Neden sürekli kaybettiğimizi sanıyoruz?

04:0028/04/2026, Tuesday
G: 28/04/2026, Tuesday
Yusuf Dinç

Kapitalizm insanlığı katırının üstüne bindirdi götürüyor. Uzanın sağdan soldan toplayın, diyor. Herkes de harala gürele topluyoruz. Herkes bir şey kapıyor. Ufaklar kolay ele geliyor. Doldurdukça dolduruyorlar. Ne hikmetse tam okkalı bir şey kapacakken katır bir manevra yapıyor, hop kaçırıyorlar. Uzanmaya çalışırken kimi düşüp gidiyor. Dönüp düşene bakmaksızın herkes kolunu uzatmaya devam ediyor. Durmaksızın ve doymaksızın. O ranttan bu ranta, bu ranttan şu ranta… Herkesin heybesinde iyi kötü bir

Kapitalizm insanlığı katırının üstüne bindirdi götürüyor. Uzanın sağdan soldan toplayın, diyor. Herkes de harala gürele topluyoruz. Herkes bir şey kapıyor. Ufaklar kolay ele geliyor. Doldurdukça dolduruyorlar. Ne hikmetse tam okkalı bir şey kapacakken katır bir manevra yapıyor, hop kaçırıyorlar. Uzanmaya çalışırken kimi düşüp gidiyor. Dönüp düşene bakmaksızın herkes kolunu uzatmaya devam ediyor. Durmaksızın ve doymaksızın. O ranttan bu ranta, bu ranttan şu ranta…

Herkesin heybesinde iyi kötü bir şey oluyor. Gene de herkes mutsuz.

Çünkü herkes bir diğerinin kendisinden daha iyi doldurduğuna inanıyor. Oyunun kuralı bu ya; kimse bir diğerinin heybesindekileri bilmiyor. Gizem heyecan veriyor.

Falanca taksi plakasından götürmüş. Filanca altından vurmuş. Birisi pazar tezgahından. Öteki dolardan. Beriki arsadan. Başkası konuttan. Biri öyle bir mal bulmuş ki ilk ithal eden olmuş oradan. Şu var ya hisseyi en dipten almış.

Nasıl oluyorsa herkes sürekli vurgun yapıyormuş birileri sadece izliyormuş gibi geliyor. Ve dünya koca bir kumarhaneye dönüşüyor.

Kumarhaneler böyledir. Bazen birine kazandırırlar. Kimsenin kazanamadığı kumarhane çalışmaz. Kazananların hikâyesidir kaybedecekleri çeken. Kaybedecekleri biline biline kaybedenler sadece kendilerinin kaybettiğini sanır. Herkes kazanıyordur ama onlar kaybediyordur. Çünkü herkes akıllı onlar ahmaktır. Suçlu kendileridir. Kimse değil, kumarhane hiç değil… Kumarhane değil mi ki onlara kazanma ihtimali veren?

Katırın sırtındaki serüven de böyle. Herkes bir diğerini en düşükten almış en yüksekten satmış zannediyor. Bu işlemden sonra bir diğer fırsatı yakalamış ondan sonra da diğerini zannediyor. Herkes ama herkes başarıyor. Kaybeden kendisini o kadar yalnız hissediyor ki korkarsın.

Kaybettiği bir şey yok oysa. Kazandıklarına rağmen kaybediyor. 2x yapan 5x yapamadığına, 5x yapan 10x yapamadığına, 10x yapan da 100x yapamadığına hayıflanmaktan mütemadi kaybettiğine vehmediyor. (Bu rakam ve sembollerin anlamını merak edenler için; parayı katlamanın yeni terminolojisi.)

Kapitalizm de rekabetini canlı tutmak içim göreli yoksulluk veya yoksunluk hissinden besleniyor. %40000 yapamıyor olmanın suçlusu kişinin kendisinden başka kim olabilir ki…

Ha, kişinin kendinden kabahat araması hâlâ iyi kısmı.

Kişi bir de suçlu aramaya başlıyor ya orası tam bir sosyal buhrana dönüşüyor. Sonuçta kapitalizm, inanmak isteyen herkesi eşit fırsat verdiğine inandırıyor. Buna inanıp kullanamamak buhrandan başka neye dönüşür ki?

Hedefi kendinden biraz uzaklaştıranlar suçu babasında, ailesinde, sağında, solunda ve en son da toplumda buluyor. Kendisini var edenlerle beraber kendine düşman kesiliyor.

Bize bir sistem lazım. Çünkü aynı fırsatı kolladığından kimse sesini çıkarmasa da kendini değil, başkasını manipüle etmenin menfaat ürettiğini herkes içten içe biliyor. Yani spekülasyonun değil, manipülasyonun kazandırdığını… Herkes kendini manipüle etmek bakımından eşittir ama başkasını manipüle etmeye gelince eşitlik bozulur.

Bize bir sistem lazım. Ekonomik menfaatleri kayırmasız paylaşacak bir sistem. Değerleri olanların eşitsizliğe uğramadığı bir sistem. Sorumlu davrananın mağdur olmadığı bir sistem. Şeffaf, adil ve öngörülebilir bir sistem.

Birilerinin boşluklara dolduğu, öbürlerine bariyer konduğu düzen değişmeli. Kimse atasını, efradını, toplumu hedefine koymasın diye…

Reform bize zor iş değil. Biz menzilimize yürürüz şu kapitalizmin katırını ait olduğu ahıra bir bağlasak yeter. Karartılmış sokaklarda çiçekleri eze çiğneye çok koştu durdu.

Teknoloji gelişiyor. Yapay zekâ ve blokzincir kapasitesi artık oyunu değiştirmeye yetecek kadar fırsat sunuyor. Biriyle karmaşayı yönetiriz öbürüyle şeffaflığı… Bunlardan yararlanmak sadece çağın gereği değil, ahlaki bir sorumluluk halini alıyor. Adaletin bir gereği merhalesine yükseliyor. Altyapıyı her vizyonun gereği kılıyor.

Birey ve toplum için kimlik ve güven inşa etmenin yolu artık teknolojiden geçiyor. Reformun yönü belli.

Bugünün dünyasında bu denli değerli ve değerleriyle kalabilmeyi başarmış bir toplum mücevherine hak ettiği değeri böyle böyle vermek gerekiyor.

#Toplum
#Politika
#Ekonomi
#Yusuf Dinç