzerindeki halkı “yitik” hale getirmek için…

Normalde tatilde okumak üzere yanıma başka kitaplar almıştım. Ama Ertuğrul Hoca, büyük bir zarafetle birkaç kitabını bana armağan etti. Önce şöyle bir karıştırayım diye baktım, ama özellikle “Tunca’dan Tuna’ya - Balkan Medeniyetimiz” (Uluslararası Kültür ve Dil Araştırmaları Derneği-Kuveyt Türk ortak yayını) adlı kitabından gözümü alamadım. İznik, Bursa, Tekirdağ, Çanakkale ve Edirne’den itibaren, Balkanların tamamında muhteşem bir gezintiye çıktım bu kitapla. Adını daha önce hiç duymadığım nice ücra kasaba, ıssız köy, tenha mezarlık ve mahzun ecdâd eseriyle tanıştım. Ertuğrul Hoca, hepsini adım adım gezmiş, yerinde görmüş, fotoğraflarla kayıt altına almış. Balkanlara dair bundan daha detaylı bir saha raporu okumamıştım daha evvel.

Yukarıdaki yazıyı yazmak için Ertuğrul Hoca’dan müsaade aldım. Ama kendisine söylemediğim bir şeyi vurgulayarak bitireceğim sözlerimi:

Keşke devletimiz, sahayı avucunun içi gibi bilen böyle değerlerden daha fazla istifade etse… Gerekirse özel görev tanımlarıyla bu değerleri rutin mesai yüklerinden kurtarıp hususi misyonlarla vazifelendirse… Ben yazayım, belki sesimi bir duyan olur.

#aktüel
#hayat
#Taha Kılınç