Ersin Çelik-İbrahim Ufuk Kaynak
İsrail ve ABD’nin 28 Şubat’ta İran’ı hedef alan saldırılarının ardından bölgede gerilim tırmanıyor. Tahran’da sivil alanların ve okulların da hedef olduğu kanlı sürece, İran’dan gecikmeden misilleme geldi. Yeni Şafak İnternet Yayın Yönetmeni Ersin Çelik ve stratejist İbrahim Ufuk Kaynak, Hafıza Büyük Resim programında bu karşılıklı saldırıları mercek altına aldı. İbrahim Ufuk Kaynak, yaşananların sadece bir sınır çatışması olmadığını vurgulayarak, "Amerika Birleşik Devletleri doları bir silah olarak kullanıyor, diğer devletler de kendilerini korumaya başladı. Amerika ise petrol gelirlerinin dolar üzerinden sisteme girmesi için Venezuela'ya saldırdı, şimdi İran'a saldırdı." değerlendirmesinde bulundu.
İsrail ve ABD’nin İran’ı hedef alan saldırılarına karşı Tahran, ABD üslerini ve İsrail içindeki hedefleri füzelerle vurarak karşılık verdi. Hafıza programında bu karşılıklı hamleleri yorumlayan stratejist İbrahim Ufuk Kaynak, krizin zamanlamasına ve küresel ticaret yollarının etkisine dikkat çekti; "Amerika'nın içerisi karmakarışıkken birdenbire Pakistan'la Afganistan savaşmaya başladı. Aynı anda şimdi de İran başladı. Bölgeyi bir düşünün: Pakistan burada, hemen yukarısında Afganistan, hemen şurada da İran. Burası neresiydi? Çin'in 'Bir Kuşak Yol' projesinin ana güzergahlarından bir tanesiydi."
Cumartesi günü bütün dünya İran'a yapılan Amerika ve İsrail saldırılarıyla başladı. Tabii İran da yanıt verdi ama paralelinde Amerika, İran'ın dini lideri Hamaney'i öldürdü. Komutanları yine katletti ve bir taraftan da İran'ın stratejik hedeflerine saldırılar düzenlenmeye devam ediyor; bugün de çok sayıda saldırı oldu. Bir taraftan da İran hem İsrail'e, Tel Aviv'e hedef alan, oraya ulaşan füzeler gönderiyor hem de Körfez ülkelerindeki Amerikan üslerini vuruyor. Yani bir bölge savaşıyla karşı karşıyayız hocam. Sizin çok uzun zamandır altını çizdiğiniz, dillendirdiğiniz meseleler şu anda kucağımızda duruyor. Tekrardan konuşmamız gereken, altını çizmemiz gereken başlıklar var.
Biz 4,5 senedir, 5 senedir başladığımızdan beri bir şey söylüyoruz: Dünya çok sıkıştı. 20. yüzyıl düzeni bitti, 21. yüzyıl düzeni kurulmadı. Bu dengenin içerisine Türkiye'nin katılması şart; aksi halde dünyaya huzur ve rahat yok. Yeni kurulacak dengede bunun hem politik denge hem siyasi denge hem askeri denge, hepsi içerisinde olayların. Şimdi İran aslında çok tarihi olarak da çok ilginç bir bölge; Pers İmparatorluğu. Pers İmparatorluğu'nun geleneği. Hatta iki gün önce Netanyahu yine çok ilginç bir laf söyledi: "Biz, çok büyük sıkıntılardan kurtardık Pers İmparatorluğu'nu." dedi. Ama bunu derken aynı zamanda İran'ı bombalıyordu ve bombalarken de "Sizi özgürleştireceğiz." diyordu. Çok az da olsa taraftar da buldu, İran'ın içerisinden de buldu.
Ben çok az olduğunu düşünmüyorum. O servis edilen görüntüler böyle birkaç tane değil, çok fazla. Bugün Türkiye'de de işte mevcut İran rejimi karşıtı ve işgali destekleyen İranlılar eylem yaptılar, gösteri yaptılar. Dünyanın birçok ülkesinde de var bu ve İran'ın içerisinde de.
Ne yazık ki işte bu bölgede emperyalizm çok kolay insan bulabiliyor. Bu tarihi olarak da böyleydi. 1. Haçlı Seferi'nden bu zamana bu böyleydi. O gelip kaldıkları Kudüs İmparatorluğu, Kudüs Devleti'nin krallığının kurulduğu dönemi hatırlayalım. O dönemden bu döneme Haçlılarla olan ittifakı yapanları hatırlayalım. Hasan Sabbah grubunu, onların fedailerini; hepsi İranlı, İran merkezli. İran'ın kurmuş olduğu rejime bakalım; bir İslami devlet ama çok ilginç bir şekilde Peygamber Efendimizin torunu Hazreti Hüseyin. Hazreti Hüseyin en önemli figürdür İran'da. Hazreti Hasan da var mesela, o aynı şekilde değerli değildir; en önemlisidir.
Onlar için değerli değildir.
Evet, evet. Yani olayı şöyle görüyorlar: Hazreti Hüseyin daima önceliklidir. Biz de aynı şekilde Hazreti Hüseyin'i, Hazreti Hasan'ı severiz ama onlarda ayrı bir şey daha var. Çünkü bu olayın bir de Pers kalıntısı tarafı var, o yüzden olayın içerisinde. O yüzden de Şah döneminde yapılan o Persepolis şenliklerinden falan bahsetmiştik. Onlardan işte özel ağaçlar getirdiler, "Bir bölgeyi yeniden canlandıralım." dediler. Eski Pers İmparatorluğu'nu canlandıracaklardı ve o zaman Şah çok büyük bir donanma, ordu kurmuştu. Özellikle hava kuvvetleri için Amerika'nın son model uçaklarını almıştı. O sırada da hedef yine Türkiye'ydi.
Yani Musaddık sonrası dönem, 79'a kadar olan süreç. Bu, Amerika'nın bölgedeki en büyük ittifak ettiği ülke İran'dı; büyük dostuydu.
Şimdi şu anda olanlar, özellikle o ilk gün başlangıcında hani 148'e ulaştı, şimdi sayı o öldürülen kız çocuklarının sayısı toplam 550. Şimdi çok acı bir şey o. Onu bilerek yaptılar; hususi olarak sivilleri ve çocukları vurmaları. Çünkü bunlar zaten çocuk katilleri. Yeni bir şey değil.
Okul bombalamak onlar için bir savaş rutini.
ABD-İSRAİL-İRAN SAVAŞI NEYE İŞARET EDİYOR?
Aslında o damarlarına kadar gidip İran'ı hırslandırmaya yönelik bir hamleydi; başarılı da oldu. Ama bütün bunları, her şeyi şöyle bir göz önünde bulunduralım: Dünya yeniden biçimleniyor. Bu biçimlenmenin içerisinde İran özellikle seçildi. Bundan önceki seçilen ülkeler tek tek baktığımızda yine İsrail'in özellikle kendisi için bir planı var. Ortada iki tane plan var: Bir, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki Trump'ın planı.
Eski ABD Başkanı Biden'ın planından farklı bir plan mı?
Aslında onu şöyle söylemiştik: Kendisi Evanjelist ama Scofield İncil'ine inanan bir insan demiştik. Bu Matta, Yuhanna, Luka ve Markos İncillerinden farklı bir İncil yazıldı. O da Amerika Birleşik Devletleri'nin geleceğin tek gücü, dünya üzerindeki tek kuvveti, canlı cansız her şeyi değiştirebilecek tek güç olduğu ve bir başkasıyla ortaklık yapmadan —ki zaten Cumhuriyetçilerin en önemli özelliği budur Amerika'da— hiçbir uluslararası kurum ve kuruluşlarla anlaşma yapmazlar, birlikte hareket etmezler.
ABD ÖZGÜRLÜĞÜNÜ İNGİLTERE’DEN ALDI
Yok, Siyonistler farklı. Bu ittifakın içerisinde Siyonistler yok. Bu, Amerika Birleşik Devletleri'nin Anglo-Sakson ittifakı. Ama hiçbir şeyin içerisinden şunu eksiltmeyelim: Amerika Birleşik Devletleri özgürlüğünü İngiltere'den aldı. Bu Biden grubunda değilse de Trump grubunda çok belirgindir; Trump grubu İngiltere'yi daima dışlar. Bu böyledir. O yüzden İngiltere kendi gücünün sınırlandırılmasını engellemek için Avrupa Birliği'nden çıktı ve kendi imparatorluğunu tekrar kurmak istiyordu ama imkansız bir çaba. Hele ki Trump'tan sonra iyice imkansız bir çaba. Pasifik’teki o Garcia'nın kullandırılmayacağını söyledi ilk başta ama daha sonra tekrar Amerika'ya açtım dedi. Hemen karşılığında Kıbrıs'taki İngiliz üssüne saldırı düzenlendi. Bu hep böyledir. Yani İngiltere ne yaparsa yapsın aslında Trump'ın hedefindedir. Birincisi bu. İki; İran. İran bölgede hiçbir zaman bitmeyen, yani nasıl söyleyeyim dedim ya hep Pers İmparatorluğu döneminden kalma bir evlilik uzantısıdır bu. Banu Sultan diye bir Türk hanım vardır, Pers İmparatoru'nun son eşi; ondan olma çocuklar ve o soy. Bunlar aynı zamanda şöyle düşünün olayı: Avrupa'da kendini nasıl kraliyet bir "mavi kanlı" olarak tanımlıyorsa, İran'ın Pers İmparatorluğu soyu da kendisini aynı şekilde tanımlar. Şimdi biz bunları niye anlattık? Yeni dünya düzeninin kurulmasında her şey döndü dolaştı, bizim çevremize toplandı. "Amerikan halkını koruyoruz”, "Evde kalın.", "Sizi özgürleştirelim." diyor Trump. Ondan sonra işte "Bu savaş birkaç gün sürer." diyor. "Uzun bir savaşa hazırlıklı olun." diyor. Ondan sonra, "İşi çok kısa bitireceğiz." diyor. Birbiriyle çelişkili gibi görünen bir ton açıklamayı aynı anda yapıyor. Benzer bir yaklaşım da yine İsrail'de var. Aynı şekilde İsrail'de de var benzer bir yaklaşım. Fakat ilginç bir şey var tabii; burada Ahmedinejad'ın 2023 yılında söylemiş olduğu, yapmış olduğu bir konuşma var. Orada diyor ki Ahmedinejad: "Biz, Afganistan ve Irak işgal edilirken Amerika Birleşik Devletleri'ne yardım ettik." diyor. "Şimdi de Amerikalılar aynı şekilde Suudları bize karşı kullanıyorlar." diyor. Yani bizim yıkılmamız için de Suudları kullanıyorlar diyor. Bunun adı elin taşıyla elin kuşunu vurmak; emperyalizmin en güzel yaptığı iş. Amerika Birleşik Devletleri şu anda mecbur kaldığını düşündüğü için, savaş bittikten sonra planlamanın tek sahibi olabilmek için dikkat ederseniz bütün dünyayı soyutladı. Birleşmiş Milletler, NATO, herhangi bir güç; hiç kimseden bahsedilmiyor. Avrupa bütünüyle olayın dışında kaldı; son derece etkisiz bir eleman, kimse konuşmuyor. Rusya ve Çin. Bir şeyler söyleyeceğini zannedenler bizim dediğimize geldi, yine yanıldılar. Çünkü Rusya, Çin ve Hindistan ne kokar ne bulaşır. Onlar sadece oyunun sonucunda mecbur kalmadıkça, ucu kendilerine direkt olarak dokunmadıkça hiçbir olayın içerisine girmezler.
İran'ın gönüldeki en büyük ittifak yaptığı iki ülke Çin ve Rusya'ydı. Ama yoklar sahnede.
Aynen öyle. İran'da zaten şaşırtıcı olan bir şey var; birinci saldırıdan bu zamana sekiz aydan fazla bir zaman geçti. Bu sekiz aydan fazla geçen o zaman müddetince beni şaşırtan olay; nasıl oldu da bir tek önlem alınmadı? Yani hava kuvvetleri konusunda kendisinin sıfır olduğunu biliyordu. Yani düşünebiliyor musunuz? Siz normal durumda böyle bir şeyle karşılaşsanız sekiz ay önce ilk yapacak olduğunuz şey önlem almaktır, değil mi? İki; savaşın sistemi değişti dünyada. Şunu anladık artık: Bir; karşımızdaki güç eğer bir şey yapacaksa bir hava kuvvetleriyle gelecek. İki; füze kullanacak.
Üç; direkt lideri yok edecek.
Doğrudan siyasi veya toplumsal olarak öne gelen bütün insanların yok edilmesine gidiyor. Mesela Venezuela'da bir tek kişiyi almakla bütün sistemi değiştirdi.
Öldürmekten beter ettiler.
Bir tek kişiyi almakla. Ama İran'da aynı şekilde yapamadı, bunu ne yaptı bu sefer? Fakat içeride tabii şöyle bir şey var, çok acı bir şey bu: İran'ın içerisinde belki kendi hatalarından, belki uluslararası sistemin zaten seni hataya zorladığından sürekli olarak senin karşında olabilecek bir insan grubu var. Ben şöyle örnek vereyim size: Sene 1983'te ilk defa ben İngiltere'ye gittim. 80'de Hacettepe'deyken çok bol miktarda İranlı öğrenci vardı bizim okulumuzda. 81'in sonunda, devrim yeni oldu; Türkiye'deki öğrencilerin büyük çoğunluğu İran'a geri döndü. Fakat ilginç bir yön daha oldu; İran'da o zamana kadar Amerikan taraftarı olarak yetişmiş hani hep söyleriz ya hippi, punk döneminden kalma bir nesil zaten vardı. Bunlar har vurup harman savuruyorlardı. İran'da inanılmaz bir yani devlet ülkenin parasının bedava akıtılması vardı. Ben Londra'ya gittiğimde bol miktarda İranlı vardı, hepsi genç; aileleri paralarını vermiş, bunlar Londra'ya gelmiş. Onların yaşam tarzını söylüyorum size; genç de, kızlı erkekli bunlar. Çok büyük paraları var ve başta İngiltere olmak üzere Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Avustralya; buralara çok gittiler. Örnek veriyorum: Kanada'nın Queensland eyaleti baştan ayağa o zaman "Persiana" diye, hatta her tarafa "Sunny Sunny" diye şirketler kurdular o zaman. Hepsi bunların İran'an kaçırılan paralarla yapılmıştı; eski rejimin kaçırmış olduğu paralarla. Bunlar televizyon da kurdular, şu anda hâlâ da var; Türkiye'de yayın yapıyorlar. Dünyanın yaklaşık 40, 60'a yakın ülkesinde Persiana kanalları var, İran kanalları. Hala daha eski şahın parasıyla devam eden şeyler bunlar. Bu benim dediğim İranlı öğrenci genç grubu; yani öğrenci veya öğrenci olmayan, Batı'dan daha fazla Batılıydı. Giyinişleriyle, kuşamlarıyla, yaşam tarzıyla bambaşka; İran'la hiçbir alakası olmayan, İslami hiçbir özellikle bağlantısı olmayan, hatta Hristiyani hiçbir özellikle de bağlantısı olmayan bambaşka bir gruptu.
“GÜCÜN YOKSA ZENGİNLİK HİÇBİR ŞEYDİR”
İran için hep bir laf söyledik; zenginlik hiçbir şeydir. Yani madene sahip olmak, petrole sahip olmak hatta çok tehlikelidir korumasını bilmiyorsan. Eğer silahlı kuvvetlerin ve gücün yoksa zenginlik beladır dedik korumasını bilmiyorsan. Veyahut vereceksin, onların eline geçecek, onlar kontrol edecekler; böylece Birleşik Karayipler Birlikleri olacaksın. Yani birileri senin adına kontrol ederse sana bir sıkıntı yok; çok az bir grubun içerisine o parayı dağıtıyorlar, o da çok fazla geliyor, onlara yetiyor zaten. Ama bu hep aşamalı bir plandı. İran bunun karşısında durdu. İran aslında açıkça dedi ki: "Ya ben kaynaklarımı kendim yönetmek istiyorum." Adama yedirmiyorlar. Eğer yeterince silahlı kuvvetlerin, gücün yoksa sadece füzeye dayandı. Şimdi füze konusunda da aslında diyorum bu 8 aylık süre içerisinde nasıl oldu da hava kuvvetlerini engelleme yönünde bir çabaya girişmedi?
Belki de kapasitesi yoktu, alt kapasitesi.
Eğer kapasitesi yoksa hani Çin'le beraber çok iyi arkadaştı; acaba istemedi mi, istedi de vermedi mi? Veya Türkiye'nin böyle sistemleri yaptığını bal gibi gördü. Neden kendisini bir revize edeyim demedi? Bak, bu benim yanıma bugün olmazsa yarın gelecek; önümde bayağı da bir zaman var şu anda, hâlâ daha bu görüşmeler devam ediyor. Tabii şu anda olayın bir başka yönü var; Amerika Birleşik Devletleri de yalancı.
İsrail'le ve Amerika'yla yaptığın hiçbir anlaşmanın hükmü yoktur.
Aynen öyle. Bunu şimdi anlaşma görüşmeleri olurken beni bombaladı. Evet, bombalar. Ya bunu yeni mi öğreniyorsun?
Seni bombalamak için o görüşmeleri planladı.
Karşıdaki milletlerin genel karakteristiği vardır; her millet genlerinde olan hareketin aynısını yapar. Yani sen bir Amerikalıya, "Ya Allah aşkına vicdanlı ol, okulda çocukları öldürme." falan diyemezsin; adam için hiçbir anlam ifade etmiyor. Adam Almanya'da II. Dünya Savaşı'nda Dresden'i bombaladı; bir tek yer, ağaç, taş bırakmadı. Berlin'i dümdüz etti. Japonya'yı iki tane atom bombasıyla yok etti. Karşıdaki adamın bundan önce ne yaptığını bilirsen bugün sana ne yapabileceğini yine tahmin edebilirsin. Buna karşı önlem alınması gerekiyordu.
Kronoloji olarak gittiğimizde; Kasım Süleymani'yi nokta bir operasyonla Amerika öldürdü. İsrail, Tahran'da misafir olan Hamas lideri İsmail Haniye'yi şehit etti. Daha sonrasında da İran'ın üst düzey komutanlarını, bilim adamlarını oturdukları kanepede, evlerinde öldürdü. Buna rağmen sizin de dediğiniz gibi hiçbir önleyici mekanizma geliştirmedi İran.
Yani hava kuvvetlerinin uçakları çıksa, füzeler çıksa, İran'a gelmesi onun yine bir 10 dakika sürüyor. O 10 dakika içerisinde bir Allah'ın kulu haber veremedi mi? Hiçbir mi önlemleri yok?
Zaten içeriden haberleri yok.
Ama bütün bunları göz önünde bulundurarak zaten çalışma yapılır. Yani Allah korusun, örnek veriyorum hani Türkiye'yi bir düşünün; böyle bir şey olsa, böyle bir şeye harekete kalkışsalar. Benim şahsi kanaatim şu: İlk yapılması gereken şey Hıyanet-i Vataniye Kanunu gibi bir kanun çıkartmaktır; 1921'de Mustafa Kemal'in çıkarttığı kanun meclisten. Hıyanet-i Vataniye. Ona uygun olarak davranırsın. Bakarsın bu adamlar kim içimizdekiler, düşmanla açık iş birliği yapanlar. Çünkü bir insan hangi sebep, hangi sonuçta olursa olsun kendi ülkesinde bu kadar düşmanlık yapıp öldürülecek olan kendi insanları aslında kendisine de sıra gelecek. Öncekilerden de ders almadılar; Afganistan'ın başına, Irak'ın başına, Libya'nın başına gelenleri görmediler mi? Gördüler. Gördükleri halde hala ibret almıyorlar. Ve o gruplar, Allah korusun bizde de o vardır, vardır bu. Çünkü kendi ülkesinden inanılmaz şekilde nefret eden bir grup oluşturdular ve bu söylemlerin hepsi "özgürlük" kelimesinin içerisine sıkıştırıldı. Epstein medeniyetinden özgürlük bekleyen insanlar var. Yani gözüyle görüyor vahşetin her büyüğünü, en büyüğünü; bir Katolik kilisesinin çocuk kaçırılmasından tut çocuk cinselliğine varana kadar her şeyin içinde olduğunu biliyor. Hâlâ eski devirlerden kalan kiliselerin bahçesinde çıkarılan çocuk mezarlarını görüyor. Bu insan katliamlarını biz sömürü sistemi bölümünde anlattık, kaç bölüm sürdü. Sömürü sisteminin içerisinde, Batı medeniyetinin içerisinde Portekiz, İspanya'dan başladık; daha sonra işte Fransızlar, Hollandalılar en son İngilizlere kadar geldik. Avrupa'da karışmayan hiçbir kabine kalmadı. İtalyanların Etiyopya'ya kadar gitmesi, Libya'ya kadar gitmesi, orada yaptıkları; Fransızların Cezayir'de yaptıkları. Hiçbir şey mi ibret olmaz? Bütün bunları gördüğü halde insan kendi ülkesinin başına gelebilecek şeyi nasıl olur da planını yapmaz, düşünmez? Ha bunun çeşitli sebepleri var; içerideki siyasiler bu konuda engel çıkarttırılacak biçimde hem bürokrasi hem akademik kadro hem yargı hem asker. Zaten bunların hiçbirisini boş bırakmadılar. Biz o zamanlar hep söylemiştik; hani dedik ki: "Bakın bunlar dört ayaklı bir plan yapıyorlar." 1911'de Hollywood'u kurdular, 1944'te ekonomiyi Bretton Woods'la ele geçirdiler, 1947'de Birleşmiş Milletler'i kurdular siyasi kadroya aldılar ve daha sonra 49'da NATO'yu kurdular askeri kadroyu ele geçirdiler. Şu andaki sancı, bütün bu kurumların işlevsiz hâle gelmesi Trump'la birlikte. Bu devir esasında bizim de aslında beklediğimiz bir devir.
YENİ DÜNYA DÜZENİ NASIL KURULUYOR?
Şu açıdan: Yeni düzen kurulurken, 21. yüzyılın düzeni kurulurken bundan önce —yani 15 sene önce, 20 sene önce söyleseydin— yeni düzeni kim kurabilir sorusunun karşılığında yine Rusya diyeceklerdi, yine Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği diyeceklerdi, bir kısmı da Çin'e katacaktı araya. Hiç kimse Türkiye'den söz etmeyecekti. Şu anda baş aktör. Sayın Cumhurbaşkanımızın aslında o çok güzel bir lafı var; dedi ki: "Hem bölgesel hem küresel çapta Türkiye etkisini gösterecek ve gösteriyor.” Bu çok önemliydi. Bu bir akıldı, bu bir liderlik aklıydı, bu bir devlet aklıydı. Aynı şeyi İran niye düşünmedi?
Ben orada biraz teolojik olarak kendilerinde imtiyaz olduğunu düşündüklerini sanıyorum. Yani öyle bir inançları var; dokunulmaz, işte Mehdiyet inançları var; onlara kılıç işlemeyeceğini düşünüyorlar.
Onu birazcık açın, çok güzel bir konu.
Yani biraz tarihte bakınca Şah İsmail'de de, Şah İsmail'in etrafındakilerde de böyle bir şey var. Yavuz gidince Çaldıran'a; onlar da Yavuz'a işte. Şah İsmail'in Allah tarafından korunduğunu, savaşı kaybetmeyeceğini, asla ve asla silah işlemeyeceğini düşünüyorlardı. Neticede o çok ağır bir hezimete uğradılar orada. Evet, burada da benzer bir şey var. Çünkü velayet-i fakih yani Hamaney'i onlar için Mehdi'nin dünyadaki temsilcisi, siyasi şeyi gibi görüyorlar ama neticede bir de sonuç var ortada yani.
Şimdi o Şah İsmail'le olan savaşta çok ilginç bir şey. Ben yurt dışına, İran'a falan gittiğimde bayağı bir orada arkadaş grubu yaptık, onlarla sohbet ediyoruz. Ben bir fuara gitmiştim oraya; orada bu olay açıldı tekrar: Çaldıran Savaşı. Çaldıran Savaşı onların tarih kitaplarında nasıl yazıyor biliyor musun? "Berabere kaldık." Dedi ki: "Bu savaşın herhangi bir sonucu yok." dedi bana. Herhangi bir savaşın sonucu olmadığı için, "İki ordu da geri çekildi." dedi. Şah İsmail tacını takını bırakıp kaçtı, hanımını bırakıp kaçtı, ağır yaralı kaçtı. Ve Yavuz Sultan Selim, Şah İsmail'in asla yapmayacağı bir şeyi yaptı ve hanımını geri gönderdi. Annesini daha önceden de almıştı; hiç esir muamelesi yapmadı, son derece iyi ağırladı ve İstanbul'da çok güzel ağırladı. Yani Yavuz Sultan Selim'deki o anlayış ve karşıdaki. O yüzden dedim ya o hani velayet-i fakih; "Adama nasıl olsa bir şey olmayacak, bize hiçbir şey olmaz, biz korumasındayız." Bak, benzer bir şey aslında Yahudilerde de var; aynı inanç sistemi. Onlar da aynı şekilde kendilerinin özel insan yapıldığına bilmem ne falan. Bunlar ama iyice abartmışlar.
Şimdi İran halkında cesaret var, Yahudilerde bu cesaret yok. Yani Tel Aviv'e düşen füzelerden sonra böyle çil yavrusu gibi dağıldıklarını, ağlayıp sızladıklarını, çocuklarına sarıldıklarını görüyoruz. 2,5 yıldır Gazze'de soykırım yapan, soykırımı destekleyen halk bir tane füzeyle yerin dibine girdiler. Bir de bu bize cesaret yüklemeli.
Kesinlikle. Madem Gazze dediniz hemen söyleyeyim; Gazze'nin mücadelesi aslında dünya tarihine geçecek. Hâlâ esir olmadılar asla ve asla. Bütün katliamlara rağmen, bütün ölümlere, aç bırakılmalara rağmen,
Bütün komutanlarını şehit etmelerine rağmen bir kere halk teslim olmadı. Ve Amerika bütün esirleri aldırmak için, İsrail bütün esirlerini aldırmak için bir sürü taviz verdiler, anlaşmaya gittiler. Yani Hamas ve Gazze halkı hiçbir şekilde enseyi karartmadı.
İSRAİL NEDEN RAMAZAN AYINDA SALDIRIYOR?
Gerçekten diyorum insanlık direniş tarihinde, aslında emperyalizme karşı yapılan direniş tarihindeki en önemli dönüm noktalarından biriydi. Yani onlara tekrar selam olsun; inanılmaz bir mücadele verdiler ve yine bırakmadılar işin peşini. Şimdi bir diğeri: Bu olayların hepsi Ramazan ayına seçiliyor özellikle. Ramazan ayında bu adamlara bir şeyler oluyor. Müslümanlara bu işi zehir etmenin peşindeler. Dini hassasiyeti olmayan birisi için bu pek önemli değil ama azıcık olsun kültür ve medeniyetinin bir parça olsun kendisinde var olduğunu hisseden her insan aslında şunu sormalı kendisine: Bizim karşımızdakiler özellikle bu zaman dilimini seçiyorlar ilkokulundaki çocukları öldürebilmek, kız çocuklarını öldürebilmek için.
Bir diğer taraftan Epstein'ın bütün vahşeti unutturuldu.
Evet, tasmanın kimin elinde olduğunu gördük. Yani Epstein, İsrail'in dosyalarıyla aslında kimin tehdit edildiğini, İsrail'in burada neyi amaçladığını görmüş olduk.
Ve işin garibi de o kadar pislik o kadar normalleştirildi ki suçlu yok ortada. Yani içeriye alınanların hepsi bırakıldı, gözaltına alınanların hepsi bırakıldı; hiç kimsenin bir suçu yok. Bu kadar pisliğin normal durumda, böyle çocuklara yapılan bir vahşetin karşısında bütün dünyanın ayağa kalkarak "Bu nasıl şey?" falan demesi lazımdı. Bizdeki bir tane televizyon kanalı işte İsrail'deki bir tane Siyonistle bağlanıyor ve "Endişeliyiz sizin için, endişeliyiz." Bu çok komik ya!
Bence durum bildirimi yapıyor, işte nerede olduğunu ilan ediyor.
Hep aklıma dediğimde sana Hıyanet-i Vataniye, Mustafa Kemal'in çıkarttığı kanunlar geliyor. Ya bu adamlar demek ki onu uygulayacaksın, demek ki böyle yapılacak. Yarın öbür gün Türkiye bir tehlikeye girse eğer bu adamlar da Atatürkçüyse, "Ben Atatürkçüyüm" diyorsan kanunlarını getireceksin koyacaksın ortaya. Kendi ülkesine bu kadar düşmanlık olur mu ya? Şimdi olayı bir de düşünün: Biz Suriye'de hiç karışmasaydık olayı, siz şu anki durumu düşünün.
DÜNYADAKİ EN ETKİLİ SİYASİ LİDER KİM?
İran'a bu şekilde saldırmalarına gerek kalmayacak; çünkü Suriye'de her şeyi başarmış olacaklar, sistemi oradan yürütmüş olacaklar. Türkiye tarafına da biraz konuşmamız gerekiyor hocam. Sizin çok vurguladığınız liderliğin ne kadar önemli olduğunu çok sık altını çizdiniz; ki dünyada yani siyasi liderlik özellikle Avrupa'da gittikçe zayıfladı, bir figür kalmadı. Yani dünyada şu anda lider olarak üç isim sayabiliriz güçlü: Trump, Putin ve Cumhurbaşkanımız.
Putin'le Xi Jinping'in şu anda hiç sesi çıkmıyor; bak kenarda herkes, kenara çekildiler; çok cılız çıkıyor.
Dikkat ederseniz bir de şimdi siyasi diplomasi. Komşun, sınırdaşın İran saldırı altında. Sen bir mekik dokuyorsun; Trump'la görüşüyorsun, Hamaney için taziye yayınlıyorsun, işte İran'ın saldırdığı, Amerikan üslerini vurduğu ülkelerin liderlerini arıyorsun; Dışişleri Bakanın, İran Dışişleri Bakanı'yla yoğun bir mesai yapıyor ve müzakere masasını yeniden kurmaya çalışıyorsun.
Ve hepsini biz yapıyoruz. Biz bunu Ukrayna'da yaptık, biz bunu Somali'de de yaptık, biz bunu Libya'da da yaptık, biz bunu Karabağ'da da yaptık; hep biz yaptık. Bütün dünya savaş delisi olmuş ve tek başına bir lider dünyanın bütün ülkeleriyle, bütün azgınlarıyla, bütün şirazeden çıkmış toplumları ve liderleriyle beraber tek tek görüşerek "Aman yapmayın; bu insanlık yolu değil, bu barış yolu değil, bu akıl yolu değil, bu ahlak yolu değil." diye öğretiyor. Evet, Türkiye'nin liderliği bu. Bunun içerisinde çok büyük bir tecrübe gereksinimi vardı; işte o bizde var şu anda Türkiye'nin liderliğinde. Sayın Cumhurbaşkanımız da bak, bir olayı hep başka türlü değerlendiriyor. İnsanlar iç siyasetten bakarak hiç dışarıdan bakmıyorlar dünyada olayların nasıl göründüğüne. İçeriden bakarak diyor ki: "Abi şunu şunu fiyatına bakarak karar veriyor." Güvenlik geldiği anda artık paha yoktur; hiçbir şeyin pahasına ölçemezsin çünkü güvenlik hepsinin önüne geçer. İki; emperyal güç artı Siyonist güç. Bu adamların vicdan kelimesi ile hiçbir bağlantısı yok. Bundan önceki yaptıklarının hepsini sana da yaparlar ve bunu yaparken Türkiye'nin halkını benim görüşümde, benim taraftarım veya benim zıttım diye ayırmaz.
ABD MEDYASI NEDEN TÜRKİYE’Yİ HEDEF GÖSTERİYOR?
Ve şimdi konuşmaya başladılar hem Amerikan medyasında hem İsrail medyasında; İran'dan sonraki hedefin Türkiye olacağına, olduğuna dair.
Ve en üst düzeyde insanlar bunlar.
Bir mesele konuşuluyorsa, tartışılıyorsa bundan öncekilerde olduğu gibi bu demek ki fiiliyata geçirecek bir plandır. Yani bizim burada doğru okumamız gerekiyor. Bizden kastım sadece siyasetçisi, medyası değil; toplum olarak da çok doğru okumamız gerekiyor.
Yani İran bizim için şu anda canlı bir laboratuvar. Yani toplumun tepkisi; evet toplumun tepkisi, refleksler, o yayınlanan videolar, o işgal destekçiliği, sevinç vesaire. Bunları bizim çok doğru okumamız gerekiyor ve bizim yani burada kendimize bir yoklama çekmemiz gerekiyor, duruşumuzu belli etmemiz gerekiyor. Zaten herkes tarafını belli ediyor.
Bakın bu olayların medyaya yansıması, sosyal medyaya yansımasına bakın; oradaki insanların davranış stilleri yarın yapacaklarının garantisidir. Yani onlar da yarın öbür gün diğerleri. Şimdi Türkiye hakikaten bakın öngörü çok önemli bir liderdir; yalnız tecrübe yeterli değil, öngörü; geleceğe yönelik planlama yapmak. Türkiye hep dedi ki: 5 sene öncesine kadar bir tek savunma sistemi olmayan bir ülkeydi; hava savunma sistemi diye bir şeyi yoktu bu ülkenin. Bir lider işini gücünü bıraktı her şeyi, "Aman bu memleketin, bu insanın kafasına bomba düşmesin." Aynı inanılmaz bir ekonomik saldırı altında; deprem olmuş, 9 kent yıkılmış, 11 kente yeniden bütün yıkılmış yarım yıkılmış hepsini yeniden yapıyorsunuz. Ve bütün bunların içerisinde bir yandan da içeriden çok gereksiz elemanların şahsi şikayetleriyle uğraşıyorsunuz. Hırsızlık yapmış bir adamın hayatı gündem oluyor bir muhalefet cephesinde. Dünyada olup bitenden hiç haberi olmayan bir muhalefet veya yokmuş gibi davranan bir muhalefet. İnanılacak gibi değil. Liderlik bu noktada dedik hep çok önemli. Niye? Toplumları yönlendirenler. Hatta biz bunlara örnek verdik, dedik ki: "Fransızların liderlik için en önemli zamanları Napolyon Bonapart dönemidir." Şöyle demesi tepeye kadar çıktılar bir anda; liderlerin gitmesiyle o dönem bitiyor. Çok azdır dünya tarihinde peş peşe büyük lider getirebilme yetkisi. Osmanlı İmparatorluğu'nun 15. ve 16. yüzyılda bunu bir zincir halinde yaptığını görüyoruz.
Sosyolojik olarak, toplumsal olarak bizde var.
Aynen öyle. Yani beni şaşırtan hep böyle koca koca profesörler falan çıkıyorlar; işte özellikle onu Celal Şengör'ü her seferinde örnek veririm. Bu adam tam bir yıkım faaliyeti yapıyor, özellikle kendi tarihi açısından. Kendisinin bir türlü akıl edemediği şeylerin hayatının her şeyine geçirmiş olan bir toplum; sosyal devleti tarihte, dünya tarihinde ilk uygulayan toplum Selçuklu Devleti'dir. Hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi davranıp Batılıların işte yok Macellan'ın gezisi, yok Kristof Kolomb'un, yok bilmem nenin gezisini sanki çok büyük bir olaymış gibi anlatıyor. Bizim için bunlar herhangi bir mihenk taşı değil; bizimki çok ayrı. Dedim ya onlar vahşet medeniyetinin, biz vicdan medeniyetinin sahibiyiz; bu da liderlikle mümkün. İngiltere için dedik, en önemli zaman Kraliçe Victoria dönemidir; fırladıkları zaman, ondan sonra çöküş geliyor. Şimdi Türkiye ilginç bir ivme yakaladı; 300 yıldır bir tek silah yapamayan bir ülke dünyanın en güçlü donanmasını yapıyor; 1, 2, 3, 4. nesil uçak yapamayan bir ülke 5. nesilden başlıyor, şu anda 6. nesil uçakları yapmaya başlıyor. Hiçbir devlet bizi askeri olarak, güç olarak hesaba katmazken İtalyanlar, İspanyollar, Avrupa, Japonya şu anda hepsi bize geliyor, ortaklık yapmaya çalışıyor. Liderlik böyle bir şey.
Hatırlıyor musunuz; kredi kartından belli bir limit üzerinde kesinti yapılacak savunma sanayisine denildiği zaman birçok kişi limitlerini düşürmüştü.
Evet, evet, hakikaten öyle. Yani 100.000 liranın içerisinde 750 lirasını devletine vermemek için her şeyi yapan bir grup oldu. Halbuki buradaki niyeti anlamak.
Devletin senin 750 TL'ne ihtiyacı yok. O parayı verirsen sen orada bir duruş sergiliyorsun.
ABD İRAN’A NEDEN SALDIRDI?
Amerika'nın bu işin içerisinde ne amacı var da onu bizimle birleştirelim? Amerika'nın bu işin içerisinde ne amacı var? Amerika, İran'a saldırmakla acaba ne elde edebilir, ne ister, nasıl bir plan yapmış olabilir? Ben bunu hep dedim ki: Birinci sıradaki sebep doların rezerv para statüsünden düşmemesi. Çünkü Rusya ve Çin kendi aralarında —hatta biz de Türkiye'de, hatta başka ülkelerde, BRICS ülkeleri de— kendi paralarını kullanmaya çalışıyorlar. Çünkü Amerika Birleşik Devletleri doları bir silah olarak kullanıyor, dünya ekonomisinin başına bir bela haline getirdi; bunun üzerine diğer devletler kendilerini korumaya başladı. Amerika ise bu doların rezerv para statüsünde kalabilmesi için petrol gelirlerinin dolar üzerinden sisteme girmesi gerektiğini, o yüzden de Venezuela'yı aldı, şimdi İran'ı aldı.
50 yıldır verdiği savaş aslında bu değil mi birinci sırada?
Bir diğeri Çin, önümüzdeki 30 seneyi önceye alalım; 35 sene önce yüzde 1'di dünya ekonomisinden aldığı pay.
Buğday tanesine muhtaçtı çünkü.
O kadar ilginç: 1810'larda, 1815'lerde —yani Waterloo Savaşı olurken— Çin'in milli geliri dünya ekonomisinin yüzde 15'i, yüzde 20'si idi; daha sonra yüzde 1'e düştü sömürü sisteminin sayesinde. Şu anda tekrar yüzde 17 dünya ekonomisinden aldığı pay. Amerika Birleşik Devletleri'nin de yüzde 50'den —1950'lerde yüzde 50'ydi— bugün yüzde 17'ye düştü.
Çünkü pasta dilimleri dağılmaya başladı.
Şimdi Amerika Birleşik Devletleri bu üstünlüğünü kaybetmemek için elindeki bütün kozlarını oynuyor. Üçüncü sebep Çin'in sınırlandırılmasıydı çevresel olarak; denizlerden zaten çıkışı imkansız hale getirildi. O yüzden Çin büyük bir donanma yapıyor ama Çin'in donanma yapması her zaman denizlerde etkin olacağı anlamına gelmiyor. Çünkü Çin tarihinde —14. yüzyıldaki 30 yıllık bir dönem hariç— hiç donanması olmayan bir ülke; dünyada hiç donanması olmayan. O yüzden deniz savaşını hiç bilmeyen bir ülke. Mesela örnek veriyorum, bizden örnek vereyim: Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nın amblemine bir bakın, 1081 yazar. Yani Çaka Bey'in donanmayı yaptığı tarihtir İzmir'de. Bizim demek ki 1000 yıla yakın bir devlet deniz tecrübemiz var; hem deniz savaşı hem deniz ticareti, denizle alakalı okyanuslarla alakalı demek ki bizim bir bilgi birikimimiz var. Çin'de bu yok; o yüzden de Çin deniz kuvvetlerine ne kadar önem verirse versin kendisi için aynı zamanda bir soru işareti. Bir diğeri; Rusya Çin'in bu gelişmesinden son derece rahatsız. Neden? Çünkü Sovyetler Birliği döneminde Rusya çok güçlüydü, Çin hiçbir önemi olmayan bir ülkeydi. Şu anda Rusya'nın nüfusu sürekli düşüyor ama Çin'in inanılmaz bir nüfusu var. Belki Rusya'nın topraklarına göz dikecek; o diğer bir yanda koyalım. Bu işi de Amerika Birleşik Devletleri göz önünde bulunduruyor; böylece Rusya'yı kendi tarafına çekip Çin'in sınırlandırılması olayı. Bir diğerini söylemiştik; demiştik ticaret yollarının elden geçirilebilmesi için yine aynı şekilde Kuzey Buz Denizi yolu vardı. Onun için de özel program yapmıştık; buzların kırılıp böyle Kuzey Buz Denizi'nden çok daha rahat mesafeyi kısaltarak çok daha çabuk bir şekilde o yolu da engelledi. Yetmedi, bir diğerine geçelim. Bir başka madde: Epstein belgeleri çıktı, Amerika'nın içerisi karmakarışıkken birdenbire Pakistan'la Afganistan savaşmaya başladı. Aynı anda şimdi de İran başladı. Şimdi bölgeyi bir düşünün: Pakistan burada, hemen yukarısında Afganistan, hemen şurada da İran. Burası neresiydi? Çin'in "Bir Kuşak Bir Yol" projesinin ana güzergahlarından bir tanesiydi.
Ve Hindistan'ın dibi; çökertti.
Bölgesel hakimiyeti ve küresel hakimiyeti bölgede birileri kuracak. Kim öne geçecek, kim söz sahibi olacak? Buradaki olayda dikkat edin; Avrupa Birliği bütünüyle denklem dışı kaldı. Hele ki bu son Türkiye'nin NATO tatbikatıyla beraber Almanya'ya, Letonya'ya falan gemimizle gitmemiz, Karadeniz Hava Kuvvetleri'yle bir gövde gösterisi yapmamız; çelik gibi bir orduya sahip olan yeryüzündeki ilginç bir iki devletten biri olduğu ortaya çıktı. Bu Avrupa Birliği denklem dışı kaldı. Yeni dünya düzeninin içerisinde bizim bu bölgede hakimiyet kimin eline geçecek, kim dizayn edebilir? Bunun hem liderlik aklı var, siyasi aklı var olayın; siyasi aklı liderlik yürütüyor. Aynı şekilde böyle bir söylemle ortaya çıkarsan arkanda bir askeri gücün olması lazım; en önemlisi bir diğeri de ekonomik gücün olması lazım, hepsi bir arada. Ama birinci öncelik askeri güçtedir. Katar çok zengin, Birleşik Arap Emirlikleri çok zengin; kafasına yediği hiçbir bombayı engelleyemiyor.
Amerika'ya sitem edip duruyorlar, "Bizi koruyamadınız." diye.
Amerika'dan o kadar Patriotlar aldılar bilmem ne; bir kısmını engelliyor ha çoğunluğu geçiyor içeriye yine vuruyor. Şimdi bu bölgesel liderlik içerisinde Türkiye'nin öne çıkması birdenbire İsrail'i inanılmaz şekilde tedirgin etti. Çünkü vakti zamanından beri bir hayal dünyasında yaşayan, "Ben kendime işte şöyle bana vadedilmiş toprak." Kim vadetti sana? Boş ver, senin o tanrın yanlış söylemiş; öyle bir tanrı yok. Molok falan sana söylediyse inanma buna, kandırmışlar! Sen üstün falan değilsin, sen sıradan bir insan grubundan bir insansın. Bunun farkında değilsen sana bunu birileri öğretir, tarih hep bunun örnekleriyle doludur. Nasıl bu kadar gafil olabilirsin? Şimdi aynı bölgenin içerisinde Türkiye'nin yükselme, genleşme politikası içerisinde bakıyorsun; bu aslında herkese nizam, huzur getirecek bir şey. Biz Karabağ'da huzuru sağladık, bitmeyen kanı bitirdik; Azerbaycan'ın ordusuyla beraber, onlara verdiğimiz destekle beraber Azerbaycan kendi ülkesini savundu ama aslında dünya tarihi açısından inanılmaz bir kırılmaya imza attı.
Savaş paradigması değişti.
Tabii ki, tabii ki. Yani Azerbaycan'ı o zaman hatırlıyorsunuz şeye Aliyev'e sordular, "İşte kaç tane SİHA'nız var?" Düşünebiliyor musunuz, bir savaş için sordukları ilk şey "Kaç tane daha SİHA'nız var?" Ben bambaşka bir şeyler beklerdim mesela İran'ın yerinde olsaydım; ben böyle bir akıl beklerdim, hiçbir şey yokmuş. İçeride haini çok mu olmuş, hiç temizleyememişler; hiçbir etkileri olmamış. Yeniden gelelim bize: İran denklemden çıkıyorsa, Mısır son derece fakir ve muhtaç bir duruma getirildiyse. 4.000 yıldır hiç fakir olmamış bir yerdir Mısır; 100 yıllık İngiliz döneminde dünyanın en fakir milletlerinden biri haline geldi. Hindistan ve Çin de aynıdır, Güneydoğu Asya'nın bütünü aynıdır. Afrika hayatında hiç muhtaç olmamıştı, bu yüzyılda oldu 20. yüzyılda olduğu kadar. Ve insanlar şöyle zannediyorlar: Avrupa gelişti, Afrikalılar geri zekalıydı, hiçbir şey yapmadılar, bu adamların kafası da ermiyordu. Değildi, öyle bir şey yoktu. Bu insanlar sadece kendi kendilerine yeter mahiyette bir yaşam sürdürüyorlardı.
Tabii, çok büyük imparatorluklar kurdular onlar da ama daha adil bölüşümdeydi; hayatında hiç vahşet medeniyetini tatmamıştı, tahmin de edemiyordu bu medeniyetin kodlarını. Türkiye geleceğe yönelik olarak işte bu hamleleri yapınca İsrail de kendisine kalktı, "Ben de altınlı bir masa kurdum." dedi. Abi nasıl yine döndük dolaştık altınlı masaya geldik. İşte kendilerini merkeze aldılar, yanına Hindistan'ı aldılar. Hindistan dedim ya ne kokar ne bulaşır; onun sadece şu anda Pakistan'a karşı olan her şeyin içerisinde "ben varım." demeye getiriyor; tarihi hata yapıyor. Ama ne yaparsan yap bu söylemekle düzeltilecek bir şey değil. Birleşik Arap Emirlikleri öbür yandan, Güney Kıbrıs Rum Kesimi, Yunanistan; bunlar beraber Türkiye'nin etkisini kırmaya çalışıyorlar. Atı alan Üsküdar'ı geçti. Bu gidişat tarihsel gidişattır; ne Siyonizmin durdurmaya gücü yeter ne emperyalizmin. Çünkü 21. yüzyıl yapılanmasında en fazla sorgulanacak olan şey emperyalistlerin yaptıkları vahşettir. Bundan sonra en büyük, bu yüzyılımızın en fazla açılan davalarına bakın çok yakından: İngiltere'ye, Fransa'ya, Almanya'ye, İtalya'ya hepsine tek tek davalar açılacak;
Türkiye'siz çözüm olmaz, çözüm olmaz ama bizim çok sıkı durmamız gerekiyor toplum olarak.
Ve bunu özellikle gençlere anlatmamız gerekiyor. Devlet; bir ülkenin hiçbir şeyi yokken 15 yıllık bir süre içerisinde dünyanın en güçlü hava, kara, deniz kuvvetleri, elektronik sistemleri, radar sistemleri, uçağı, gemisi, tankını aynı anda yapabilen bir akıl ve bunu yapan liderlik. Yarın öbür gün kitapları okuduklarında kendileri bu gelişmenin bir parçası olsunlar, engelleyeni değil.
Tıpkı 15 Temmuz günü olduğu gibi.
Çünkü her halükarda Türkiye kazanacaktır, her halükarda kim hangi planı yaparsa yapsın Allah'ın dediği olacaktır.
#İran
#Amerika
#İsrail
#Orta Doğu
#Tahran
#Ersin Çelik
#İbrahim Ufuk Kaynak
#Hafıza Büyük Resim