
Üç yıl öncesine kadar nükleer santralleri kapatmayı düşünen Avrupa ülkeleri şimdi nükleer caydırıcılığa sahip olmayı tartışıyor.
Üç yıl öncesine kadar başta Almanya olmak üzere birçok Avrupa devleti, enerji politikalarında nükleer santrallerin kapatılmasını tartışıyordu. Bugün ise kıta, çok daha sert bir başlıkla karşı karşıya. ABD’ye olan güvenin sarsılması ve Rusya tehdidinin gölgesinde, Avrupa’nın kendi nükleer caydırıcılığını inşa edip edemeyeceği. Özellikle Donald Trump liderliğinde bir ABD’nin NATO’nun 5. maddesine bağlılığına dair geçmişte yaptığı sorgulamalar ve transatlantik ilişkilerde yaşanan kırılmalar, Avrupa başkentlerinde “ABD’siz güvenlik” senaryolarını yeniden gündeme taşıdı. Politico’nun haberine göre bu tartışmalar, hafta sonu düzenlenen Münih Güvenlik Konferansı sırasında öne çıktı. Konu, tam da ABD ile Rusya arasında resmen yenilenmeyen Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması’nı (START) takiben gündemin üst sıralarına taşıdı.
CAYDIRICILIKTA YENİ FIRSATLAR
Rusya’ya komşu Baltık ülkeleri, güvenlik kaygılarını en yüksek sesle dile getirenler arasında. Estonya Savunma Bakan Yardımcısı Tuuli Duneton, Avrupa’da ortak bir nükleer caydırıcılık fikrine kapıyı kapatmadıklarını belirterek, ABD’nin hâlâ müttefiklerine nükleer şemsiye sağlama taahhüdünün sürdüğünü vurguladı. Letonya Başbakanı Evika Siliņa da benzer bir çizgide, nükleer caydırıcılığın “yeni fırsatlar” yaratabileceğini söyledi ancak bunun uluslararası yükümlülüklerle uyumlu olması gerektiğinin altını çizdi. Bu yaklaşım, Avrupa’nın güvenlik mimarisinde ikinci bir “sigorta katmanı” oluşturma arayışına işaret ediyor. Özellikle Trump döneminde NATO müttefiklerine yönelik eleştiriler ve Grönland’ın ilhakına dair çıkışlar, Avrupa’da stratejik özerklik tartışmalarını hızlandırdı.
PARİS VE LONDRA MERKEZLİ SEÇENEKLER
Bugün Avrupa’da nükleer silaha sahip yalnızca iki ülke var: Fransa ve İngiltere. Londra, NATO’nun Nükleer Planlama Grubu içinde yer alırken, Paris kendi bağımsız nükleer doktrinini sürdürüyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, ülkesinin nükleer çıkarlarının Avrupa boyutu olduğunu vurgulasa da nihai kararın tamamen Paris’e ait olduğunu hatırlatıyor. Almanya Başbakanı Friedrich Merz ile Macron’un Münih’teki konuşmalarında Avrupa nükleer caydırıcılığına değinmeleri, konunun artık marjinal bir fikir olmaktan çıktığını gösteriyor. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ise Avrupa içindeki tartışmalara karşı olmadığını, ancak bunun ABD’nin nükleer şemsiyesinin yerini almaması gerektiğini belirtiyor.
ALTI SENARYO MASADA
Konferans sırasında paylaşılan bir politika notunda Avrupa için altı farklı nükleer senaryo sıralandı: ABD caydırıcılığına daha güçlü bağlanmak; Fransa ve İngiltere'nin rolünü artırmak; “Avro-caydırıcılık” adı altında ulus üstü bir yapı kurmak; bazı ülkelerin bağımsız nükleer kapasite geliştirmesi; mevcut Fransız kapasitesinin diğer ülkelerce desteklenmesi; ya da nükleer yerine konvansiyonel caydırıcılığa ağırlık verilmesi. İspanya Başbakanı Pedro Sánchez ise nükleer yeniden silahlanmanın doğru yol olmadığını savunarak, Avrupa’nın güçlenmesi gerektiğini ancak bunun nükleer başlıklarla sağlanamayacağını ifade etti.
ENERJİDEN SİLAHA UZANAN DÖNÜŞÜM
Avrupa’nın üç yıl önce nükleer enerji santrallerini kapatmayı tartışırken bugün nükleer caydırıcılığı konuşması, jeopolitik gerçekliğin sert dönüşümünü ortaya koyuyor. Ukrayna savaşı ve Rusya’nın saldırgan tutumu, kıtada güvenlik algısını kökten değiştirdi. ABD’nin rolüne dair soru işaretleri de bu dönüşümü hızlandırdı. Şimdi gözler, Macron’un mart ayında yapacağı ve Fransa’nın nükleer doktrinini ayrıntılı biçimde ele alması beklenen konuşmada. Avrupa başkentleri, sözlerin somut önerilere dönüşüp dönüşmeyeceğini yakından izleyecek. Kıta için soru, “Enerji politikalarında nükleerden uzaklaşmayı tartışan Avrupa, güvenlik politikalarında nükleer caydırıcılığı gerçekten sahiplenmeye hazır mı?” Transatlantik bağların zayıfladığı bir dönemde verilecek yanıt, Avrupa’nın stratejik geleceğini belirleyecek.









