
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta çocukların okula saldırmaları ve Ayla öğretmenimizle birlikte 8 çocuğumuzun hayatını kaybetmesi bizim hayal bile edemeyeceğimiz çok ürpertici bir felâket.
Evet, böylesine barbarca cinayetleri biz hayal bile edecek bir toplum değiliz. Bizim dünyamızda bu kadar ürpertici daemonik şer-şeytan figürlerin bir karşılığı yok.
Ama korkarım ki, bu yaşadıklarımız henüz sorunun en küçük kısmı ve başlangıcı; göstergelere dikkatle baktığımızda daha büyük felâketlerin kapıda olduğunu görememek için kör olmak gerek.
Batı’daki herhangi bir ülkeyle karşılaştırıldığınızda Türkiye’de sokakların oldukça güvenli olduğunu görürsünüz ama yaşanan felâket o kadar ürpertici ki, bize, Müslüman bir topluma çok fazla, ziyadesiyle ürpertici bir cinâyet bizim için.
Önümüzdeki sosyokültürel göstergelere dikkatle baktığımızda, korkarım ki, daha büyük cinayetlere gebe bu ülke! Bunu söylemesi zor ama gerçekleri örtbas etmekle hem hiçbir yere gidemeyiz hem de hiçbir meseleyi halledemeyiz. Aksine hâdise kangrene dönüşür ve içinden çıkılmaz hallere bürünür.
Önce şunu bileceğiz: Bu toplum, çok büyük bir transformasyon geçiriyor: Kendi inançlarını, kültürünü, değerlerini terk ediyor.
Ne uğruna? Konformizm, hedonizm ve egoizm uğruna. Bütün bunları tek bir kavramla özetleyebiliriz: Oportünizm. Fırsatperestçilik. Çıkarperestlik ya da. Siz buna açgözlülük de diyebilirsiniz. Duyarsızlaşma da. Toplumun, ülkenin sorunlarına karşı duyarsızlaşma, ülkeye ve ülkenin inançlarına, değerlerine ve kültürüne aidiyetini de, aidiyet bilincini de yitirme.
Bunda dijital uygarlıkla birlikte bütün sınırların küresel ölçekte ortadan kalkmasının etkisi büyük. Kültürel, entelektüel ve tabiî her şeyden önce de ekonomik sınırlar ortadan kalktı. Sınırların ortadan kalkması, ufkun genişlemesini sağlamadı, aksine sınırlar arttıkça ufuk daraldı.
İnsanın mekân duygusunu yitirmesi, zaman duygusunu da yok etti.
Bütün bunlar doğru.
Ama bütün bunlar bizim yaşadığımız kültürel şizofreniyi ve travmayı izah etmeye yetmez.
Türkiye kimliğini kaybetme ve yok olma tehlikesinin eşiğine sürükleniyor iki asırdır ama farkında bile değil bunun. Bu toplumun kendinden şüphe etmesini, kendini inkar ermesini ve intiharın eşiğine sürüklenmesini sağlayan Türk modernleşmesinin son derece doğal, normal bir şey olduğunu sanıyor bu ülkenin çocukları.
Daha doğrusu, aslında başına ne geldiğini bilmiyor. Böyle bir şey umurunda bile değil. Daha da vahimi, böyle bir sorunu, sorusu, derdi, problemi yok.
İşte bu ürpertici!
Bu toplum, kimliğini yitirmenin, yok olmanın eşiğine sürüklendiğini çok büyük, şok edici travmatik hâdiseler yalayınca fark ediyor.
Çocukları ateist olduğunda...
Eşcinsellik bataklığına saplandığında...
Uyuşturucu kapanına kıstırıldığında...
Cinayete kurban gittiğinde anlıyor…
Ama o zaman iş işten geçmiş oluyor.
Çok geç kalmış oluyor çünkü.
Öncelikle Türkiye medeniyet değiştirme yoluna girdi. “Dil”ini (=duruşunu, duyarlıklarını, aidiyet biçimlerini), yer’ini (mevzi’sini) ve yön’ünü değiştirecekti zamanla.
Tanzimat’la başlayan süreç, üzerimize gelen Batı emperyalizmi karşısında duyulan şaşkınlık ve sersemleme sonrasında giriştiğimiz maddî / askerî toparlanma süreciydi öncelikle. Reformlar evvelemirde askerî gücümüzü, nihayetinde de iktisadî ve siyasî gücümüzü toparlama, tahkim etme süreciydi.
Görünen manzara buydu. Bu manzara gerçekti de. Ama bir de görünmeyen bir başka mekanizma devredeydi: Bir gizli el, devleti içeriden ele geçirme, bürokrasiyi emperyalistlerin çıkarları doğrultusunda dizayn etme, böyle böyle devleti İslâmî yörüngesinden uzaklaştırarak önce padişahı, sonra da halkı kendilerine mahkûm etme mücadelesi veriyordu. İngilizlerle Yahudiler, diğer Avrupalı düvel-i muazzama ile Devlet-i Aliyye’yi zayıf düşürme ve içeriden ele geçirerek içeriden teslim alma savaşı sürdürüyorlardı kullanılışlı elemanlarıyla, hainlerle birlikte.
Türkiye kimliğini yok edecek bir sürece girmişti. Ama toplum ne olup bittiğini anlayacak durumda değildi. Aydınların çoğu da -en azından- zihnen sömürgeleştirilmişti: Bunun fiiliyattaki karşılığı, Batıcılaşan aydınların kendi medeniyetlerini terk etmeleri, inkâr etmeleri, nihayetinde de reddetmeleri şeklinde tezahür edecekti.
Sonuçta ortaya şizofren bir durum çıkacaktı: Zoraki olarak “paralel bir toplum” icat edildi. Laik bir toplum bu. Müslüman topluma tepeden bakan, ipleri elinde tutan, ülkenin ve milletin geleceğine karar verecek bir konumda bulunan düşünme melekeleri felçleşmiş, dünyayı da, kendi dünyasını da derinlemesine olmasa az çok anlayabilecek bir kavrayıştan yoksun laik bir entelijansiya icat edilmişti.
Sonrası çorap söküğü gibi gelecekti kaçınılmaz olarak…
Laik elitokrasi ülkenin bütün kurumlarını tanımlamış, Müslümanlığa bu kurumlarda küçük de olsa bir yer bırakılmamıştı. Ama toplum bunu göremedi. Ta ki 28 Şubat darbesini, 15 Temmuz darbesini ve daha önceki darbeleri yiyene kadar…
Ülkeyi ellerinde bulunduran bürokratik oligarşi her on yılda bir topluma ayar veriyordu.
Toplum da bunu normal karşılıyordu.
Ne zaman ki, laik bürokratik oligarşinin Kamalizm (Kemalizm değil Kamalizm) laiklik adında inşa ettiği kültür, sanat, akademi ve medya rejimi köksalmaya ve sonuç vermeye başladı, işte o zaman, toplumun değerler haritasının paramparça olması, ailenin dağılması, değerlerin yerle bir olması, genç kuşakların dijital dünyanın kölelerine dönüşmesi kaçınılmazlaştı. Türkiye’de laikçilik, Kamalizm aslında bir tür nihilizm (boşverme, duyarsızlaşma) biçimiydi.
Sonuçta laikleşme sürecinin sürüklediği zihnî felçleşmenin, kültürel şizofreninin doğal ürünü kıyametin habercisi ciyayetler, katliamlar ve nihayet okul saldırıları patlak verdi kaçınılmaz olarak…
Bu felâketle başa çıkmanın tek yolu var: Bu milleti koruma kanunundan koruyarak güçlü İslâmî karakter, ahlâk ve erdemle donanmış pırlanta gibi genç Müslüman öncü kuşaklar yetiştirmek. İşte bunu yapıyoruz MTO (Medeniyet Tasavvuru Okulu) ile hamdolsun.
Vesselâm.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.