Artık herkes menüde!

04:005/01/2026, Pazartesi
G: 5/01/2026, Pazartesi
Yeni Şafak
İllustrasyon: Cemile Ağaç Yıldırım.
İllustrasyon: Cemile Ağaç Yıldırım.

Küresel sistemi felakete sürüklenmekten alıkoyan tüm emniyet supapları birer birer ortadan kaldırılırken, menüde olmak istemeyen devletler için tek bir çıkış yolu kalıyor: Siyasi, ekonomik ve toplumsal olarak güçlü olmak. Yeni dönemde klasik ittifaklar yok; seçilmiş ortaklıklar, geçici dengeler ve karanlık bir yol var.

Sernur Yassıkaya / Yeni Şafak Dış Haberler Müdürü

Venezuela lideri Nicolás Maduro’nun ABD’ye bağlı Delta Force özel harekât birimi tarafından kaçırıldıktan sonra, Iwo Jima gemisinde gözleri bağlı ve elleri kelepçeli halde çekilen fotoğrafı, yalnızca bir liderin durumunu değil, küresel sistemin geldiği noktayı da sembolize ediyor. Bu görüntü, 1980’lere değil, belki de daha da geriye; emperyal gücün çıplak biçimde sergilendiği yüzyıllara geri döndüğümüzün kanıtı niteliğinde. Artık dünya, yalnızca zayıf devletler için değil, tüm devletler için güvensiz bir yer. Büyük güçler açısından uluslararası hukuk fiilen askıda. Normlar, sözleşmeler ve kurumlar yalnızca işlerine geldiği ölçüde hatırlanıyor. Bugün gelinen noktada, her devlet potansiyel bir hedef. Başka bir ifadeyle “herkes menüde”. Dünyanın bu en tehlikeli döneminde, en az hatası olanlar en ağır bedeli ödüyor…

STRATEJİ BELGESİ TIKIR TIKIR İŞLİYOR

Trump yönetiminin geçen Aralık ayında açıkladığı Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi bu dönüşümün somut çerçevesini sunuyordu. Belgenin merkezine “Batı Yarımküre” olarak tanımlanan Kuzey ve Güney Amerika’nın yerleştirilmesi, Monroe Doktrini’nin güncellenmiş ve sertleştirilmiş bir versiyonundan başka bir şey değildi. Bu belgenin ilk somut uygulama alanının Venezuela olması ise tesadüf değil, bilinçli bir tercih. Venezuela’nın son dönemde Rusya ve Çin ile geliştirdiği ilişkiler, Washington’ın baskısına karşı bir güvenlik çemberi olarak düşünülüyordu. Bunun karşılığında Pekin yönetimi, dünyanın en kaliteli petrolüne sahip ülkesinden enerji ihtiyacını daha ucuza edinme imkanına sahip olmuştu. ABD yönetimi, “arka bahçesi” saydığı bir alanda, en büyük hegemonik rakibine böylesi bir stratejik kazancın sağlanmasını kendi çıkarlarına darbe olarak nitelendirdi ve harekete geçti.

YENİ DÜZENİN İLK KURBANI: MADURO

ABD Başkanı Trump’ın Maduro kaçırıldıktan hemen sonra yaptığı basın toplantısında “Çin merak etmesin onlara da petrol vereceğiz” şeklindeki sözleri, arka planda gerçekleşen büyük güç rekabetinde verilmiş doğrudan mesajı oluşturuyordu. Washington, Pekin’e ancak kendileri istediği takdirde, Latin Amerika’da varlık sergileyebileceğini ilan ediyordu. Öyle görünüyor ki, Venezeula ve lideri Nicolas Maduro yeni “düzeni” ilan etmek için seçilmiş bir kurban. “Bizim kurallarımızla oynamazsanız, sonunuz bu olur” mesajının en kaba şekilde iletilmesinin aracısı seçilmiş durumdalar.

“GÜÇLÜYSEM İSTEDİĞİMİ ALIRIM”

Bir yandan Latin Amerika’da Trumpçı sağ iktidarlar desteklenerek veya teşvik edilerek yönetimlere taşınırken, kolay yoldan ikna olmayan rejimler için de yeni bir hedefleme dili oluşturuldu: “Narko-terör”, “düzensiz göç”, “Çin’e aşırı ekonomik bağımlılık” ya da doğrudan ABD’nin ekonomik çıkarlarına zarar verme suçlamaları. Bu başlıkların her biri, askeri, ekonomik veya siyasi müdahaleler için yeterli gerekçe olarak sunulmakta. Bu dünyada artık demokrasi ya da insan haklarının arkasına saklanma ihtiyacı dahi duyulmuyor. ABD Başkanı Trump’ın “Venezuela'nın petrolünü alacağız” minvalindeki ifadelerini doğrudan kullanması hiçbir şüpheye yer bırakmıyor. Uluslararası hukukun askıya alındığı bu düzende, 19. yüzyılın kesintisiz emperyalist modeli - “güçlüysem istediğimi alırım” - yeniden yürürlükte. Bu eğilimi daha önce Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinde ve İsrail’in Gazze’de iki yılı aşkın süredir sürdürdüğü soykırımda gözlemlemiştik. Ancak Trump yönetiminin “güç yoluyla barış” doktrini, barışı tamamen dışarıda bırakarak yalnızca gücü merkeze alan yeni bir evreye geçildiğini açıkça ortaya koyuyor.

CANAVARLAR ZAMANI

Daha önce “
”na girdiğimizi (linktteki yazıda) söylemiştim. Ne yazık ki zaman bu tespiti yalnızca doğrulamakla kalmadı, derinleştirdi. Çin heyetinin Venezuela’da bulunduğu bir anda Maduro’nun ABD operasyonuyla kaçırılması, yalnızca bölgesel bir kriz değil, küresel güç mücadelesinde tehlikeli bir eşiğin de aşıldığını gösteriyor.

Artık herkes menüde olabilir. Uzun yıllar güvenilir olduğu varsayılan ittifaklar, devletleri korumakta yetersiz kalabilir. ABD ve Çin masada açık biçimde karşı karşıya otururken, Rusya nükleer gücüyle bu masaya devrilmemesi gereken bir sandalye eklemeye çalışıyor. 3 Ocak’ta Karakas’ta yaşananlar ve Trump’ın kör güce saplantılı dünya görüşü, henüz en kötüye ulaşmadığımız hissini güçlendiriyor.

Dünya Maduro şokunu atlatmaya çalışırken ABD Başkanı Trump’ın Meksika’yı açık hedef haline getirmesi; Panama, Grönland ve hatta Kanada’nın dahi “menüde” olduğunun alenen konuşulması, bu yaklaşımın istisna değil kural olduğunu gösteriyor. 21. yüzyılın ikinci çeyreğine girdiğimiz bu günlerde, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin parti toplantısında şaka yollu dile getirdiği “2026 daha kötü olacak” öngörüsü, 3 Ocak itibarıyla ürkütücü biçimde doğrulanmış görünüyor.

HERKES KENDİ GÖBEĞİNİ KESECEK

Küresel sistemi felakete sürüklenmekten alıkoyan tüm emniyet supapları birer birer ortadan kaldırılırken, menüde olmak istemeyen devletler için tek bir çıkış yolu kalıyor: Siyasi, ekonomik ve toplumsal olarak güçlü olmak. Yeni dönemde klasik ittifaklar yok; seçilmiş ortaklıklar, geçici dengeler ve karanlık bir yol var. Temelleri 1648 Westfalya Anlaşmasıyla atılan, Berlin Anlaşması (1878) ve İkinci Dünya Savaşı sonrası ABD hegemonyası ile tahkim edilen 300 yıllık Batı eksenli küresel sistem sona eriyor. Yerine gelecek sistemin ne olacağı ise henüz belli değil. İtalyan Marksist düşünür Antonio Gramsci’nin, “Eski dünya ölüyor ve yeni dünya doğmak için mücadele ediyor. Şimdi canavarlar zamanı.” sözleriyle işaret ettiği tarihin önemli dönemeç noktalarından birindeyiz. Kuralların işlemediği, ittifakların zayıfladığı, diplomasinin yerini tehditlerin aldığı bir dönemden geçiyoruz. Her aktör ise kendi hikâyesini yazmakla meşgul…



#ABD
#Trump
#Dünya