Ahlaki rölativizm ve nihilizm: TRT’nin LGBT belgesellerine dair

04:0022/01/2026, Perşembe
G: 22/01/2026, Perşembe
Turgay Yerlikaya

Modern dönemi kadim olandan ayıran en önemli hususların başında birey fikri gelmektedir. Geleneksel dönemde devlet ve topluluk ferde öncelenirken, haklar ve sorumluluklar arasında bir denge tesis edilmişti. Modern dönemde neşet eden birey fikri ise her şeyin ölçüsü olarak kendisini gören ve merkeze bireyi koyan bir anlayışı beraberinde getirdi. Herhangi bir kolektiviteyi bireye vesayet eden ve onu sınırlayan bir eleştirellik içinde değerlendiren bu yaklaşım, aile ve toplumsal bağları da benzer

Modern dönemi kadim olandan ayıran en önemli hususların başında birey fikri gelmektedir. Geleneksel dönemde devlet ve topluluk ferde öncelenirken, haklar ve sorumluluklar arasında bir denge tesis edilmişti. Modern dönemde neşet eden birey fikri ise her şeyin ölçüsü olarak kendisini gören ve merkeze bireyi koyan bir anlayışı beraberinde getirdi. Herhangi bir kolektiviteyi bireye vesayet eden ve onu sınırlayan bir eleştirellik içinde değerlendiren bu yaklaşım, aile ve toplumsal bağları da benzer mekanizmalar olarak görme eğiliminde. Halbuki birey bir toplumsallık içinde ve o ilişkisel ağın bir ürünü olarak doğar ve hayatına öyle devam ederdi. Bireyi, aile ve toplum gibi değerlerden yalıtarak ona mutlak özgürlüğü vadeden bu yaklaşım, daha çok haklar yaklaşımını esas alarak sorumlulukları öteledi. Bugünkü toplumsal düzenin de kaynağı olan, 17. yüzyılın sonrasında tedrici biçimde oluşan bu yaklaşım, bireyi daha özgür mü kıldı? Birey, yetiştiği aile ve toplumdan izole olarak kendi seçimleri ile daha fazla mı mutlu oldu?

Hiç kuşkusuz kendi hayatındaki bütün eylemlerine birey merkezli bir pencereden bakan fertler toplum dediğimiz olguyu dışsal bir mekanizma olarak görür ve onu kendi özgürlüğünü kısıtlayan bir yapı olarak tasavvur eder. Toplumların ortak iyi ve erdemlerine uyum sağlamak yerine kendi iyi ve güzeli ile rölativist bir zemin inşa eden modern birey, aynı zamanda nihilist bir dünya yaratır. Peki aile, toplum ve din gibi değerlerin dışlandığı bir dünya insanlar için mutlak bir iyilik vadedebilir mi?

Bugünün verilerine bakıldığında insanların geçmişe oranla daha az mutlu oldukları ve devamlı bir nostalji ile kendilerini avuttukları görülür. Değerlerin aşındığı, toplumsal çürümenin hızlandığı ve kaotik bir ortamın oluştuğu hemen herkesin ortak şikayeti. Ontolojik olarak kendisini konumlandırmakta zorluk çeken günümüz insanı, anlamdan yoksun bir hayatın eşliğinde ölüme doğru sürüklenmekte ve kendi hikayesini umursamayan bir tavırla yoluna devam etmektedir. Bu da toplumun ve ortak iyinin anlamsızlaştığı bir dünyayı beraberinde getirmekte ve insanları kayıtsız birer varlık olarak dönüştüren nihilistik bir çağı dayatmaktadır.


LGBT VE KAMUSAL FARKINDALIK

Küre çapında yoğun bir lobi desteğine sahip olan LGBT konusu, içinde yaşadığımız mutlak özgürlük yanılsamasının bir sonucu olarak değerlendirilebilir. 2024 yılında TRT World, True Colours belgesel serisi LGBT lobisinin global ölçekte nasıl bir dayatma ile hareket ettiğini göstermiş ve bu konuda önemli bir farkındalık yaratmıştır. Belgeselde dünyanın farklı yerlerinden konunun mağdurları ve uzmanları lobi tarafından uğradıkları haksızlıkları dile getirmekte ve özgürlük olarak takdim edilen bu konunun nasıl mağduriyetler oluşturduğu gözler önüne serilmektedir.

Özellikle LGBT lobisinin baskın olduğu yerlerde psikolojik şiddetin çok yoğun seviyelerde olduğu, çocukların erken yaşlarda cinsiyet değiştirme sürecine hazırlandığı ve teşvik edildiği çok açık biçimde görülmektedir. Doğrudan tanık ve mağdurların belgeselde yer alması, sahici ve oldukça tahrip edici bir konunun muhatapları tarafından nasıl değerlendirildiği gerçeğini de göstermiş oluyor. Belgesellerde siyasetten sanata, akademiden spora kadar farklı birçok alanda LGBT lobisinin ne denli faşizan eğilimler içinde olduğu da ayrıntılı biçimde gösteriliyor.

GÖKKUŞAĞI FAŞİZMİ

2024 yılındaki bu serinin ardından bugün TRT’nin dijital alandaki önemli girişimlerinden biri olan Tabii’nin “Gökkuşağı Faşizmi” isimli belgeseli izleyiciyle buluştu. Belgesel, tıpkı 2024’te olduğu gibi LGBT lobisinin farklı alanlardaki işleyişini bütün ayrıntılarıyla göstermeyi hedeflemekte ve söz konusu lobinin amaçlarına yönelik farkındalık yaratmaktadır. Önemli uzmanların yer aldığı belgesel Almanya, ABD, İspanya, Hollanda, Fransa ve İngiltere gibi 12 farklı ülkede yapılan çekimlerle tamamlanmış.

6 bölümden oluşan bu belgesel, Türkiye ve dünyanın farklı yerlerinde aile, toplum ve dini değerlerde yaşanan çözülmeye dair özeleştiriyi destekleyecek ve toplumun en önemli unsuru olan aile kurumuna dair hassasiyeti hatırlatacaktır. Belgeselin en önemli mesajı, tüm sınır ve ayrımların ortadan kaldırılmasını savunan transgender ideolojinin çarpıklarını ve yarattığı mağduriyetleri gösterebilmek. “Cinsiyet keşfetmenin özgürlüğü” yaklaşımıyla teşvik edilen kişilerin yaşadığı travmalar, transgender ideolojinin oluşturduğu tahribatı da çok açık biçimde bizlere göstermektedir.


NE YAPMALI

Bireyi ve onun iyi anlayışını merkeze koyarak toplumsal olanı dışlamak, gelecek açısından olumlu sonuçlar üretmeyecektir. Haz ve tüketim odaklı yaşamların özendirildiği günümüz dünyasında ortak iyi tasavvuru üzerinden müşterek olana dair bir çerçeve inşa etmek herkesin sorumluluğu. Aksi takdirde herkesin kendi iyisini dayatması, iyi olanın ne olduğu sorusunu tekrar sorduracak ve ortaya bir kaos çıkacaktır.

Kamu yayıncılığı misyonuyla hareket eden TRT’nin uzunca bir süredir bu konuda oluşturduğu toplumsal bilinç özel kanallar tarafından da desteklenmeli ve aileyi koruyan içerikler daha fazla gündem edilmelidir. İsteğe bağlı platformların da bu alana eşlik etmesi, konunun gündemde kalmasını temin edecek ve geniş kitlelerin bu konudaki farkındalığını artırmış olacaktır.

Türkiye sathında bu konu üzerinden oluşan farkındalığın akademi ve medyanın bütün alanlarına sirayet etmesi gerekiyor. Aynı zamanda düşünsel düzeyde bu konuları tıpkı Komüniteryenlerde olduğu gibi tartışacak isimlere ihtiyacımız var. McIntyre, Sandel ve Etzioni gibi isimlerin Türkiye’de bu yönüyle pek ilgi görmemiş olmaları da hesaba katıldığında, bu konuda bir kanalın açılması ve aileyi merkeze alan çalışmaların yapılması elzem görünmektedir. Boşanmaların artması, evlenmeye yönelik mesafe geliştirilmesi ve en önemlisi de doğurganlık hızının düşüşü gibi konuların büyük bir titizlikle ele alınması ve devletin lokomotif olduğu bir toplumsal seferberliğe, STK ve özel kurumların da eşlik etmesi gerekmektedir.

#LGBT
#TRT
#Turgay Yerlikaya