Ekran ışığında kaybolan vicdan

04:0013/01/2026, Salı
G: 13/01/2026, Salı
Yeni Şafak
Arşiv.
Arşiv.

Dr. Beyzanur Yılmaz/Araştırmacı Yazar

TDK tarafından 2025 yılının kelimesi olarak seçilen “Dijital vicdan”, modern insanın ne yaptığı kadar, eylemlerini hangi bağlamda ve hangi ahlaki süreklilik içinde gerçekleştirdiğini de sorgulamak zorunda kaldığını göstermektedir. Vicdanın bağlama duyarlı hâle geldiği bir dünyada etik süreklilik giderek kırılganlaşmaktadır.

İnsanlık tarihi boyunca vicdan, yalnızca ahlaki bir denetim mekanizması değil; insanın kendisiyle, toplumla ve aşkın olanla kurduğu ilişkinin merkezinde yer alan içsel bir pusula olmuştur. Bu doğrultuda vicdan, bireyin ilahî hitaba açık oluşunun psikolojik tezahürüdür. Ancak dijital çağda bu pusulanın yönü giderek şaşmakta, vicdan sessizleşirken ekranlar daha da gürültülü hâle gelmektedir.

YİTİRİLEN AHLAKİ MESAFE

Bugün sosyal medyada yapılan bir paylaşım, atılan bir yorum ya da görmezden gelinen bir haksızlık; yüz yüze ilişkilerdeki ahlaki ağırlığı taşımıyor. Çünkü dijital ortamda insan, eyleminin muhatabını çoğu zaman görmez. Bu görünmezlik, sorumluluğu da görünmez kılar. Kavramsal minvalde “ahlaki mesafe” olarak tanımlanan bu durum, bireyin kendi değerleriyle davranışları arasına bilinçli ya da bilinçsiz bir boşluk koymasına neden olur.

Oysa manevî referansları güçlü gelenekler, insanın mutlak anlamda yalnız kalamayacağını, bireyin kendi içsel tanıklığından ve aşkın sorumluluk bilincinden hiçbir koşulda kaçamayacağını vurgular. Dijital dünyada ise bu içsel tanıklıkla kurulan bağ giderek zayıflamakta ve birey, kullanıcı adı ile ontolojik benliği arasına sembolik bir mesafe yerleştirmektedir. Bu mesafe, ahlaki sorumluluğun hissedilmesini geciktirmenin yanında dilin sınırları genişledikçe hakaret sıradanlaşmakta, yargı hız kazanmakta ve merhamet, zamanın gerisinde bırakılan bir erdem hâline gelmektedir.

“HERKES YAPIYOR”

Gazâlî, insanın kalbini “ilâhî nazargâh” olarak tanımlar. Kalp, yalnızca duyguların değil, ahlaki sezginin de merkezidir. Fakat sürekli uyarılan, bölünen ve dağınık hâle gelen zihin, bu nazargâhı dinleyemez hâle gelir. Dijital vicdan tam da bu noktada devreye girer. Nitekim kişi, doğru olanı bildiği hâlde, “herkes yapıyor” gerekçesiyle susmayı ya da yanlışta kalabalığa karışmayı tercih eder.

Psikolojik olarak dijital ortam bireyin sorumluluğu kolektife devretmesini kolaylaştırır. Linç kültürü bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. Birçok insan, tek başına söylemeyeceği bir sözü kalabalığın içinde dile getirirken vicdanî bir rahatsızlık hissetmez. Çünkü yük dağılmıştır. Oysa dinî düşüncede sorumluluk devredilemez, niyet kadar sonuç da bireyin hanesine yazılır. Yunus Emre’nin “Bir kez gönül yıktın ise, bu kıldığın namaz değil” sözü, dijital çağda yeniden düşünülmelidir. Zira bugün nice gönül, birkaç saniyelik bir yorumla kırılmakta, ancak vicdan bu kırılmayı fark edemeden bir sonraki ekrana kaymaktadır. Zira vicdanın zayıflaması, yalnızca ahlaki bir sorun değil, aynı zamanda bir anlam krizi olarak değerlendirilebilir.

KALBİMİZ ÇEVRİM DIŞI MI KALDI?

Belki de dijital çağın en temel sorusu olarak şunu sormak gerekir: Ekran başındayken de kalbimizi yanımızda taşıyor muyuz? Yoksa vicdanımızı çevrimdışı mı bırakıyoruz?

Bu soruya verilecek cevap, dijital çağda ahlaki öznenin nasıl kurulduğuna dair temel bir tartışmayı gerektirir. Ekran başındayken kalbi “yanımızda taşımak”, bireyin eylemini bağlamdan bağımsız bir ahlaki süreklilik içinde değerlendirebilmesi anlamına gelir. Vicdanın çevrim dışı kalması ise çoğu zaman bilinçli bir ahlaki reddiyeden değil, modern öznenin parçalanmış dikkat yapısından kaynaklanır. Dijital ortam, eylemi hızlandırırken tefekkürü yavaşlatır ve bu durum bireyin niyet, sonuç ve sorumluluk arasındaki bağı zayıflatabilir.

Velhasıl, “Dijital vicdan”, teknolojiyi reddetmekten ziyade insanın içsel muhasebesini her şartta diri tutmasıyla mümkündür. Çünkü vicdan sustuğunda, en yüksek çözünürlüklü ekranlar bile insanın karanlığını aydınlatamaz hale gelebilir.

#toplum
#dijital vicdan
#aktüel