Yeni dünya düzeni ve Münih Güvenlik Konferansı

04:0016/02/2026, Pazartesi
G: 16/02/2026, Pazartesi
Turgay Yerlikaya

Under Destruction (Yıkım Altında) mottosu ile bu yıl önemli mesaj ve tartışmalara konu olan Münih Güvenlik Konferansı, ana tema olarak seçtiği başlıktan da anlaşılacağı üzere bir yıkım politikası üzerine tartışmalara sahne oluyor. Hemen öncesinde Davos gibi önemli bir zirvede gündeme gelen kritik konuların, daha ayrıntılı biçimde ele alındığı güvenlik konferansında, bir devrin bittiği ve yeni bir dünya düzeninin teşekkül ettiği kabul ediliyor. Geçtiğimiz yıl Münih’teki konferans, JD Vance ve müstafi

Under Destruction (Yıkım Altında) mottosu ile bu yıl önemli mesaj ve tartışmalara konu olan Münih Güvenlik Konferansı, ana tema olarak seçtiği başlıktan da anlaşılacağı üzere bir yıkım politikası üzerine tartışmalara sahne oluyor. Hemen öncesinde Davos gibi önemli bir zirvede gündeme gelen kritik konuların, daha ayrıntılı biçimde ele alındığı güvenlik konferansında, bir devrin bittiği ve yeni bir dünya düzeninin teşekkül ettiği kabul ediliyor.

Geçtiğimiz yıl Münih’teki konferans, JD Vance ve müstafi Bakan Elon Musk’ın Avrupa’nın en güçlü ülkesinde Avrupalı liderlere yaptığı uyarılarla yankılamıştı. Bu yıl gündeme gelen tartışmalarda dikkat çeken hususlara bakıldığında, Vance ve Musk’ın, yeni dünya düzeni ve bu düzende ABD’nin konumuna dair Avrupa’yı kısmen de olsa ikna ettiği görünüyor. Nitekim Almanya Şansölyesi Merz’in konuşması, her ne kadar ABD’nin mevcut politikalarını kabullenmese de kontrollü biçimde hegemonya olmasına rıza göstermekte. Her ne kadar Macron ve Merz gibi isimler, alternatif yolların ve yeni işbirliklerinin mümkün olduğunu söyleseler de ABD dışında bir seçeneğin çok da olası olmadığı kabullenilmiş bir gerçeğe dönüşmek üzere.

Bu rızasız kabulleniş bir iknadan ziyade fiili durumun bir sonucu aslında. Nitekim konferansa ilişkin ayrıntılara bakıldığında, siyasal anlamda reform yerine yıkımı savunan politikaların güç kazandığı ifade edilmekte ve demokratik kurumların işlevi ve itibarına dair ciddi tedirginliklerin olduğu vurgulanmaktadır. Mevcut durumu, G7 ülkelerinde yapılan bir kamuoyu araştırması ile destekleyen yetkililer, ilgili araştırmada, çalışmanın yapıldığı hemen her ülkede gelecek nesiller açısından ciddi sorunların yaşanacağı kanaati hakim. Bu durumun düzeltilebileceğine dair inanç her geçen gün azalmakta ve bu konuda yapılacak yapısal reformların bile çözüm üretemeyeceği düşünülmektedir.


DRAGHİ’NİN ERKEN UYARISI

Draghi’nin, Avrupa’nın, Çin ve ABD ile rekabette oluşan farkı nasıl aşacağına dair önerilerinin yer aldığı raporun üzerinden iki yıl geçti. Geçtiğimiz iki yılda Draghi’nin tespit ve önerilerinin Avrupalı liderler tarafından ne ölçüde dikkate alındığı ve nasıl bir yol haritasının oluşturulduğu hakkında ciddi soru işaretleri var. Regülasyon başta olmak üzere yapay zeka ve bulut sistemleri gibi teknolojiler ile ARGE konusundaki yatırım önerilerinin yeterince dikkate alınmamış olması, Avrupa’yı daha zor bir duruma sürüklemiş durumda. İçerisinde bulunduğumuz dönemde Avrupa, bırakın Çin ve ABD ile rekabet edebilmeyi, birlik içerisinde de mutabık olamayan bir ülkeler topluluğu resmi çizmektedir. Pandemi döneminde aşı milliyetçiliği ve tıbbi malzemelerin dolaşımı noktasında ortaya çıkan sorunlara ek olarak Rusya-Ukrayna savaşının Avrupa’da yarattığı ayrışma, birlik fikrinin sonuna gelindiği yorumlarını da güçlendirmektedir.


BARIŞIN MİMARI!

Mevcut kurumların bu denli itibarsızlaştırılması ve uluslararası düzenin dejenere olmasındaki en önemli aktör olarak da Trump gösteriliyor. Grönland ile daha belirgin hale gelen bu tartışmaların Davos ve Münih’te de kısık seslerle dillendirilmesi, yeni dünya düzeninden hoşnut olmayan elitlerin çaresizliğini de gösteriyor. “Pax Americana”nın çöktüğünü istemeye istemeye kabul eden Avrupa, Rusya konusunda geri adım atan Trump’ın, Avrupa güvenlik mimarisinde yeni tedirginliklere neden olacağını görüyor. Nitekim Münih Güvenlik Endeksi’nin 2026 bulgularında, G7 içindeki en önemli risk başlıklarından birisi olarak ABD ile ilişkiler gösterilmekte ve Trump liderliğinin bu risk iştahını artırdığı gözlemlenmektedir.

Mevcut koşulları içselleştiren Avrupa’nın risk haritası ve algısı da değişmekte. Önceleri çevre gibi konular öncelikli risk başlığı olarak kabul edilirken 2026 endeksinde özellikle G7 ülkeleri için dezenformasyon ve ekonomik alandaki tehditler daha fazla önemli hale gelmiş durumda. Bu endeksteki en kritik ayrıntı ise ABD’nin Rusya’ya göre çok daha öncelikli bir tehdit olarak algılanması ve Rusya’nın Avrupa nezdindeki tehdit seviyesinin gerilemesidir. Avrupa’nın Rusya-ABD seçeneğinde ABD’yi daha büyük bir tehdit olarak algılaması hiç kuşkusuz yeni dünya düzeninin kodları ile de ilgili.

Gelinen noktada ABD’nin güvenlik şemsiyesinden uzaklaşmak istemeyen ama bir o kadar da Çin ve ABD ile kendisini dengelemeyi murat eden bir Avrupa ile karşı karşıyayız. İnkar yerine rıza gösterilmesi beklenen Avrupa’nın ABD karşısındaki tutumu, önümüzdeki dönemde Avrupa’nın daha büyük tehditlere gebe olduğunu çok açık biçimde göstermektedir. Nitekim bir yandan Rusya’nın hibrit tehdit formlarındaki etkisi diğer yandan da Trump liderliğinin belirsizliği bu tehdit algısını besleyen bir durum. Geçtiğimiz yıl Münih Güvenlik Konferansı’nda Zelenski’nin “Brüksel olmaz ise Moskova olur” uyarısının geçtiğimiz süre içerisinde ne ölçüde dikkate alındığı ve Avrupa’nın Rusya karşısında ne tür önemler aldığı ile birlikte düşünüldüğünde, yeni bir güvenlik mimarisi tartışmasının ne denli önemli olduğu da görülmektedir. Birkaç soru etrafında düşünmekte fayda var: Peki Avrupa, ABD olmaksızın bir güvenlik mimarisi inşa edebilecek mi? Daha da önemlisi Çin ve ABD ile arasındaki makası kapatabilecek mi? Tüm bu gösterge ve tartışmalardan anlaşılacağı üzere, Yirmi Sekiz Mehmet Çelebi’nin sefareti üzerinden bu topraklarda da nam salan Avrupa’nın şaşalı hikayesi başka bir istikamete doğru yol alıyor.

#politika
#ABD
#Turgay Yerlikaya