Bizi savaşmadan teslim alan bir âşufteydi âşık olduğumuz Batı bizim için

04:0025/05/2026, Pazartesi
G: 25/05/2026, Pazartesi
Yusuf Kaplan

Yanlış başlangıçların doğru sonuçları olmaz. Yanlış soruların doğru cevapları olmayacağı gibi. Soru sormasını bilemeyen toplumlar, sorunlarını çözmesini de bilemezler. Entelijan-siyası olmayan, yani ülkenin ruhunu inşa edip hayata ve harekete geçirecek bir öncü kuşağı olmayan toplumlar soru sormasını bilemezler. Yanlış teşhis yaparlar, yanlış sorular sorarlar ve toplumu, ülkeyi çıkmaz sokağın eşiğine fırlatırlar. BAŞINA NE GELDİĞİNİ BİLEMEYEN BİR TOPLUM! Türkiye Batı modernitesinin meydan okuması

Yanlış başlangıçların doğru sonuçları olmaz. 

Yanlış soruların doğru cevapları olmayacağı gibi.

Soru sormasını bilemeyen toplumlar, sorunlarını çözmesini de bilemezler. 

Entelijan-siyası olmayan, yani ülkenin ruhunu inşa edip hayata ve harekete geçirecek bir öncü kuşağı olmayan toplumlar soru sormasını bilemezler.

Yanlış teşhis yaparlar, yanlış sorular sorarlar ve toplumu, ülkeyi çıkmaz sokağın eşiğine fırlatırlar.


BAŞINA NE GELDİĞİNİ BİLEMEYEN BİR TOPLUM!

Türkiye Batı modernitesinin meydan okuması karşısında sarsıntı geçirdi ve iki asırdır kendisine gelemiyor. Gelemiyor çünkü başına ne geldiğini bilemiyor.

Türkiye bir yenileşme, toparlanma, yaşanan travmaları aşacak bir irade ve çıkış yolu ve haritası ortaya koyma anlamında bir modernleşme tecrübesi yaşamıyor.

Aksine yok olma, köklerinden kopma, ruh köklerini kurutma gibi büyük bir felâketle sonuçlanan radikal bir modernleşme (yok oluş = Endülüsleşme) tecrübesi yaşıyor.

Modernleşme anlamında Tanzimat bizim idam fermanımızdı.

Tanzimat’la giriştiğimiz reform hareketi, bizi sahili selamete çıkarmadı, çıkmaz sokağın eşiğine fırlattı. Başka türlüsünü beklemek zaten abesti, abesle iştigaldi.

Neden?

Şundan: Biz, Batı uygarlığının modernite ile geliştirdiği küresel ölçekli sömürgecilik, yıkım ve emperyalizm saldırısına dönüşen meydan okumasının herkesin geçirmesi gereken zorunlu nir süreç olduğunu vehmettik.

Biz modernitenin felsefî olarak bir köksüzleşme, insanı tanrılaştıran, Hıristiyanlık kilisesini yıkarak yerine sırasıyla bilim kilisesi, siyaset kilisesi, iktisat kilisesi icat eden yeni bir paganizm biçimi olduğunu ve bunun tabiî bir sonucu olarak da Batı uygarlığının dünya üzerinde büyük bir hâkimiyet kurma projesi yani bir sömürgecilik ve emperyalizm projesi olduğunu anlayamadık.


MODERNLİK: EPİSTEMOLOJİK VE ONTOLOJİK ŞİDDET

Modernlik insanın konumunu yerle bir eden ontolojik bir şiddet, insanın insanla, tabiatla ve Tanrı ile ilişkisinin gramerini ve şeklini tanınamaz hâle getiren epistemolojik bir şiddetti.

Moderniteyle birlikte modern insan her şeye hâkim olmak istiyordu. Bacon’ın, Descartes’ın pagan buyruklarına uyarak insan her şeyin efendisi, yeryüzünün kralı olmaya, kısacası tanrılaşmaya karar vermişti.

Varlığın düzeni, bilginin elde edilme biçimi, mahiyeti ve işlevi kökten değişim geçiriyordu. Bir dünya yıkılıyor, yenine bambaşka bir dünya kuruluyordu: Pagan, ruhsuz bir dünya.

Ama öte yandan da yeryüzünde hâkimiyet kurma kaygısıyla hareket eden modern insan yeryüzünü karaları ve denizleriyle işgal ediyor, bütün medeniyetlere büyük bir saldırı gerçekleştiriyor, inanılmaz katliamlar, tecavüzler ve soykırımlar yapıyordu.

Tam Osmanlı’nın böylesine büyük bir saldırının karşısında dimdik durabileceği bir zaman diliminde Osmanlı yaşadığı şoku anlayacak ve atlatacak bir felsefî atılım ortaya koyamayacak kadar büyük bir travma yaşıyordu.


MODERNİTEYİ ANLAMADAN POST-MODERNİTENİN AYARTISINA YAKALANMAK!

Osmanlı, modernitenin gelişini göremedi; göremezdi çünkü modernitenin doğasını, dünyasını ve hedeflerini anlayamamıştı. Katip Çelebi gibi adamlar, Batı’da dünyanın kaderini değiştirecek büyük şeyler olduğunu hissediyorlardı ama Batı modernitesinin gelişine hayranlık beslemekten, Batının gücünü yakalamaktan başka bir şey önermiyorlardı devlete.

Batının gelişini, bir gücün yeryüzüne üstelik de albenili bir şekilde gelişi olarak görüyor, Batı uygarlığının geliştirdiği modern meydan okumanın felsefî kodlarını çözemeyecek kadar Avrupa tecrübesini anlamaktan uzak bir görünüm sergiliyorlardı Osmanlı entelektüelleri.

Tanzimat’tan sonra içine sürüklendiğimiz Meşrutiyet ve Cumhuriyet süreçleri, modernitenin doğasını ve dünyasını felsefî olarak anlamamıza imkân tanımadı. Anlayamadığımız, tanıyamadığımız ama bize çok albenili, ayartıcı gelen bir dünyanın âşığı olmaktan başka bir şey yapamadık. Oysa bizim celladımız olacak bir baştan çıkarıcı, bizi savaşmadan teslim alacak bir âşufteydi âşık olduğumuz Batı bizim için.

Moderniteyi anlamadan ve aşma çabası ortaya koymadan postmodernliğe fena hâlde hazırlıksız yakalanmıştık artık!

Yanlış başlangıçlar, elbette ki, doğru sonuçlar doğurmayacaktı ve tabii ki, içinde yaşadığımız (daha doğrusu içimde oraya buraya doğru sürüklenip durduğumuz) dünyayı bile doğru anlamaktan uzaklaştıracaktı bizi.

İçinde yaşadığımız çağı anlayamazsanız, o çağı değiştirme iddiasında da bulunamazsınız. Adama gülerler acı acı…

Vesselâm.

#toplum
#siyaset
#Yusuf Kaplan