27 Mayıs ve bitmeyen dram: Tevfik İleri ve bir dönem okuması

04:0028/05/2026, Perşembe
G: 28/05/2026, Perşembe
Turgay Yerlikaya

“Hanım, ben siyasete girmek istiyorum. “ “ Ne olacak siyasete girdiğinde. “ “ Mebus olacağım, millete hizmet edeceğim.“ Tevfik İleri ile eşi Vasfiye Hanım arasında geçen bu diyalog, gündelik tartışma-ların dışında siyasete atfedilen anlamı göstermesi açısından oldukça kıymetli. Politikaya, pragmatik ya da fırsatçı saiklerle dahil olma isteğinin yoğun eleştirilere konu olduğu günümüz dünyasında, siyasetin ne olduğu tartışmasını da yeniden yapmak gerekiyor. Klasik sosyal teorinin kurucu babalarından

“Hanım, ben siyasete girmek istiyorum. “

“ Ne olacak siyasete girdiğinde. “

“ Mebus olacağım, millete hizmet edeceğim.“ Tevfik İleri ile eşi Vasfiye Hanım arasında geçen bu diyalog, gündelik tartışma-ların dışında siyasete atfedilen anlamı göstermesi açısından oldukça kıymetli. Politikaya, pragmatik ya da fırsatçı saiklerle dahil olma isteğinin yoğun eleştirilere konu olduğu günümüz dünyasında, siyasetin ne olduğu tartışmasını da yeniden yapmak gerekiyor. Klasik sosyal teorinin kurucu babalarından biri olan Weber’in “Meslek Olarak Siyaset” konuşmasında (sonradan kitap olacak) kategorize ettiği politikacı tipolojileri, siyaset ve siyasetçiyi rasyonel biçimde analiz edebilecek bir çerçeve sunar.

Weber’e göre; siyaseti kısa bir an ve deneyim olarak görenlerle, siyaseti bir hayat tarzı olarak kabul edenler arasında kritik bir fark var. İlkinde siyaset bir araç iken ikincisinde önem atfedilen işleri gerçekleştirmenin bir yolu olarak kabul edilir ve siyaset yüceltilir. Siyasetten geçinmek yerine hayatının merkezine siyaseti koyan Tevfik İleri, Weber’in İdeal Tip’ine uyar. İleri gibi genç ve idealist bir mühendisin siyasetle imtihanı bu açıdan oldukça öğretici. ODTÜ ve KTÜ gibi üniversitelerin yapımındaki rolü, İmam Hatip Okulları’nın açılması ve Yüksek İslam Enstitüsü gibi adımlar, Türkiye’nin maarif davasında İleri’yi önemli bir yere oturtuyor. Abdülhamid döneminde yapılan liselere önemli eklemeler yaparak ülkenin birçok ilinde liseler açan İleri, eğitimin modern ve kitlesel bir boyut kazanmasında da öncü bir rol oynamıştır.

Vekillik ile başlayan ve sonrasında Milli Eğitim de dahil olmak üzere farklı bakanlık tecrübelerine sahip olan İleri, merkezine millet sevgisini koyduğu politika hayatının ilk yıllarında, bir darbe ile siyaset hayatının bitebileceği ve müebbet hapisle cezalandırılabileceğini beklemiyordu elbette. Bu nedenle 27 Mayıs Darbesi sadece demokratik hayatı kesintiye uğratarak sonraki on yıllarda halkın egemenliğini imkansız hale getiren bir vesayet mekanizması üretmemiş aynı zamanda uzunca yıllar unutulamayacak insani dramlara da neden olmuştur. Bu açıdan birçok DP’linin tecrübe ettiği gibi İleri ve ailesinin 27 Mayıs Darbesi’nin hemen ardından yaşadıkları, filmleri aratmayacak nitelikte.

27 Mayıs’taki darbenin ardından sözde yargılamaların başladığı Yassıada süreci, sadece DP’liler için değil aileleri için de bir travma. Kimi ailelerin yerinde izlediği kimilerinin ise matbuat ya da radyodan takip ettikleri Yassıada süreci, askeri cunta elinde mahkum edilen gerçekliğin de öldürülmesiydi. Darbeciler, her gece “Yassıada Saati” başlıklı bir radyo programı ile duruşmaların cunta tarafından filtrelenmiş bölümlerini dinleyicilere aktarmakta ve muazzam bir sansür mekanizması ile ailelerden olan biteni saklamaktaydılar. Her gün bu program üzerinden DP’lilere yöneltilen akıl dışı suçlamalar bütün propaganda araçları üzerinden geniş kitlelere servis edilmekte ve sadece DP’liler değil aileleri de toplumda hedef haline getirilmeye çalışıl-maktaydı. Birçok ailenin yaşadığı ekonomik buhran ve toplumda maruz kaldıkları psikolojik şiddet, on yıllarca sürecek travmaların oluşmasına neden olduğu gibi ailelerin ciddi sınamalarla karşı karşıya kalmasını da beraberinde getirmiştir.

Örneğin, Yassıada’da ailesiyle mektuplaşmaları elli kelime ile sınırlandırılan İleri, sadece bedeniyle değil sözcükler üzerinden de tutsak edilmiştir. Kendisini milletine ve devletine adamış bir siyasetçinin dramatik biçimde müebbet hapse mahkum edilmesi, hastalığının ciddiyetini de artırmış ve İleri 1961 yılında kanser hastalığından vefat etmiştir. Henüz nişanlıyken Vasfiye Hanım’a yazdığı bir mektupta “Milletimize ve memleketimize duyacağımız muhabbet birbirimize duyacağımız muhabbete mukaddem olacaktır.” diyen bir adamın vatana ihanetten yargılanması belki de en büyük psikolojik şiddetti.

Buna ek olarak ailesinden gelen bazı mektuplara zaman zaman sansür zaman zaman da engel koyan Yassıada yönetimi, sadece siyaseten değil insani açıdan da sınırları aşıyordu. 27 Mayıs günü evinde derdest edilen İleri ve diğer DP’liler Harbiye’ye götürülüyor ve bütün ekibin muhatap olduğu psikolojik şiddete o daha ağır bir biçimde maruz kalıyordu. Örneğin, DP’liler Harbiye’de iken içeriye giren bir albay, doğrudan İleri’yi hedef alıyor ve onun, dini neşriyat ve imam hatiplerle ilgili kararından dolayı cezalandırmasını istiyordu. Bu esnada sözlü ve fiziksel şiddete muhatap olan İleri’nin ailesi de dışarıda ekonomik sorunlardan kaynaklı birçok soruna düçar oluyor ve bu mücadele aile açısından da oldukça dramatik geçiyordu.

Tüm bu baskı ve şiddete rağmen İleri, kendisine sorular soran Yassıada Savcısı Altay Ömer Egesel’e DP’nin icraatlarından bahsetmekten imtina etmiyor ve partinin Türkiye’ye ne gibi katkıları olduğunu anlatmaya çalışıyordu. Zaman zaman ironileriyle mahkeme heyetini kızdıran İleri, bir defasında, memlekette CHP idaresi olur ise darbeye de lüzum kalmayacağını söylemiş ve içerisinde bulunduğu durumda bile kendisini ön plana çıkarmak yerine partisi ve politikalarını savunabilmiştir. İleri üzerinden yazdığımız bu çerçevenin son on yılda bir film ve kitap (Vefa Apartmanı) üzerinden daha fazla bilinir olması hiç kuşkusuz önemli. Ama esas hikaye, İleri gibi aynı sorunlara muhatap olan ve zulme uğrayan birçok siyasetçinin geniş kitleler tarafından bilinir olmasını sağlamak ve onlara dair bir anlatı ortaya koyarak unutulmamalarını sağlamaktır.

#Siyaset
#politika
#Turgay Yerlikaya