
ABD yönetiminin Venezuela'ya askeri müdahalesi ve dış politikasını meşrulaştırmak için Monroe Doktrini'ne dayandığı biliniyor. ABD Başkanı Trump, dünkü açıklamasında da artık, Monroe'nun ötesine geçtiklerini söyledi ve bunu 'Donroe Doktrini' olarak nitelendirdi. Son haydutluk, Washington yönetiminin Orta Amerika, Karayipler ve Güney Amerika'daki askeri ve siyasi müdahale geçmişini hatırlattı. İşte Küba'dan Haiti'ye, Panama ve Dominik'ten Brezilya'ya kadar ABD'nin Amerika kıtasındaki yağmacılığı...
ABD Başkanı Donald Trump’ın Maduro’ya yönelik saldırı iddiası sonrası yükselen gerilim, ABD’nin Latin Amerika’ya yönelik tarihsel müdahalelerini yeniden gündeme getirdi.
19. yüzyıl sonlarından itibaren ABD, ideolojik tehditler ve ekonomik–jeopolitik çıkarlarını korumak adına özellikle yakın çevresinde askerî güce daha sık başvurdu.
İşte Küba'dan Haiti'ye, Dominik'ten Brezilya'ya kadar Amerikan yağmacılığı...
ABD'nin Orta Amerika'da Guatemala, Nikaragua, Honduras ve Panama'ya müdahaleleri
ABD, Guatemala'da 1954'te dönemin seçilmiş Devlet Başkanı Jacobo Arbenz Guzman'ın görevden alınmasında rol oynadı.
Guzman'ın ABD merkezli firmaları etkileyecek tedbirler içeren toprak reformu planları soğuk savaş dönemindeki Washington yönetimini telaşlandırdı.
Eski ABD Başkanı Dwight Eisenhower döneminde Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA), Guzman'ın devrilmesine ve Carlos Castillo Armas yönetiminde ordu destekli hükümetin kurulmasına yol açan darbeyi destekledi.
ABD'nin Nikaragua'ya müdahalesi, ülkenin en uzun süren müdahalelerinden biriydi.
Ayrıca ABD kuvvetleri 1900'lerin başında Amerikalı tarım şirketlerini korumak amacıyla Honduras'a birçok kez müdahalelerde bulundu. Bu eylemlerin Honduras'ta sivil yönetimi zayıflattığı ve ordu kontrolünü güçlendirdiği düşünülüyor.
O dönem uyuşturucu ticareti ve para aklama suçlamalarıyla ABD'li yetkililerin peşine düştüğü Noriega daha sonra ABD'ye iade edilmiş, Fransa'da hapse girmiş ve daha sonra geri döndüğü Panama'da 2017'de hapishanede hayatını kaybetmişti.

Karayipler'de Küba, Haiti ve Grenada'daki ABD müdahaleleri
ABD ve Küba arasındaki ilişkiler, 1959'da Fidel Castro'nun, Washington'ın destek verdiği Fulgencio Batista rejimini devirerek iktidara gelmesinin ardından bozulmaya başladı.
Eski Başkan John F. Kennedy döneminde ABD, 1961'de Castro'yu devirmek için Kübalı muhaliflerin Domuzlar Körfezi Çıkarması'nı destekledi.
Domuzlar Körfezi Çıkarması'nın başarısız olması Küba'nın o dönem, Sovyetler Birliği'ne dönük politika benimsemesi soğuk savaş süresince Karayipler'deki gerilimi artırdı. Böylece Washington ve Havana arasında on yıllar sürecek gerilim arttı.
Haiti Devlet Başkanı Jean Vilbrun Guillaume Sam'in 1915'te suikasta uğramasının ardından dönemin ABD Başkanı Woodrow Wilson, "Karaipler'de düzeni sağlamak ve siyasi ile ekonomik istikrarı sürdürmek" amacıyla donanma birliklerini ülkeye gönderdi.
Ancak ülkedeki ayaklanma, uluslararası baskı ve ABD, Kanada ve Fransa gibi dış güçlerin doğrudan müdahalesiyle Şubat 2004'te Aristide görevden ayrıldı.
Sosyalist Maurice Bishop'un hareketinin liderliğindeki Grenada hükümeti ve ABD arasında gerilim yüksek seviyedeydi.
ABD ve Karayipler ülkelerinden oluşan bir koalisyon, 1983'te bu ülkedeki askeri hükümeti devirmek için harekete geçti.
Dönemin ABD Başkanı Ronald Reagan liderliğinde yürütülen işgal kapsamında Grenadalı ve Kübalı askeri personele karşı yaklaşık 7 bin birlik ve denizci konuşlandırıldı.
ABD'li araştırmacı William G. Ratliff, bir makalede, Washington'ın "Sovyetler ve Küba'nın üssü haline gelmesinden endişe ettiği için Grenada'ya müdahalede bulunduğunu" yazdı.

Dominik Cumhuriyeti
Karayip ülkesi Dominik Cumhuriyeti'nde 1960'larda ordunun devrim yanlısı Devlet Başkanı Juan Bosch'u devirerek yönetimi ele geçirmesinin ardından iç savaş çıktı.
Dönemin ABD Başkanı Lyndon Johnson, Dominik Cumhuriyeti'nin "yeni bir Küba" olma riski taşıdığını öne sürdü.
ABD'nin askeri müdahalede bulunmasının ardından ülkedeki iç savaş sona erdi ve 1966'da düzenlenen Devlet Başkanlığı seçimlerinde muhafazakar Joaquin Balaguer galip geldi.
Güney Amerika
Uzmanlar, ABD'nin Güney Amerika kıtasına müdahalelerinin doğrudan askeri işgaller yerine daha çok gizli operasyonlar, diplomatik baskı ve belirli askeri yönetimlere destek verme yoluyla yapıldığına işaret ediyor.
ABD'nin 1970 ila 1973'te gizli operasyonlar ve ekonomik baskılarla Şili'de dönemin Devlet Başkanı Salvador Allende'nin hükümetini iktidarsızlaştırdığı ve sosyalist liderin, askeri diktatör Augusto Pinochet'in başını çektiği darbeyle devrilmesine yol açtığı belirtiliyor.
ABD Dışişleri Bakanlığının arşivindeki belgelere göre, ABD'nin Şili'de geçmişi çok eskiye uzanan gizli operasyonlar kapsamında, ülkedeki seçimlerde belirli adaylara fon sağlandı, Allende karşıtı propagandalar yayımlandı ve darbeleri desteklemenin olası katkıları hakkında değerlendirmeler yapıldı.
ABD'nin Bolivya'da da 1964 ve 1971'de yapılan darbelerin ardından başa geçen askeri yönetimlere destek verdiği ve siyasi açıdan üzerlerinde baskı kurduğu ifade ediliyor.
Araştırmacı James F. Siekmeier, ABD-Bolivya ilişkilerine dair kaleme aldığı bir yazıda, Washington'ın 1950'lerin sonlarında ülkenin ordusuna yardımları büyük ölçüde artırma kararının, bu orduyu 1964'te darbe yaparak ülkeyi neredeyse 20 yıl boyunca demokrasiden uzaklaştırmak konusunda cesaretlendirdiğini yazdı.










