Bakan Ersoy'dan 3 ile müjde: Ücretsiz ve beş yıldızlı otel konforunda olacak

10:0317/05/2026, الأحد
G: 17/05/2026, الأحد
Yeni Şafak
Bakan Ersoy, mavi bayraklı ve yüksek erişim gücüne sahip bu alanların tamamen ücretsiz olacağını, aynı zamanda vatandaşlara beş yıldızlı otel konforunda üst düzey bir hizmet standardı sunulacağını vurguladı.
Bakan Ersoy, mavi bayraklı ve yüksek erişim gücüne sahip bu alanların tamamen ücretsiz olacağını, aynı zamanda vatandaşlara beş yıldızlı otel konforunda üst düzey bir hizmet standardı sunulacağını vurguladı.

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Eskişehir Kültür Yolu Festivali kapsamında gazetecilerle bir araya gelerek vatandaşları heyecanlandıracak yeni projelerini açıkladı. Özellikle yaz aylarında büyük ilgi gören ve halihazırda Türkiye genelinde 20 noktada hizmet veren ücretsiz halk plajlarına yenilerinin ekleneceğini belirten Bakan Ersoy, 2026 yılı itibarıyla bu sayının 23'e çıkacağını duyurdu.

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Eskişehir Kültür Yolu Festivali kapsamında gazetecilerle bir araya gelerek turizm stratejisinden kültürel miras çalışmalarına, Formula 1’den uluslararası etkinliklere kadar birçok başlıkta değerlendirmelerde bulundu.

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, basın mensuplarıyla bir araya geldiği toplantıda turizmden kültürel mirasa, uluslararası etkinliklerden tanıtım stratejilerine kadar birçok konuda değerlendirmelerde bulundu. Türkiye’nin turizmde krizlere karşı dayanıklı bir yapı oluşturmayı hedeflediğini belirten Bakan Ersoy, Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı (TGA) ile birlikte tanıtım faaliyetlerinin güçlendirildiğini, ürün ve destinasyon çeşitliliğinin artırıldığını ifade etti.

Türkiye’nin “istikrar adası” konumunu koruduğunu vurgulayan Ersoy, savaş ortamına rağmen yurt dışı rezervasyonlarında yeniden hareketliliğin başladığını söyledi. Kültür Yolu Festivalleri’nin şehir ekonomilerine katkısına dikkat çeken Bakan Ersoy, Formula 1 organizasyonu, halk plajı projeleri, kültür varlıklarının iadesi ve uluslararası tanıtım çalışmalarıyla Türkiye’nin küresel turizmde daha güçlü bir konuma taşındığını belirtti.

“Turizmde hedefimiz, sektörü krizlere karşı dayanıklı hale getirmek”

Bu coğrafya çok güzel bir coğrafya. Geçmişte de krizler vardı, günümüzde de krizler var ve maalesef gelecekte de krizler olacak. O yüzden biz 2018’de turizm strateji değişikliğine giderken, öncelikle hedefimiz sektörümüzü krizlere bağışıklı hale getirmekti… Bu bağlamda 2019 yılında Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı (TGA)’nı kurduk. Burada amaç istikrarlı, yoğun tanıtım yapabilmek, ardından ürün çeşitliliğine gitmekti. Eskiden turizmde deniz, kum ve güneş ön plandayken, bugün çok daha geniş bir yelpazeden söz ediyoruz. Yüz ürünümüz var ama altmış tanesini ön plana çıkarıp vurguluyoruz, çok yoğun ürün çeşitliliği yapıyoruz. On iki aylık kazı programları, Geleceğe Miras projesi bu nedenle hayata geçirildi. Kültürel miras alanında Türkiye'nin rakipsiz bir hazinesi var.

“Gastronomiyi turizm stratejisinin merkezine yerleştirdik”

Eskiden gastronomiye turizmin tamamlayıcı bir unsuru olarak bakılırdı; ancak bugün artık turizm stratejimizin merkezinde yer alan temel bir bileşen haline geldi. TGA ile birlikte, Türk Hava Yolları gibi güçlü bir stratejik ortağa sahibiz. 350 noktaya direkt uçuş sağlayarak küresel erişimimizi genişletiyor. Yeni stratejimizle kaynak ve destinasyon çeşitliliğini de artırdık. THY’nin uçtuğu her nokta artık bizim için potansiyel bir hedef destinasyonu.

“200’e yakın ülkede tanıtım yapan, krizlere dayanıklı ve ‘istikrar adası’ Türkiye”

Eskiden altı yedi pazardan ziyaretçi alıyorduk. Şimdi 200’e yakın ülkede çok yoğun tanıtım yapan, kırmızı bayrağın üstü her noktadan ziyaretçi getiren bir ülke haline geldik. Krizlere karşı olan bağışıklığımız arttı. Savaşın kazananı olmaz, savaşta kaybetmedim diyen de olmaz. Herkesin savaş noktasına olan uzaklığı, savaşta almış olduğu pozisyona göre etkileşimleri oluyor. Ama Sayın Cumhurbaşkanımızın riyasetinde, Türkiye'nin izlemiş olduğu barışçıl dış politika çok etkili oluyor. İstikrar adası şeklinde olan Türkiye’nin yakın çevresinde son birkaç yıldır çok yoğun çatışmalar var ve Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde ülkemiz, son zamanlarda uyguladığı politikayla savaşları bitirmeye çalışan “peace maker” görevi üstlenen, barışı getirmeye çalışan ülke konumunda.

Türkiye'nin İstikrar Adası olması için yaptığı şey şu: Bir savaşa girmemek için güçlü olmanız gerekiyor, güçlü değilseniz zaten bir şekilde sizi savaşa dahil ediyorlar. O açıdan Türkiye'nin savunma sanayinde yaptığı yatırımlar çok çok önemli.

“Yurt dışından rezervasyon akışı, ciddi oranda hızlanmış durumda”

Yurt dışından rezervasyon akışı, savaşın ilk günlerindeki seviyede değil; ciddi oranda hızlanmış durumda. Hatta bazı günlerde geçen yılın rakamları da yakalanmaya başlandı. Bu sürecin tamamen normale dönmesi ise nihai ateşkesin sağlanmasına bağlı. Ancak ateşkes henüz sağlanmamış olsa da, biz konaklama sektöründe bu yıl erken rezervasyon kampanyalarını nisan ve mayıs aylarına kadar sürdürme kararı almıştık. Savaşın etkisiyle bu süreç biraz daha uzadı. Şu anda rezervasyon akışı bazı günlerde geçen yılki seviyeleri yakalamaya başladı.

“Türkiye, tüm hedef destinasyonlarında tanıtım yoğunluğunu ve etkileşimini iki katına çıkardı, stratejimizi değiştirdik”

İlk çeyrek turizm verilerini açıkladık ve yüzde 4,2’lik bir büyüme yakaladık. Eğer savaş 28 Şubat’ta başlamamış olsaydı, bu rakam çok daha yüksek seviyelere ulaşabilirdi. Ülkemiz, olumsuzlukları mart ayı itibarıyla hissetmeye başladı. İkinci çeyrek ise savaşın etkilerinin daha yoğun hissedileceği bir dönem olacak. Buna rağmen savaşın başladığı ilk andan itibaren Türkiye, tüm hedef destinasyonlarında tanıtım yoğunluğunu ve etkileşimini iki katına çıkardı. Olumsuz etkilenen ya da büyüme potansiyeli görülen her pazarda çok yoğun tanıtım faaliyetleri yürütüyoruz. Ülke bazında farklı yöntemler kullanıyoruz; strateji değişikliğine gidiyoruz, çünkü her pazarın öncelikli tercih sebepleri farklılık gösteriyor. Bu nedenle farklı ürünlerle ve farklı iş birlikleriyle çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

“Haftalık bazda yol haritaları belirleyerek sektörle birlikte çalışmalarımızı sürdürüyoruz”

Öncelikli hedefimiz, ikinci çeyrekte bu süreçten en az şekilde etkilenmek ve yakın bir tarihte nihai ve kalıcı bir barış sağlanırsa hızlı bir toparlanma ve çıkış yakalayabilmek. Bu doğrultuda gerekli tüm çalışmaları sektörümüzle birlikte düzenli toplantılar yaparak gerçekleştiriyoruz. Uluslararası tur operatörleri ve havayollarıyla da çok yoğun görüşmeler yürütüyoruz. Süreci hafta hafta takip ediyoruz.

Başlangıçta dünya genelinde bir olumsuzluk ve endişe oluştu. Ancak sonrasında aşağı yönlü eğilim yerini yeniden yukarı yönlü bir harekete bırakmaya başladı. Günlük rezervasyonların tekrar savaş öncesi seviyelere yaklaşacağını öngörüyoruz. Şu anda haftalık bazda yol haritaları belirleyerek sektörle birlikte çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

“Türkiye genelinde 20 noktada hizmet veren halk plajı sayımızı, 2026 itibarıyla 23’e çıkarıyoruz”

Halk plajı projelerimizi biliyorsunuz. Ücretsiz halk plajı uygulamasını özellikle turizm hareketinin yoğun olduğu bölgelerde hayata geçiriyoruz. Bodrum, Marmaris, Antalya, Belek, Kemer ve Side gibi yüksek turist trafiğinin yaşandığı noktaları tercih ediyoruz. Özellikle mavi bayraklı, en çok talep gören ve erişimi güçlü alanları seçiyoruz.

Bu plajları beş yıldız otel konforunda tasarladık. Hem ücretsiz giriş imkanı sunuyoruz hem de üst düzey bir hizmet standardı sağlıyoruz. Halk plajlarımız yoğun bir talep görüyor. Bu doğrultuda her yıl sayısını artırarak daha fazla noktada vatandaşlarımızın ve ziyaretçilerimizin kullanımına sunmaya devam ediyoruz.

2026 yılı itibarıyla ücretsiz girişli halk plajı projelerimizi daha da genişletiyoruz. Bu kapsamda Bitlis Adilcevaz, Sinop İnceburun ve Samsun Yakakent’te yeni halk plajlarımızın çalışmaları devam ediyor. Türkiye genelinde 20 noktada hizmet veren halk plajı sayımızı, 2026 itibarıyla 23’e çıkarıyoruz.

“Formula 1 organizasyonunu çok yönlü bir turizm ve etkinlik stratejisiyle planlıyoruz”

Formula 1 organizasyonu için Türkiye Turizm Geliştirme ve Geliştirme Ajansı bünyesinde özel bir ekip kurduk. Bu süreçte Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın yanı sıra Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Türkiye Otomobil Sporları Federasyonu’yla birlikte güçlü bir koordinasyon içinde çalışıyoruz. Cumhurbaşkanımızın ısrarlı takibiyle yeniden ülkemize kazandırılan çok önemli bir organizasyondan söz ediyoruz. Bu kez süreci yalnızca yarış haftasıyla sınırlı görmüyoruz. Ziyaretçilerin Türkiye’de daha uzun süre kalmasını sağlayacak paketler üzerinde çalışıyoruz. Örneğin, ziyaretçilerin yarıştan bir hafta önce gelerek Ege veya Akdeniz’de tatil yapmaları, ardından Formula 1 organizasyonuna katılmaları ya da yarış sonrasında tatillerini uzatarak farklı destinasyonlarda vakit geçirmeleri hedefliyoruz.

Bu süreci kültürel ve sanatsal etkinliklerle de destekleyeceğiz. Tanıtım ekipleriyle düzenli toplantılar gerçekleştiriyor, organizasyonu çok yönlü bir turizm ve etkinlik stratejisiyle planlıyoruz. Formula 1’in 2027 Ekim ayında gerçekleştirilmesi öngörülüyor olabilir ancak bizim için süreç fiilen şimdiden başlamış durumda.

Pek çok işletme “Bir günde yedi günlük iş yaptık” diyor

Türkiye Kültür Yolu Festivali’nde yedi bölgeye eşit şekilde yayılacak bir yapı hedefliyoruz. Böylece Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 65-70’ine doğrudan ulaşmayı hedefliyoruz. Temel amacımız, mümkün olan en geniş kitleye ulaşmak ve vatandaşlarımızın kültür ve sanatla etkin şekilde buluşmasını sağlamak. Böylece hem kültür sanat hayatını destekliyor hem de sanatçılarımıza katkı sunmuş oluyoruz. Zaten Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın temel sorumluluk alanlarından biri de bu.

Festivalin ekonomik anlamda da çok önemli bir karşılığı var. Esnafımızdan çok olumlu geri dönüşler alıyoruz. Pek çok işletme “Bir günde yedi günlük iş yaptık” diyor. Bu nedenle festivalin ardından ilk sordukları soru genellikle “Seneye ne zaman geleceksiniz?” oluyor. Festivallerin her yıl aynı tarihte düzenlenmesiyle şehir ekonomisinde ciddi bir hareketlilik oluşuyor. Hatta festival süresince birçok işletme neredeyse iki aylık ciro elde ettiklerini ifade ediyor.

“Cumhuriyet tarihi boyunca Türkiye’ye iadesi sağlanan kültür varlıklarının yaklaşık üçte ikisi son 25 yılda geri getirildi”

Her şeyden önce, kültür varlıklarının ait oldukları yerde sergilenmesi gerektiğine inanıyoruz ve artık dünyanın da bunu kabul etmesi gerekiyor. Türkiye’de bu konuda yasal düzenleme 1903 yılında yapıldı. Dolayısıyla 1903 öncesinde yurt dışına çıkarılan eserlerle, 1903 sonrasında kaçırılan eserler arasında hukuki açıdan farklı durumlar bulunuyor. Göreve geldikten sonra özellikle Kaçakçılıkla Mücadele Birimini Daire Başkanlığı seviyesine çıkardık. Bu sayede hem ekip sayısını hem de ekiplerin yetki ve uzmanlık kapasitesini yaklaşık üç kat artırmış oluyorsunuz. Diplomatik ve hukuki süreçler bu şekilde daha güçlü ilerliyor.

İkinci olarak ise kaynak ülkeler, alıcı konumundaki ülkeler ve geçiş güzergahındaki ülkelerle ikili protokoller imzaladık. Bunun da çok önemli bir etkisi oldu. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri’nde bir eser için yürütülen dava süreçleri normalde 5-10 yıl sürebiliyor ve milyonlarca dolarlık maliyetler ortaya çıkabiliyor. Ancak protokol bulunan ülkelerde bu süreçler birkaç aya kadar düşebiliyor ve hukuki maliyetler ciddi şekilde azalıyor.

Bir diğer önemli konu da caydırıcılık. Bugün artık dünyada şu çok iyi biliniyor: Anadolu kökenli bir kültür varlığı izinsiz şekilde yurt dışına çıkarılmışsa, Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı bunu mutlaka takip ediyor. Gelişmiş takip sistemlerimiz sayesinde eser gün yüzüne çıktığı anda tespit ediliyor ve güçlü bir hukuk mücadelesi başlatılıyor. Sonunda da ne pahasına olursa olsun o eser geri alınıyor.

Bunun yanında Kaçakçılıkla Mücadele Daire Başkanlığı sahada da çok yoğun çalışıyor. Ekipler il il, köy köy dolaşıyor; kahvehanelerde vatandaşlarla buluşuyor. Zaten en büyük destek de vatandaşlarımızdan gelen ihbarlar sayesinde sağlanıyor. Ardından güvenlik güçlerimiz, İçişleri Bakanlığımız ve Adalet Bakanlığımız hızlı şekilde devreye girerek gerekli müdahaleleri yapıyor. Cumhuriyet tarihi boyunca Türkiye’ye iadesi sağlanan kültür varlıklarının yaklaşık üçte ikisi son 25 yılda geri getirildi. Bu eserlerin yarısına yakını ise son sekiz yıllık dönemde Türkiye’ye kazandırıldı.

“Bu süreçlerde birebir ilişkiler çok önemli”

Türkiye çok büyük bir kültürel hazineye sahip. Özellikle Göbeklitepe artık dünya çapında rakipsiz bir konumda. Bu kapsamda geçtiğimiz yıl ilk kez Kolezyum’da yer aldık ve çok büyük ilgi gördük. Yıllık yaklaşık altı milyon ziyaretçi alan Kolezyum’un en prestijli alanlarından biri bize tahsis edildi. İtalya’dan gelen kültür turistlerinin Türkiye’ye ilgisini artırmayı amaçladık. Aynı zamanda Kolezyum, dünyanın dört bir yanından kültür turizmi ziyaretçisi çeken çok önemli bir merkez. Bu sayede yalnızca İtalyan ziyaretçilere değil, dünyanın her yerinden gelen turistlere de Göbeklitepe’yi ve Türkiye’nin kültürel mirasını tanıtma fırsatı yakaladık. Her iki hedefimize de ulaştık ve ortaya çıkan ilgiden son derece memnun kaldık.

Daha sonra İtalya Kültür Bakanı ile yaptığımız görüşmelerde bu iş birliğini sürdürmek istediğimizi ifade ettik. Karşı tarafta da büyük bir ilgi oluştu. Biz de bu kapsamda Troya Sergisi’ni Roma’ya götürme teklifinde bulunduk. Bunun nedeni de Roma’nın kuruluş hikayesinin Troya’ya dayanması. Haziran ayının 11’inde Roma Kolezyum’da Troya Sergisi’nin açılışını gerçekleştireceğiz.

Öte yandan Berlin’de de Göbeklitepe Sergisi devam ediyor. Biz bu tür çalışmaları özellikle uluslararası kaynak destinasyonlarda ve yoğun ziyaretçi alan önemli merkezlerde sürdürmeye devam edeceğiz.

Bu süreçlerde birebir ilişkiler çok önemli. İlgili bakanlıklarla, genel müdürlüklerle ve kurumlarla güçlü ilişkiler kurmadan bu tarz prestijli alanları kullanmanız mümkün olmuyor. Hatta çok yüksek bütçeler teklif edilmesine rağmen bazı ülkelere bu alanların verilmediği durumlar oldu. Burada mesele yalnızca maddi imkan değil; doğru ilişkiyi kurabilmek, karşı tarafı ikna edebilmek ve iki tarafın da kazanacağı bir kültürel iş birliği modeli oluşturabilmek.

“Mini diziler milyarlarca görüntülenme ve tıklanma rakamına ulaştı”

Türk dizilerinin hedef ülkelerde çok güçlü bir etkisi olduğunu biliyoruz. Bu nedenle mini dizi stratejisine geçtik. Açıkçası bu projeler beklentilerimizin de üzerinde bir başarı elde etti. Hedef ülkelerde sosyal medya platformları üzerinden yayınladığımız bu içerikler milyarlarca görüntülenme ve tıklanma rakamına ulaştı. Bu içeriklerle Türkiye’nin turizm destinasyonlarını, kültürel mirasını ve arkeolojik değerlerini tanıtıyoruz. Elde edilen başarıyı görünce süreci bir adım daha ileri taşımaya karar verdik. Bu noktada yapımcılarla da önemli görüşmeler gerçekleştirdik. Zaten onların da bu tür desteklere ihtiyacı vardı.

Bu kapsamda yeni bir destek modeli oluşturduk. Artık senaryosunda Türkiye’nin tanıtımına, kültürel değerlerine ve öncelikli destinasyonlarına yer veren dizi ve film projelerine Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı ile Bakanlık olarak destek sağlayacağız.

Burada birkaç kriter öne çıkıyor. Öncelikle senaryoda Türkiye’nin nasıl ve hangi unsurlarla yer aldığı önemli olacak. İkinci olarak ise yapımın hedef destinasyonlarımızda elde ettiği izlenme oranları ve etkisi dikkate alınacak. Bu kriterlere göre oluşturulan bir hesaplama modeliyle her bölüm için destek verilecek. İnşallah 2026 yılı itibarıyla ilk destekleri hayata geçirmeye başlayacağız.

“Eğer uluslararası ölçekte ses getirecek bir etkinlik düzenliyorsanız, biz size güçlü destek veririz”

Türkiye artık yalnızca kültür sanat etkinliklerinin değil; uluslararası organizasyonların, kongrelerin ve büyük spor etkinliklerinin de önemli merkezlerinden biri olma yolunda ilerliyor. Böylece her koşulda dünya etkinlik takviminde yer alan bir ülke konumuna geliyorsunuz. Bu yıl da çok önemli organizasyonlarımız var. 30 Mayıs’ta gerçekleştirilecek Kanye West konserinde 100 binin üzerinde ziyaretçiye ulaşmayı hedefliyoruz. Andrea Bocelli konseri gibi uluslararası ölçekte başka önemli etkinlikler de var. Futbolseverler için de 20 Mayıs’ta UEFA Avrupa Ligi Finali büyük bir heyecan yaratıyor. Şu anda final karşılaşmasının biletleri tamamen tükenmiş durumda. Türkiye’nin çok yoğun ziyaretçi ağırlayacağı önemli bir haftaya giriyoruz. Bu etkinliklerin tamamının bizim organizasyonumuz olması gerekmiyor. Bizim yaklaşımımız, tüm organizatörlerle güçlü bir iş birliği içinde hareket etmek. Eğer uluslararası ölçekte ses getirecek bir etkinlik düzenliyorsanız, biz size güçlü destek veririz. Örneğin şu anda UEFA Avrupa Ligi Finali için yurt dışında çok yoğun bir tanıtım çalışması yürütüyoruz. Aynı şekilde, 2026 yılının kasım ayında düzenlenecek COP31 sürecinde de özellikle ağustos ayından itibaren çok kapsamlı bir uluslararası tanıtım kampanyası yürüteceğiz.

Zaten Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı’nın temel görevlerinden biri de bu. Türkiye’yi uluslararası etkinliklerin merkezi haline getirmek için çalışıyoruz. Bu kapsamda yeni dijital platformlar da oluşturuyoruz. “Türkiye Events” ve “İstanbul Events” adıyla iki yeni yapı kuruluyor. Böylece GoTürkiye’nin yanında, uluslararası etkinliklerin dünyada daha görünür şekilde takip edileceği yeni tanıtım ve iletişim kanalları oluşturmuş olacağız.


#Kültür ve Turizm Bakanlığı
#Mehmet Nuri Ersoy
#Eskişehir Kültür Yolu Festivali