
Mannheim / Almanya.
Almanya-Danimarka seferimiz bütün hızıyla, ruh dolu bir atmosferde sürüyor... Programımızı nefis bir şekilde organize eden Hülya Müberra Karadoğan Hanım, MTO Avrupa temsilcimiz Nurdane Dabak, Vildan Hanım ve yine yönetim ekibimizden İsmail Özer ve İsa Ünver kardeşlerimize yürekten teşekkür ediyorum.
Bugün Muharrem Kartancı Hocanın, Mannheim ayağını yazdığı yazısını sizlerle paylaşıyorum. Lezzetli bir yazı oldu yine.
Zihin açıcı, keyifli okumalar…
Mannheim’deki ilk durağımız, Avrupa’daki Müslüman varlığının sessiz ama dirençli hafızasını taşıyan camilerimizden Grünstadt Yeşil Camii oldu.
Avrupa şehirlerinde camiler artık sadece ibadet edilen mekânlar değil, Yusuf Kaplan hocamızın bakışıyla: “Cami dirilişin kaynağıdır. İşlevini Avrupa’da daha verimli yerine getiriyor.”
Camilerimiz Avrupa’daki işlevi ile inşa edil/e/meseydi Anadolu insanı bu topraklarda kalamazdı; ya geri dönerdi ya da dönemeyenler yok oluş süreci yaşayıp kaybolup giderlerdi. Mescidlerle başlayan süreç, daha büyük külliye tarzı yapılarla devam ediyor. Yazılmamış, kayıt altına alınmamış o kadar etkileyici hikâyeler var ki; ne kadar anlatılırsa anlatılsın bitmeyecek türden.
İşte bu hikâyeler, fedakârlıklar, bilinmeyen kahramanlıklar ile Avrupa’daki camiler yalnızca dinî mekânlar değil; hafızanın, kimliğin, diriliş, direniş ve varoluş bilincinin muhafaza edildiği gök kubbeler hâline gelmiş.
Camideki konferansın ardından ardından yola çıkıyoruz hızlıca. Her uzaklaştığımız konumdan; ayrılmıyoruz sanki; yüreğimiz kalıyor geride. Bu duygularla gece geç saatlerde Mannheim’de otele ulaşıyoruz.
Seyahat boyunca her sabah yeni bir kardeşlik iklimine uyanıyoruz. RE Hotel sahibi Aydın Bey’in hazırlattığı kahvaltı sofrasında da Avrupa’ya, Anadolu’ya, insanımıza dair derin okumalar yapıyoruz. Anadolu irfanı, Avrupa’nın tam ortasında yeniden görünür hâle geliyor. Modern dünya, insanı bireyselleştirdi; Anadolu ise hâlâ insanı insanla tamamlıyor. Böylece dimdik, dipdiri ayakta kalıyor.
Mannheim Üniversitesi önünde Yusuf Kaplan hocamızı dinliyoruz:
“Üniversite, etkileyici mimarisi ile şehri bize sevdiriyor. Mannheim, modern Alman şehir planlamasının en dikkat çekici örneklerinden biri… 17. yüzyılda kare blok sistemiyle kurulan şehir, Aydınlanma sonrası Avrupa aklının mekâna nasıl hükmettiğini gösteren büyük bir laboratuvar gibi. Batı şehirlerini dikkatle gezdiğinizde şunu fark edersiniz: Mimari, aslında düşüncenin taşlaşmış hâlidir.”
Bir medeniyet nasıl düşünüyorsa şehirlerini de öyle kuruyor.Biz kendimizden uzaklaştığımız ve şizofrenik bir anlayışa büründüğümüz için şehirlerimizde aynı şekilde oluştu, oluşmadı, oluşamadı maalesef.
Yusuf Kaplan Hocamızın ifadesiyle: ‘’bizde şehir yok; ‘şiir şehirlere’ sahip olan bir medeniyet ‘şehirsiz’ kaldı. İstanbul’u kaybettik, Bursa tanınamaz halde..
Mekanını kaybeden toplumlar, zamanın kölesi olmaktan kurtulamazlar..’’
Uğradığımız her şehirde olduğu gibi Mannheim’ın da kitapçılarını, ikinci el kitapçılarını dolaşıyoruz. Tozlu raflarda duran eski kitaplar bazen çağın ruhunu akademik kürsülerden daha iyi anlatıyor.
Çünkü bir medeniyetin gerçek hafızası çoğu zaman büyük arşivlerde değil; unutulmaya yüz tutmuş kitap raflarında saklanabiliyor. Yıllardır aranan kitaplara kavuşma sevincini paylaşıyoruz hocamızla bazen hayıflanıyoruz bazen eli boş dönüyoruz; bugün bereketli bir gün çok güzel kitaplarla çıkıyoruz sahaftan.
Ardından Mannheim Türk çarşısına geçiyoruz. Avrupa şehirlerinde Türk ve Müslüman nüfus arttıkça, Türklerin öncülüğünde çarşılar oluşturulmuş. Neredeyse tüm tabelalar Türkçe. Yolunuz düştüğünde mutlaka ziyaret etmelisiniz. Bir anda Almanya’dan Anadolu’ya açılan görünmez bir kapının içinden yürüyormuş gibi hissediyor insan.
Ardından Yunus Emre Camii ziyareti ve konferansı…Bütün kuşatılmışlığa rağmen hâlâ ayakta kalabilen güçlü bir ruh damarının varlığını hocamız şu cümleyle ifade ediyor:“İslam, nefes alabilecek bir ortam bulabilirse herkese nefes verir!”
Akşam Mannheim Aile Destek Atölyesi’nin ev sahipliği yaptığı konferans, yine saatler süren büyük bir tefekkür atmosferine dönüştü.
Yusuf Kaplan hocamızın şu cümlesi salonda derin bir sarsıntı oluşturdu:“Hz. Peygamber’in hapishanesi yoktu…”
Modern uygarlığın insan tasavvuruna yöneltilmiş çok büyük bir itirazıdır bu. Çünkü modern sistem, insanı kontrol ederek düzen kurar; insanı fıtratından uzaklaştırır. İslam medeniyeti ise insanın mekânı ve zamanı aşabilecek kapılar açmasının yolunu açar.
Özellikle gençlerin yoğun ilgisi dikkat çekiciydi. Bugün Avrupa’daki Müslüman gençlik sadece kimliğini korumaya çalışmıyor; aynı zamanda çağın ürettiği büyük anlam krizine cevap arıyor. Çünkü Batı uygarlığı teknik olarak güçlü olabilir; ama insan ruhunun açlığını artık doyuramıyor.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.