Trump’ın İran çıkmazı

04:003/03/2026, Salı
G: 3/03/2026, Salı
Yeni Şafak
İllustrasyon: Cemile Ağaç Yıldırım.
İllustrasyon: Cemile Ağaç Yıldırım.

Trump bugün İran çıkmazında. Eğer zaman İran’ın lehine işlerse, Washington askeri üstünlüğüne rağmen siyasi olarak kaybedebilir. Ve o noktada bu kriz, yalnızca bir Orta doğu çatışması değil, ABD’nin küresel konumunu yeniden tartışmaya açan bir dönüm noktası haline gelir.

Sernur Yassıkaya / Yeni Şafak Dış Haberler Müdürü

Orta doğu bir kez daha emperyalist ve siyonist müdahalenin sahnesine dönüşürken, Washington’dan yükselen sert söylemler ile sahadaki gerçeklik arasındaki mesafe giderek açılıyor. ABD Başkanı Donald Trump, İran’a karşı başlattığı askeri hamlenin kısa sürede sonuç vereceğini, Tahran yönetimini köşeye sıkıştıracağını ve hızlı bir rejim değişikliği ile bölgesel denklemi kendi lehine çevireceğini varsaydı. Ancak gelinen noktada görünen tablo, bir “hızlı zafer” stratejisinden ziyade, adım adım derinleşen bir çıkmazı işaret ediyor.

Trump’ın İran politikasının temelinde iki varsayım var. İlki, yoğun hava saldırıları ve donanma gücüyle İran’ın askeri kapasitesinin kısa sürede felç edilebileceği; ikincisi ise iç baskı altında olduğu düşünülen İran halkının sokaklara dökülerek rejimi zayıflatacağı. Bu iki beklenti de sahadaki gerçeklikle sınandı. İran, ağır saldırılara rağmen askeri misilleme kapasitesini koruduğunu gösterdi. Füze ve insansız hava aracı saldırılarıyla yalnızca İsrail’i değil, Körfez hattını ve ABD üslerini de baskı altında tutabileceğini kanıtladı. Bu durum, Washington’ın “kontrollü tırmandırma” hesabını bozdu.

BATAKLIĞA SAPLANABİLİR

Trump’ın stratejisindeki en kırılgan nokta, askeri gücün siyasi sonuç üretme kapasitesine duyulan aşırı güvendi. ABD donanması ve hava kuvvetleri elbette yıkıcı bir ateş gücüne sahip. Ancak İran gibi coğrafi derinliği olan, asimetrik harp doktrinini benimsemiş ve bölgesel vekil ağları bulunan bir ülkeye karşı yalnızca havadan baskı kurarak kalıcı sonuç almak son derece zor. Kara gücü olmadan rejim değişikliği mümkün değil; kara gücüyle müdahale ise ABD kamuoyunun ve siyasi sisteminin taşıyabileceği bir maliyet değil. Trump tam da bu ikilemin ortasında sıkışmış durumda.

Dahası, İran’ın her gün sınırlı ama istikrarlı bir şekilde füze atması bile bölgeyi kilitlemeye yetebilir. Enerji koridorlarının ve deniz ticaret yollarının tehdit altında olması, küresel piyasalarda dalgalanma yaratır. Körfez ülkeleri ekonomik olarak kırılganlaşır. ABD ise bölgedeki askeri varlığını “geçici” diyerek artırırken fiilen uzun süreli bir angajmana zorlanır.

RAKİPLERE STRATEJİK NEFES ALANI SAĞLADI

Trump’ın “birkaç haftalık operasyon” çerçevesi, askeri gerçeklikle çelişiyor. Bölgeye yığılan her uçak gemisi ve her ek hava filosu, Washington’ın başka coğrafyalardaki manevra alanını daraltıyor. Bu durumun küresel boyutu da göz ardı edilemez. ABD’nin stratejik önceliği uzun süredir Çin ile rekabet olarak tanımlanıyor. Ancak İran merkezli bir çatışmanın uzaması, dikkat ve kaynakların Orta doğu’da kilitlenmesine yol açar. Bu da Asya-Pasifik’te alan açar. Büyük güç rekabetinde zaman ve dikkat en az askeri kapasite kadar belirleyicidir. Trump’ın İran hamlesi, rakiplerine doğrudan askeri avantaj sağlamasa bile stratejik nefes alanı kazandırabilir.

AMERİKALI SEÇMEN FATURAYI AĞIR KESEBİLİR

İran’a yönelik askeri kampanya, Trump’ın seçmen tabanında da kutuplaştırıcı etkiler yarattı. Bir Reuters/ Ipsos anketine göre, Amerikalıların sadece yüzde 27’si bu müdahaleyi desteklerken, önemli bir kesim muhalefet ediyor. Ayrıca Trump’ın politikalarına yönelik “çok hızlı askeri güce yönelme” eleştirileri de artıyor.

Bu durum, Trump’ın iç siyasi tabanının bir kısmını kaybetmesine yol açabilir; çünkü ekonomik kaygılar ve Amerikan askerlerinin yaşamını riske atma korkusu, seçmenlerin önceliklerinde askeri çatışmanın geride kalmasını istiyor. Bu hem Trump’ın politik istikrarını sarsabilir hem de 2026 ortası yaklaşan seçimlerde risk oluşturabilir.

Trump’ın en büyük açmazı ise beklenti yönetiminde ortaya çıkıyor. İran’a karşı sert retorik, geri adım atmayı zorlaştırır. Ancak askeri tırmanma da maliyeti katlanarak büyütür. Bu nedenle Washington, ya sınırlı kazanımları “büyük başarı” olarak sunup diplomatik bir çıkış arayacak ya da çatışmayı derinleştirme riskini göze alacak. Her iki seçenek de siyasi maliyet içeriyor.

STRATEJİK YIPRATMA POLİTİKASI

İran açısından bakıldığında ise strateji sabırlı bir yıpratma üzerine kurulu görünüyor. Doğrudan topyekûn bir savaşa girmeden, düşük yoğunluklu ama sürekli baskı kurarak ABD’nin bölgedeki varlığını pahalı ve sürdürülemez hale getirmek. İran’ın amacı Washington’ı askeri olarak yenmek değil, maliyetleri artırarak siyasi iradeyi aşındırmak. Bu model daha önce bölgedeki pek çok çatışmada işe yaradı. Trump’ın İran hamlesi, başlangıçta taktik bir güç gösterisi gibi sunulsa da giderek stratejik bir bataklığa dönüşme riski taşıyor. Sadece donanma ve hava kuvvetiyle sürdürülen bir baskı, rejim değişikliği üretmez; ancak uzun süreli gerilim üretir. İran’da başlayan bir çatışma İran’da kalmaz. Enerji piyasalarından küresel güç dengesine, Körfez ekonomilerinden ABD iç siyasetine kadar geniş bir alana yayılır.

LAS VEGAS’IN TUZAĞI

Las Vegas’ın kumarhaneler kraliçesi, Trump’ın deyişiyle sadakati ABD’den çok İsrail’e olan Miriam Adelson’ın desteğiyle hesapsız İran kumarına giren ABD Başkanı Donald Trump, hem seçmen tabanını kaybediyor hem de küresel alanda Çin’e büyük alan açacak bir stratejik zafiyeti oluşturmak üzere. Selefi Joe Biden, Gazze’de soykırım suçlusu Binyamin Netanyahu’nun kuyruğuna takılmanın bedelini ağır ödemişti. Anlaşılan o ki Venezuela illüzyonu ile gözleri boyanan Trump da, İran’da Netanyahu’nun peşinden gitmenin bedelini ödemek zorunda kalacak. Las Vegas’ta olan Las Vegas’ta kalabilir ama İran’da yaşanan sadece İran ile sınırlı kalmayacak gibi görünüyor.

KARMAŞIK RESİM

Trump bugün İran çıkmazında. Geri çekilse zayıf görünecek, tırmanırsa maliyet büyüyecek. Asıl soru, bu denklemde hangi tarafın zamana daha dayanıklı olduğu. Eğer zaman İran’ın lehine işlerse, Washington askeri üstünlüğüne rağmen siyasi olarak kaybedebilir. Ve o noktada bu kriz, yalnızca bir Orta doğu çatışması değil, ABD’nin küresel konumunu yeniden tartışmaya açan bir dönüm noktası haline gelir.

Trump’ın İran stratejisi, bir askeri zafer arayışını, rejim değişikliği umudunu ve sert diplomatik dilini birleştirerek başladı. Ancak bugün sahadaki gerçeklik çok daha karmaşık bir resim çiziyor. Sadece donanma ve hava gücüyle İran’a yönelik geniş kapsamlı bir askeri başarı elde etmek zor. Kısa sürede halk ayaklanması beklemek gerçekçi değil. Çatışma sadece İran’da kalmayacak, bölgesel aktörler, enerji piyasaları, müttefik ilişkileri ve ABD’nin global rolü üzerinde geniş etkiler bırakacak. Trump’ın hem iç politikasındaki zorlukları hem de küresel statü kaybı riskini artırdığı gözlemleniyor.



#Trump
#İran
#Politika