
Trump’ın İran’a yönelik başlattığı savaşın arkasındaki motivasyona dair tartışmalar devam ediyor. Saldırıların ilk gününde savaşın ABD açısından ne anlam ifade ettiğini eleştirel bir biçimde tartışan medya ve siyasi elitler, bugün itibarıyla ABD’nin stratejik çıkarları ile uyumlu olmayan bir savaşın içerisinde oldukları konusunda mutabıklar. Dışişleri Bakanı Rubio ve Savaş Bakanı Hegseth’in basın konferansında verdikleri cevaplara bakıldığında, ABD’nin İsrail lehine pozisyon aldığı çok daha net biçimde görülmektedir. ABD’nin Körfez ülkelerindeki üslerine yapılan saldırılarda ölen ABD askerlerinin sayısının artmasına paralel biçimde yükselen savaş karşıtlığı, kamuoyunun ana gündemi olmuş durumda.
Daha yakından bakıldığında, son dönemde İsrail’in ABD’deki etkisine dair oluşan hoşnutsuzluk İran’a yapılan saldırı ile farklı bir evreye ulaşmış durumda. İPSOS’un konuya dair sıcak anketi, ABD halkının sadece yüzde 27’sinin savaşı desteklediğini göstermektedir. Yüzde 47’lik bir dilimin, savaşı hiçbir surette onaylamadığını bulgulayan araştırma her ne kadar sınırlı bir örneklem üzerinden yapılsa da söz konusu bulguları destekleyecek muhtelif araştırmalarda mevcut. Örneğin Washington Post’un yaptığı ankette Trump’ın İran’a yönelik saldırılarına, katılımcıların yüzde 39’unun şiddetle karşı çıktığı görülmektedir. Ankete katılanların yüzde 47’si ise ABD’nin İran’a saldırıları durdurması gerektiğini düşünürken yüzde 25’i operasyonların devam etmesinden yana.
Henüz ABD’nin askeri kaybına dair bilgilerinin netleşmediği bir dönemde yapılan bu araştırmalar hiç kuşkusuz kayıplara dair sayılar netleştiğinde çok daha farklı bir noktaya gelecektir. Savaşa hangi saiklerle dahil olunduğuna dair anlamlı bir cevap verilmemesine ek olarak ABD’li askerlerin ölümü, Trump yönetiminin toplumsal desteği noktasındaki soru işaretlerini de artıracaktır.
Önümüzdeki günlerde İran’ın Körfez’deki üslere yönelik saldırılarını devam ettirmesi durumunda ABD açısından iki yönlü bir kayıp söz konusu olacaktır. Birincisi, ABD’nin uzun yıllardır müttefiki olan bölge ülkelerinin ABD tarafından yeterince korunamadığının görülmüş olması. Körfez’de yoğun biçimde tartışılan bu konunun yanı sıra ikinci kayıp da orta-uzun vadede ABD dışında bir konumlanma arayışının gündeme gelmesidir. Bu da aynı zamanda Körfez halklarının ABD’ye olan güveninin aşınmasına neden olacak ve çok kutuplu dünya siyaseti ile ilgili tartışmalar yoğunlaşacaktır. İran’ın bu tür saldırıları, Körfez ülkeleri ile olan ilişkilerini sorunlu bir noktaya taşıyacak olsa da, oluşacak tahribattan sadece İran’ın değil ABD’nin de hem doğrudan
hem de dolaylı sorumlu tutulacağı açık.
Savaşın ilk gününde Türk kamuoyunun İran’a yönelik saldırılarını anlamaktan uzak bir araştırma paylaşıldı. METROPOLL’ün ocak ayı Türkiye Nabzı araştırmasında, İran’da rejim değişikliğini destekler misiniz sorusuna cevap olarak, katılımcıların yüzde 58,8’inin evet dediği görülmektedir. İran’daki kitlesel gösterilerin sonucunda ortaya çıkan toplumsal hareketliliğin söz konusu olduğu bir dönemde yapılan bir araştırmanın savaşın ilk gününde spekülatif biçimde dolaşıma sokulması, Türk halkının, İran’a yönelik rejim değişikliği gerekçeli operasyonları olumladığı gibi bir algıyı da beraberinde getirdi. Halbuki soru, anın şartlarına göre yeniden düzenlenip sorulduğunda, kuvvetle muhtemel farklı bir cevap söz konusu olabilirdi. İran’da bir rejim değişikliğinin dış destekli bir müdahale ile değişmesi ihtimalinde, Türk halkının tepkisi hiç kuşkusuz aynı şekilde cereyan etmeyecektir. Araştırma verilerinin sosyal medyada İngilizce olarak da dolaşıma sokulması, yabancı aktörler eliyle de tartışılmış ve sonuçlar Türk halkının o günkü düşünceleri gibi aktartılmıştır.
Uzunca bir süredir kamuoyu araştırması yapan kurumların sorgulandığı gerçeğini de dikkate aldığımızda, alandaki aktörlerin bir özeleştiri yapma sorumluluğu da ortaya çıkmaktadır. Mevcut koşullarda kendisini yenilemeyen ve şartlara ayak uyduramayan bir kamuoyu araştırmacılığının hayatta kalabilmesi de mümkün değil. Soruyu yeniden revize edip, ABD-İsrail destekli bir rejim değişikliğini onaylar mısınız dediğinizde daha anlamlı sonuçlarla karşılaşma ihtimali de söz konusu olacaktır.
Daha geniş düzlemde bakıldığında, ABD ve İsrail’in dünya kamuoyundaki algısına dair negatif bir seyir söz konusu. 7 Ekim sonrasında Gazze özelinde artış kaydeden bu durum, Türkiye’de de benzer sonuçlara sahip. 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında artışa geçen ABD karşıtlığı bugünkü tablo sonrasında çok daha kötüye gidebilir. Trump yönetimindeki ABD’nin İsrail’e verdiği koşulsuz destek, küresel düzlemde yaşanan İsrail karşıtlığının ABD açısından da aynı senaryoyu doğuracağını göstermektedir. Üstüne İran’a da herhangi bir ikna edici gerekçe olmaksızın ABD ve İsrail eliyle yapılan bu saldırılar, imajın tedrici biçimde kötüleşeceğinin çok açık bir göstergesi.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.