
Trump’ın desteklenmesi için bir güç kaynağı olan din, gün geçtikçe Trump’ı yalnızlaştıran bir unsura dönüşüyor. Papa'yla girilen açık kavga, bu hesabı tersine çeviriyor. Dolayısıyla Trump’ın tanrıyı kıyamete zorlaması ters tepiyor.
Amerika Birleşik Devletleri 47. Başkanı Donald Trump, ikinci başkanlık döneminde dini söylemi dış politikanın merkezine taşıyarak küresel siyasette yeni bir dönem başlattı. Trump’ın bu farklı politik tercihi özellikle İran’a yönelik başlatılan hukuksuz savaş boyunca Hristiyan dünyasının içinde derin çatlaklar açtı ve teolojik tartışmaları beraberinde getirdi. Bu anlamda bir yanda Trump’ı “İsa tarafından kutsanmış lider” olarak sunan Evanjelik blok, diğer yanda bu dili açıkça reddeden Papa Leo XIV ve milyarlarca Katolik duruyor. Bu kırılma, Amerikan siyasetinin en hassas eksenlerinden birini —dini kimliği— tehlikeli biçimde dönüştürüyor.
DİNİN SİLAHLAŞTIRILMASI
Trump yönetimi, İran saldırılarını başından itibaren teolojik bir çerçeveye oturtuyor. Savunma Bakanı Pete Hegseth’in, İran’ı tanımlarken Hristiyan teolojisinden, İslamofobik kehanetlerden bahsetmesi ve “İsa’nın adına zafer için diz çöküp dua edin” çağrısında bulunması ve ABD’nin işgal edilmiş Filistin’deki büyükelçisi Siyonist Mike Huckabee’nin, Tucker Carlson’a verdiği röportajda İsrail’in Ortadoğu’nun tamamını almasının “İncil’de vadedildiği için” meşru olduğunu söylemesi dinin nasıl araçsallaştırıldığına örnek olarak gösterilebilir. ABD, İran’a karşı savaşı meşrulaştırmak için askeri düzende de dini motivasyonları kullanıyor. Military Religious Freedom Foundation’a (Askeri Din Özgürlüğü Vakfı) gelen şikayetlerden elde edilen bilgilere göre bazı komutanların askerlere verdikleri talimatlar bunu kanıtlar nitelikte. Trump’ın “kıvılcımı ateşlemek ve Armageddon’u tetiklemek için İsa tarafından kutsanmış” olduğu, bazı komutanların İncil’den alıntı yaparak “bu savaş (İran) Tanrı’nın ilahi planının parçası” dediği ifade edilmektedir.
Bu söylem yalnızca bireysel aşırılık değil, yapısal bir tercih olarak görülebilir. Nitekim Trump’ın çevresinde toplanan Evanjelik televaizler ve Hristiyan Siyonist rahipler—John Hagee başta olmak üzere— İran’a karşı savaşı açıkça kutsal savaş olarak çerçeveliyor. Hagee, Rusya, Türkiye ve İran’ın “İsrail›in üzerine yürüyeceğini” ve tanrının onları “ezeceğini” vaaz ediyor. Aralık 2025’te binden fazla Amerikalı rahip, işgalci İsrail hükümeti tarafından finanse edilen bir program kapsamında işgal edilmiş Filistin’e gitmiş, Siyonizm’e destek sunmuş ve İsrail’in gayriresmi büyükelçileri olarak taltif edilmiştir.
Bu tablonun özünde Trump’ın, dini, inancın gereği değil, mobilizasyonun aracı olarak kullandığı yatmaktadır. Bu anlamda Trump’ın siyasi teolojisi, savaşı meşrulaştırmak için kutsal metinleri araçsallaştırmakta ve düşmanı ‘şeytanlaştırarak’ ahlaki soru sormayı imkânsız kılmaktadır.
PAPA’NIN KARŞI DURUŞU
Trump’ın etrafında kümelenen Siyonist Hristiyanlara rağmen Katolik ruhban sınıfının lideri Papa Leo XIV bu dile doğrudan karşılık vermiştir. ABD’li bakan Hegseth’in açıklamalarından yalnızca iki hafta sonra, Papa “Hakimiyet arzusuyla çarpıtılmış, İsa Mesih’in yoluna tamamen yabancı bu Hristiyan anlayışı kabul edilemez.” demiştir. Nisan başında ise daha da ileri giderek “Tanrı hiçbir çatışmayı kutsamaz. Barışın Prensi Mesih’in öğrencisi olan herkes, kılıç kullananların ve bugün bomba atanların tarafında olamaz” diyerek Trump’ın İran’a karşı savaşı kutsallaştırma girişimlerine karşı durmuştur.
Trump ise Papa’yı “suça (İran) karşı zayıf” ve “uluslararası siyaset konusunda berbat” ilan etmiş ve onu “radikal sola yaranmak”la suçlamıştır. Daha da ileri giderek, Leo XIV’ün seçilmesinin kendi sayesinde gerçekleştiğini öne sürmüştür. “Beyaz Saray’da olmasaydım, o Vatikan’da olmazdı” paylaşımı sonrasında sosyal medyada kendisini İsa gibi gösteren yapay zekâ üretimi bir görsel paylaşmış; bu görsel büyük tepki alınca kaldırılmak zorunda kalınmıştır.
KATOLİK TABAN ÇÖZÜLÜYOR MU?
Bu kırılmanın somut siyasi yansımaları bulunuyor. 2024 seçimlerinde Trump, Katolik seçmenler arasında yüzde 12’lik farkla galip gelmişti. Mart 2026’da —Papa’ya yönelik saldırılar henüz tırmanmadan önce— yapılan anketler, bu desteğin yüzde 48’e gerilediğini gösteriyordu; yani Katoliklerin çoğunluğu artık Trump’ı desteklemiyor. Bu eğilimin derinleşmesi, 2026 ara seçimlerinde Cumhuriyetçiler için ciddi bir tehlike oluşturuyor.
Muhafazakar Katolik sesler de giderek yükselen bir itiraz korosu oluşturuyor. Çevre içinde saygın bir isim olan Sohrab Ahmari, bazı muhafazakâr Katoliklerin “Adil Savaş teorisini ve hayatın kutsallığını” İsrail politikası söz konusu olduğunda görmezden geldiğini sert bir dille eleştiriyor. Örneğin Blackwater isimli paralı savaşçı şirketin sahibi ve savaş yanlısı Erik Prince İsrail’in Gazze’deki tek Katolik ibadethane olan Kutsal Aile Kilisesi’ni vurmasının ardından ABD’nin desteğini sorgulamaya başlamıştır. Katolik piskoposlar komitesi başkanı Bishop James Massa ise Trump’ın yardımcısı Vance’in, Papa'ya “İşine baksın” mesajı vermesine karşı açık bir bildiri yayımlamıştır. Vance’in tutumu ise başlı başına bir paradoks. Katolikliğe geçişini kitaplaştıran Vance, Trump’ın Papa’ya yönelik hakaretleri karşısında sessiz kalmış; üstelik Papa'ya “ilahiyat meselelerinde dikkatli olması” gerektiğini söylemiştir. Bu, bin yıllık Adil Savaş geleneğini Papa'nın yetkisi dışına itmek anlamına geliyor ve Katolik çevreler bu durumdan oldukça rahatsız.
Sonuç olarak İran’a karşı İsrail-ABD ortaklığında yürütülen savaş boyunca kullanılan retorik ve ortaya çıkan tablo Trump’ın dini araçsallaştırdığını gösteriyor. Başlangıçta Trump’ın desteklenmesi için bir güç kaynağı olan din, gün geçtikçe Trump’ı yalnızlaştıran bir unsura dönüşüyor. Özellikle İran savaşının vahşeti ve Papa'yla girilen açık kavga, bu hesabı tersine çeviriyor. Dolayısıyla Trump’ın tanrıyı kıyamete zorlaması ters tepiyor.






