Ünlü gazeteci Hatice Bin Ganna’nın markette şahit olduğu hikâye

04:0018/01/2026, الأحد
G: 18/01/2026, الأحد
Yaşar Süngü

İngiliz gazeteci canlı yayında Zanny Minton Beddoes, Trump’ın tetikçisi Netanyahu’nun yüzüne şunları söyledi: “Dünyanın en nefret ettiği devlet İsrail. Bu savaşı kaybediyorsunuz. Amerika da kaybediyor.” Kötüler kaybedecek iyiler kazanacak. Örgütlü kötülüğün temsilcileri Trump ve Netanyahu kaybederken kazanacak taraftaki çoğunluk ne durumda? Kastettiğim Hristiyan dünyasında (Gazze) iyilerin yanında yer alan halklar değil tabi ki; İslam dünyası dediğimiz dünyanın içindeki mirasyediler. Müslümanlar,

İngiliz gazeteci canlı yayında Zanny Minton Beddoes, Trump’ın tetikçisi Netanyahu’nun yüzüne şunları söyledi: “Dünyanın en nefret ettiği devlet İsrail. Bu savaşı kaybediyorsunuz. Amerika da kaybediyor.”

Kötüler kaybedecek iyiler kazanacak.

Örgütlü kötülüğün temsilcileri Trump ve Netanyahu kaybederken kazanacak taraftaki çoğunluk ne durumda?

Kastettiğim Hristiyan dünyasında (Gazze) iyilerin yanında yer alan halklar değil tabi ki; İslam dünyası dediğimiz dünyanın içindeki mirasyediler.

Müslümanlar, dünyanın en güçlü ve en zengin milletleri iken şimdi en zelil duruma düşmelerinin sebebi ne?

Neler kaybettiler de bunlar başlarına geldi?

**

Onu da El-Cezire televizyonunun meşhur spikeri Cezayirli ünlü gazeteci Hatice Bin Ganna’nın başından geçen hikâye ile öğrenelim;

Arapçadan tercümesini Abdülhamid Doğan’ın yaptığı belirtilen hikâye şöyle;

“Amerika Birleşik Devletleri’ne yaptığım bir ziyaret sırasında, büyük bir alışveriş merkezlerinden birine bazı ihtiyaçlarımı almak için gitmiştim. Kasada ödeme sıramı beklerken, içeri tesettürüyle son derece vakur ve iffetli bir Müslüman Hanım girdi. Yorgunluğu yüzünden okunuyordu.

Önünde ağır bir kutu sürüklüyordu; kutunun üzerinde ki resimden belli ki bu, çim biçme makinesiydi.

Hanım, kasadaki görevliye yaklaştı ve aralarında şu konuşma geçti:

Müslüman hanım (son derece nazik bir sesle): “Hanımefendi, dün sizden bu makineyi ve başka bazı eşyaları satın aldım. Toplam bedeli 500 dolardı.”

Kasiyer (meşgul bir hâlde): “İade mi etmek istiyorsunuz?”

Müslüman hanım: “Hayır. Bedelini ödemek istiyorum.”

Kasiyer (şaşkın): “Anlamadım. Dün aldığınızı söylüyorsunuz. Eğer başka bir yerde daha ucuz bulduysanız, fiyat farkını iade edebiliriz; ama bunun için belge gerekir. Yanınızda var mı?”

Müslüman hanım: “Hayır ne o ne de bu. Dün bu makineyi kredi kartıyla aldım, evime götürdüm. Evim buradan yaklaşık iki saat uzaklıkta. Faturayı kontrol ederken fark ettim ki, bu makinenin ücreti hesaba eklenmemiş. Mağazayı aramak istedim, ama çalışma saatleri bitmişti. Bunun size zarar vermesini istemedim. Bu yüzden bugün işimden izin aldım, makineyi tekrar buraya getirdim ki kayda geçirin ve bedelini ödeyeyim. Çünkü parasını ödemediğim bir şeyi kullanamam.”

Bu sözler üzerine kasiyer birden yerinden doğruldu. Gözleri doldu. Derin bir hayretle bu Müslüman kadına bakakaldı. Sonra onu sarıldı, öptü ve titreyen bir sesle şöyle dedi: “Bu benim hatamdı! Buna rağmen neden geri döndün? Neden bu kadar ağır bir yükü taşıdın? Neden işinden izin aldın ve geliş dönüş dört saat yol yaptın? Seni buna iten neydi?’

Müslüman hanım, İngilizce ama son derece sade, masum ve doğal bir edayla, sanki yaptığı şey dünyadaki en sıradan davranışmış gibi cevap verdi:

‘It is AMANA; Bu, emanettir.’

Sonra ona kısaca İslam’da emanetin ne demek olduğunu anlattı; Kul hakkını, Helâli, Haramı, Allah korkusunu…

Kasiyer, gözyaşları içinde mağaza müdürünün yanına gitti.

Camlı ofisten onları görebiliyorduk ama ne konuştuklarını duyamıyorduk. Ancak yüzündeki derin sarsıntı her şeyi anlatıyordu.

Birkaç dakika sonra müdür, tüm çalışanları sıraya dizdi ve bu Müslüman kadının yaptığını onlara anlattı.

O sırada hanım, mahcubiyetle başını eğmişti. Sanki büyük bir iş yapmamış da, sadece dininden öğrendiği basit bir vazifeyi yerine getirmişti.

Çalışanlar ve müşteriler merakla etrafını sardı.

Onu böyle bir davranışa iten sebepleri sordular

O da kibirsiz, tevazu ile hepsine cevap verdi.

Mağaza müdürü ısrarla çim biçme makinesini ona hediye etmek istedi.

Ancak Müslüman Hanım, büyük bir edep ve incelikle bunu reddetti: “Ben bunu Allah rızası için yaptım. Sevabını istiyorum. Makinenin, bu sevabı gölgelemesini istemem. Çünkü benim için o sevap, her şeyden daha kıymetlidir.”

Bu sözler mağazada ona olan hayranlığı daha da artırdı.

Kadın sessizce mağazadan ayrıldı. Ardında ise derin bir hayranlık, suskunluk ve hayret bıraktı.

O gittikten sonra da hem çalışanlar hem müşteriler uzun süre bu sahneyi konuştu.

Ben ise bir Müslüman olarak içimde tarifsiz bir iftihar hissediyordum. Çünkü o gün, İslam’ı anlatan bir vaaz değil; yaşayan bir ahlâk görmüştüm.”

**

Bilge Kral, Aliya İzzetbegoviç, İslam dünyası Batılı Hristiyan dünyasından neden geri kaldı?

Neden onların sömürgesi oldu? Sorularıyla uzun süre meşgul olmuş.

Sonra cevabını şöyle bulduğunu söylüyor; “Müslümanlar Kur’an’ın sesine âşık oldu, onun ne dediğine boş verdi.”

Çok konuşan Müslümanlara değil, konuştuğunu yaşayan Müslümanlara ihtiyacımız var.

Nereden başlayacağız?

Kendimizden.

#Hatice Bin Ganna
#İslam
#Toplum
#Yaşar Süngü