Açlıkta eşitlik

04:001/03/2026, Pazar
G: 1/03/2026, Pazar
Yaşar Süngü

Tok iken gizleyebildiğin bir sürü duyguyu açken gizleyemezsin. Açken yaptığın tercihlerde bedenin ihtiyacından doğan seni samimiyete doğruluğa, merhamete, sevgiye zorlayan bir irade vardır. Açken ortaya çıkan bir iradedir bu. O sensindir. “Açken sen sen değilsin” cümlesiyle meşhur bir ürünün tanıtımda tekrarladığı bu ifade doğru değildir. * Vahşi doğa belgeselcilerinin bize yutturmaya çalıştığı vahşeti meşrulaştırmayı hedef edinen düşünceler de doğru değildir. Her vahşi hayvan açken aynı şekilde

Tok iken gizleyebildiğin bir sürü duyguyu açken gizleyemezsin.

Açken yaptığın tercihlerde bedenin ihtiyacından doğan seni samimiyete doğruluğa, merhamete, sevgiye zorlayan bir irade vardır.

Açken ortaya çıkan bir iradedir bu.

O sensindir.

“Açken sen sen değilsin” cümlesiyle meşhur bir ürünün tanıtımda tekrarladığı bu ifade doğru değildir.

*

Vahşi doğa belgeselcilerinin bize yutturmaya çalıştığı vahşeti meşrulaştırmayı hedef edinen düşünceler de doğru değildir.

Her vahşi hayvan açken aynı şekilde hareket etmez.

Açken ceylana gözünü diken hayvan da vardır, karnını leş arayarak ya da otlarla doyurmaya çalışan da.

*

Ramazan’da varlıklı kesimin açlığı akşam sona ererken yoksul kesimin açlığı akşam devam eder.

Bir tarafın açlığı zamanla sınırlı iken diğer tarafın açlığının süresi yoktur.

Dolayısıyla Ramazan’da varlıklı kesimin oruç tutarak yoksullar gibi aç kalması mümkün değildir.

Varlıklı kesim gün boyu akşam ne yiyeceğinin hayali ile aç kalmayı başarırken yoksul kesim akşama yiyecek bulabilecek miyim endişesi ile yaşar.

Yani Ramazan’da tutulan oruç açlıkta eşitlik sağlamaz.

Zaten oruç tutmanın böyle bir amacı yoktur.

Oruç, namaz gibi, zekât gibi, hac gibi yaratıcı ile yaratılan arasındaki ilişki biçimidir.

Oruç sadece emredildiği için tutulur.

‘Yoksullar nasıl aç kalıyormuş bir görelim bakalım” kafası ile tutulmaz.

Akşam güneşin batışı ile yine emredildiği için son verilir.

*

Namaz Arap milletinde gelenekselleşmiştir.

Dindar olsun olmasın büyük çoğunluk ailece namaz kılarlar.

Oruç da Türk milleti tarafından zamanla ortak kültüre dönüşmüştür.

Namaz kılanlar da kılmayanlarda ekseriyet itibarıyla ailecek Ramazan ayını oruç tutarak geçirirler.

Ramazan ayı ailelerin masaya birlikte oturdukları daha çok beraber oldukları, aile bağlarını sıkılaştıran bir aydır.

*

Açlığın beden ve ruh ilişkisi de ilginçtir.

Ramazan açlığı ile normal zamandaki açlık birbirine benzemez.

İki açlık arasındaki fark niyette gizlidir.

Birinde ilahi emir diğerinde bireysel tercih vardır.

Beden, oruç niyetiyle kalınan açlığa çok uzun süre dayanabilir.

Oruçta ruh ilahi emre mutlak itaat ettiği için beden ruhun iradesine uymakta zorlanmaz.

Ancak kişisel irade ile gerçekleşen açlıkta böyle bir durum yoktur.

Bedenin direnci ruhun irade gücünün zayıf ya da güçlü olmasına bağlı olarak hareket eder.

Ruh, açlığa ne kadar inanıyorsa beden de o kadar inanır.

Diyet yapanların başarısız-lığının altında yatan temel neden de budur.

İnanma gücün ne kadarsa bedenin direnme gücü de o kadardır.

*

Açlığın bir de asayiş boyutu vardır.

Malum her Ramazan ayında toplumun ekseriyeti oruçlu olduğu için hırsızlık, gasp, sokak kavgaları azalır.

İnsanların birbirlerine karşı saygı ve hoşgörüleri artar.

Sabır duygusu bu ay daha bir hakimdir insanoğluna.

Ramazan ayı bireylerin ve toplumun bozulan fabrika ayarlarını düzeltebilen önemli sosyal işlevi olan bir aydır.

Yardım duygusu da tavan yapar bu ay.

O yüzden dilenciler de Ramazan ayında artar.

Ramazan ayı dilenciliği meslek edinenlerin en çok kazandığı aydır.

İstanbul özellikle Üsküdar, Eyüp, Fatih, Ramazan ayında dilencilerin en çok rağbet ettiği ilçelerdir.

Bir ay boyunca cami önlerini, türbe girişlerini ve ana caddeleri mekân olarak kullanırlar.

Minibüslerle çoluk çocuk İstanbul dışından gelir ve bayrama kadar kalırlar.

Bir yıllık paralarını bir ayda toplarlar ve giderler.

*

Açlığın en tehlikeli olanı siyasi boyutudur.

Şirketler ve devletler tarafından sömürü amacıyla uygulanır.

Toplumlar temel ihtiyaçlara muhtaç bırakılarak adil olmayan haksız mevcut düzen devam ettirilir.

Şirketler düşük ücret politikası ile ticaretten kazanamadıkları kârı emek hırsızlığından kazanırlar.

Temel ihtiyaçlara muhtaç bırakılarak çalıştırılan düşük ücretli çalışanlar, rekabet edemeyen şirketlerin önemli kazanç kaynağıdır.

Mevcut ücretle ay sonunu zor getiren çalışanlar, tasarruf edemediği için sürekli düşük ücrete razı gelmek zorunda kalırlar.

Karnını düşünmekten gelecek kaygısı artan ve bu yüzden başka bir şey yapamayan aciz bir varlık haline dönüşürler.

O artık kendini ne kadar özgür bilse de ücretli bir köledir.

*

TRT 1’de yayınlanan “Taşacak bu deniz” dizisinde Adil yanındakine sorar;

“Esme Ramazan ayında neden ortadan kayboldu.”

Cevap şöyledir; “Sofrasında oturacak Müslüman bulamadığı için kaçtı.”

“Benim de Esme gibi dağa kaçasım var.” cümlesini tekrarlaya tekrarlaya yanımdan yürüdü gitti Üsküdar’da o meczup.

#Toplum
#Ramazan
#Yaşar Süngü