Çivisi çıkmış bu dünyaya Osmanlı ruhu gerek!

04:002/01/2026, Cuma
G: 2/01/2026, Cuma
Yusuf Kaplan

Ne günlerdi o günler! Bir bahar havası esmişti bütün ülkede ve bölgede. “Müslümanlar iktidara gelince hepimizi kesecek, Türkiye İran olacak!” diye hayalî hayaletler gören Türkiye’nin laikleri, işi, uluslararası ölçekte en büyük sosyal teorisyenimiz Şerif Mardin'in zekice buluşuyla “mahalle baskısı” hikâyesinin icat edilmesiyle başka bir evreye girdirmişler ama bu sarkastik hayaletlerin hiçbirinin gerçek olmadığı anlaşılınca, sonunda farklı ideolojik / siyasî dünya görüşlerine mensup toplum kesimleri

Ne günlerdi o günler!

Bir bahar havası esmişti bütün ülkede ve bölgede.

“Müslümanlar iktidara gelince hepimizi kesecek, Türkiye İran olacak!” diye hayalî hayaletler gören Türkiye’nin laikleri, işi, uluslararası ölçekte en büyük sosyal teorisyenimiz Şerif Mardin'in zekice buluşuyla “mahalle baskısı” hikâyesinin icat edilmesiyle başka bir evreye girdirmişler ama bu sarkastik hayaletlerin hiçbirinin gerçek olmadığı anlaşılınca, sonunda farklı ideolojik / siyasî dünya görüşlerine mensup toplum kesimleri arasında “konsensüs” arayışları tavan yapmıştı.


DOĞU KONFERANSI: BULUŞMA NOKTASI

1980'li, Özal'lı yıllarda başlayan farklı ideolojik kesimler arasındaki yakınlaşma Mehmet Bekaroğlu'nun öncü girişimleriyle Doğu Konferansı projesine dönüşmüş, Türkiye’nin bütün entelektüel kesimlerine mensup entelijansiyası ile İslâm dünyasının entelektüel kesimleri ve öncü isimleri Suriye'de, Mısır'da, Lübnan'da vesaire bir araya gelmeye, meselelerini uzunca bir asırlık kopuştan, uzun bir aradan sonra ilk defa müzakere etmeye, fikir teatisi yapmaya başlamıştı.

Doğu Konferansı ekibinde kimler yoktu ki?

Hırant Dink'ten Hasan Cemal'e, Leyla İpekçi'den Cevat Özkaya'ya, Hakan Akbayrak'tan Can Dündar'a kadar Türkiye'nin kalburüstü bütün entelektüelleri…

O günden bugüne geçen süre zarfında nasıl da savuruldu Türkiye! FETÖ, Türkiye’nin entelijansiyasını zehirledi ve öldürdü.

Doğu Konferansı ekibi, son derece iyi niyetlerle ve kendiliğinden harekete geçmişti. Bekaroğlu'nun derdi, heyecanı, teşkilatçılığı bunda birinci derecede rol oynamıştı.

Doğu Konferansı'nı hatırlamak da nerden çıktı şimdi, diye soracaksınız, haklı olarak.


TÜRKİYE'NİN SINIRLARI: MEDENİYET COĞRAFYASI

Türkiye üç kıtada atak yapmaya başladı dış politikada birkaç senede.

O yüzden hatırladım Doğu Konferansı'nı.

Bu atakların Doğu Konferansı ile doğrudan bir ilgisi yok ama o zamanlar Doğu Konferansı toplantılarında dikkat çektiğim'iz ufuklara birer birer ulaşılıyor hamdolsun.

Türkiye’nin Suriye’de, Körfez ülkelerinde ve Afrika'da, özellikle Sahra Altı Afrika ile Kuzey Afrika’da gözle görülür bir stratejik atak yapması, küçümsenmeyecek stratejik mevziler kazanması, Türkiye’nin sınırlarının, Türkiye’nin sınırlarından ibaret olmadığını, bütün bir Osmanlı coğrafyasının ve hinterlandının Türkiye’nin kültürel ve tabiî sınırları olduğunu zihnimize silinmez harflerle kazıyalım derim.

Türkiye’nin medeniyet coğrafyasındaki kültürel sınırlarının, dünya tarihinin yapıldığı merkez coğrafyası olduğunu bir kenara kaydedelim özenle.

Dün, tarih, burada, bizim medeniyet coğrafyamızda yapıldı; bugün, burada yapılmıyor ama buradan yapılıyor, yarınsa yine hem burada yapılacak hem de buradan. Bunu da özene bezene kaydedelim bir kenara.


KUTSAL COĞRAFYA: TARİHİN KALBİ

Burası, dünyanın kalbinin attığı yer. Dünya tarihinin yapıldığı merkez coğrafya. Sadece tabiî coğrafya değil, dünya tarihin yönünü, yörüngesini ve ruhunu belirleyen merkez kültürel ve entelektüel coğrafyası dünyanın.

Burada, tevhid'in bayrağını dalgalandıran bir ruh var. Tarih boyunca Nebevî soluğun estiği, suladığı, yeşerttiği, besleyip büyüttüğü ruhun köksaldığı kutsal bir coğrafya. Tarihe ruh katan, hayata anlam kazandıran bir ruh bu: İlâhî el'in beşerî olana el uzatması, kol kanat germesi. Her dem taze, her dem canlı, her dem diriltici ve her dem varedici.

Bu kutsal coğrafyada en aykırı ve ayrıksı olan bir yönelim bile o ruhtan, bu kutsal topraklarda tarih yapma iradesini diri tutan o nefesten izler taşır her dâim.


DÜRZİ LİDER CANBOLAT: “BİZİ ANCAK OSMANLI RUHU KURTARABİLİR”

Bu coğrafyanın en uç, en aşırı yönelimlere sahip oluşumlarından biri Dürziler! Malum olduğu üzere, Dürzîler, esas itibariyle Lübnan'da, Beyrut’ta yaşıyorlar.

Suriye’de de bir Dürzî varlığı var. Suriye’deki Dürziler, diğer aykırı / heretik hareketler gibi İsrail’le İngilizler tarafından her zaman bölgenin ve ilgili ülkenin istikrarını bozmakta kullanılıyorlar. Suriye, nihayet özgürlüğüne ve tabii bağımsızlığına kavuşunca, bu süreçte, Rusya ve İran bölgeden kovulunca, İsrail, Suriye’deki Dürzileri kışkırtmış, Suriye’deki yeni yönetime rahat nefes aldırmayacağını göstermeye çalışmıştı irili ufaklı şekillerde Suriye Dürzilerini kışkırtarak.

Tam bu süreçte, Lübnan'daki Dürzilerin lideri Velid Canbolat İsrail'in Suriye'yi istikrarsızlaştırmak amacıyla tezgâhladığı bu şeytanî oyunlarını çok güzel deşifre eden tarihî açıklamalar yaptı.

Canbolat'ın İsrail dâhil emperyalistlerin bütün oyunlarını bozan bu açıklamalarını birazdan sizlerle paylaşacağım.

Ama önce Canbolat'la ilgili kısa bir anekdot aktarmak istiyorum. 2000'li yılların başlarında Doğu Konferansı ekibiyle Velid Canbolat'la bir toplantı yapmıştık Beyrut’ta. Canbolat'ın etkileyici kişiliği, entelektüel birikimi ve karizmatik liderliği hepimizi derinden etkilemişti. Burada resmettiğim karakter özelliklerini aynen koruduğunu gösteren son açıklamaları da çok tarihî ve hayatî açıklamalar.

İsrail'in katil, soykırımcı başbakanı Netanyahu hükümetinin Suriye’deki Dürzileri kışkırtması ve Osmanlı ile ilgili “Osmanlı'yı unutun. O öldü, bir daha geri gelmeyecek” şeklinde ileri geri hezeyanlarda bulunması üzerine Dürzi lider Velid Canbolat çok önemli açıklamalarda bulundu. Yazıyı, (Cahit Tuz kardeşimin çözdüğü videodan alıntıladığı) Canbolat’ın açıklamalarıyla noktalayacağım:


● "Türkiye'ye karşı bizi korkutuyorlar. Keşke Osmanlı İmparatorluğu geri gelseydi.


● Osmanlı İmparatorluğu tüm İslâm âlemi ve Arapları bir arada tutmaktaydı.


● Osmanlı İmparatorluğu sonrasında ortaya çıkan milliyetçi fikirler her iki tarafı birbirinden uzaklaştırdı ve her iki tarafta yıkıcı etkiler yaptı.


● Arap ve Türk birlikteliği Emir Şekip Arslan'ın teorisi ve hayaliydi. (Emir Şekip Arslan Lübnanlı yazar, politikacı ve fikir adamıdır. Velid Canbolat'ın da dedesidir.)

Sultan Abdülhamid Han kendisine verilen tüm imkânlara rağmen Filistin’in tek karışını vermeyerek Türk-Arap bütünlüğünün korunmasında önemli rol oynamıştır."

Bu coğrafya gün yüzü gördüğü zaman, dünya da gün yüzü görecektir. Bu coğrafya tabiîliğini kuruduğu zaman, insan da insanlığını yitirmeyecek, dünya yeniden barış ve huzura kavuşacaktır. Bunun yegâne yolu, adalet, hakkaniyet ve merhamet sütunları üzerinden yükselen Osmanlı ruhunun yeniden hayat bulmasından geçiyor. Vesselâm.

#dünya
#ülke
#Osmanlı