
İsrail ordusu, pazartesi gününden itibaren Lübnan’ın doğusu ve güneyini hedef alan saldırılarını genişleterek başkent Beyrut’un güneyinde yer alan ve ağırlıklı olarak Şii nüfusun yaşadığı Dahiye bölgesine hava saldırıları düzenledi.
İsrail ordusunun yaptığı tahliye çağrıları ise her geçen gün daha geniş alanları kapsıyor. Son tahliye uyarısı, Beyrut’un büyük bir bölümünü ve güneyde yaklaşık 1000 kilometrekarelik bir alanı kapsarken, bu da ülke topraklarının yaklaşık yüzde 10’unun boşaltılması anlamına geliyor. İsrail’in yüz binlerce kişinin yaşadığı mahalleleri hedef alacağını duyurması ve göç güzergahlarını kasıtlı olarak Sünni Müslümanların, Hristiyanların ve Dürzilerin bulundukları yerlere doğru yönlendirmesi, Lübnan’da mezhepsel fay hatlarını kaşıması olarak yorumlandı. Konuya dair Yeni Şafak’a değerlendirmelerde bulunan Lübnan uzmanı akademisyen Dr. Tuba Yıldız, İsrail’in Lübnan’da uyguladığı tahliye politikalarının Filistin’de yaşanan zorunlu göçleri hatırlattığını ve ülkenin yeni bir “Nekbe” sürecine sürüklenebileceğini söyledi. Yıldız, İsrail’in göç ettirme planına ilişkin olarak, “İsrail önce Güney Lübnan’da Hizbullah hedeflerine saldıracağını söylemişti. Ancak kısa süre içinde bütün sivillerin bölgeyi boşaltmasını istedi. Bu durum, İsrail’in uzun süredir planladığı tampon bölgeyi oluşturma adımının bir parçası oldu. Böylece yalnızca Hizbullah’ın hedef alınmadığı da açıkça ortaya çıktı” şeklinde konuştu. İsrail’in boşaltılmasını istediği alanın büyüklüğü, klasik güvenlik tamponu iddiasını aşan bir boyuta ulaştığını ifade eden Yıldız, “Tampon bölge normalde 5 kilometre, 10 kilometre ya da 15–20 kilometrelik bir alan olur. Ancak burada yaklaşık 1000 kilometrekarelik bir bölgeden bahsediyoruz. Bu da Lübnan’ın yaklaşık yüzde 10’una denk geliyor. Bu bölgede 200 binden fazla insan yaşıyor” diye konuştu.
İsrail’in tahliye emirleri yalnızca göçü tetiklemekle kalmadı aynı zamanda Lübnan’daki mezhepsel dengeleri hedef aldı. İsrail ordusu, tahliye edilen sivillere gidecekleri güzergâhları da tek tek belirledi. Beyrut’un Dahiye’deki Burc el-Baracine ve Hadath mahallelerinde yaşayanlara Beyrut-Şam Karayolu üzerinden doğuya, Lübnan Dağı’na gitmeleri önerildi. Haret Hreik ve Chiyah sakinlerine ise iki alternatif sunuldu; Kuzeye, Sünni nüfusun yoğun olduğu Trablus yönüne gitmek, doğuya, Hristiyan nüfusun ağırlıkta olduğu Metn bölgesi üzerinden Lübnan Dağı’na yönelmek. Güneydekilerin de Dürzilerin yaşadığı Aley bölgesine gitmelerini istedi. Dr. Yıldız, bu yönlendirmelerin tesadüf olmadığını vurgulayarak İsrail’in mezhepsel gerilimleri bilinçli şekilde tetiklediğini ifade etti. Yıldız, “İsrail Lübnan’daki etnik ve mezhepsel sinir uçlarına dokunmayı çok iyi biliyor. İnsanların hangi bölgelere gitmesi gerektiğini özellikle belirleyerek toplumsal rahatsızlıkların ortaya çıkmasını sağlamaya çalışıyor” dedi. Toplumun büyük bölümünün İsrail’e karşı ortak bir tepki içinde olduğunu belirten Yıldız, “Hizbullah’ı eleştiren insanlar bile İsrail’le normalleşmeyi istemiyor. Hiç kimse İsrail’e sempati duymuyor. Mezhebi ne olursa olsun İsrail’e karşı ciddi bir tepki var” şeklinde konuştu.
65 bin kişi Suriye'ye kaçtı
- Terör devleti İsrail'in saldırılarını artırdığı Lübnan, yoğun bir göç hareketliliğine sahne oluyor. İsrail saldırılarından kaçan en az 65 bin sivil, Şam kırsalındaki Cdeydet Yabus ile Humus'taki Cusiye sınır kapıları üzerinden Suriye'ye geçti. Ülkeye yönelik İsrail saldırıları dün de sürdü. Lübnan'ın güney bölgesinin yanı sıra Beyrut'un güneyindeki Dahiye bölgesi ile doğudaki Nebi Şit beldesine düzenlenen saldırıda çok sayıda kişi yaşamını yitirdi.







