Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı iki grup kaldı: İsrail ve CHP

17:4622/04/2026, Çarşamba
G: 22/04/2026, Çarşamba
Yeni Şafak
Ersin Çelik-İbrahim Ufuk Kaynak
Ersin Çelik-İbrahim Ufuk Kaynak

Yeni Şafak İnternet Yayın Yönetmeni Ersin Çelik ve stratejist İbrahim Ufuk Kaynak; Kahramanmaraş’taki okul cinayetinden İsrail’in yedi aşamalı çökertme stratejisine kadar birçok başlığı Yeni Şafak YouTube kanalında yayınlanan Hafıza: Büyük Resim programının 119. bölümünde masaya yatırdı. Programda, dış dünyadaki "Erdoğan" algısının hızla değiştiğine dikkat çeken İbrahim Ufuk Kaynak, "Dünyada Cumhurbaşkanımız aleyhine iki grup kaldı: Bir tanesi İsrail, diğeri de CHP ve yandaşları.” değerlendirmesinde bulundu.

Ersin Çelik ve İbrahim Ufuk Kaynak, Hafıza programının son bölümünde; çocukları hedef alan dijital grupları, aile yapısındaki bozulmayı ve Hakan Fidan’ın "İsrail’in yeni düşmanı Türkiye" çıkışının arka planını konuştu. Savunma sanayisindeki yerli üretimin Türkiye'yi dünyada vazgeçilmez bir noktaya taşıdığını belirten Kaynak, içerideki muhalefetin dış dünya ile benzer bir dil kullandığını şu sözlerle vurguladı: "Kritik bir dönemdeyiz ve liderlik bu konuda birinci sırada. Şüphede bir türlü ikna edemediği iki grup kaldı: Bir tanesi terör devleti, diğeri de bizim içerimizdeki muhalefet. Söylem analizinde hepsi uyuşuyor; dışarıdaki ne söylüyorsa aynısı burada söyleniyor. Birebir emin olun; arada sadece bir iki gün oynuyor."

Çelik ve Kaynak son bölümde şu başlıklara değindiler:
Ersin Çelik:
Kahramanmaraş'ta geçtiğimiz hafta bir okul cinayetinde bir öğrencinin kendi yaşadığı, kendinden küçük çocukları katlettiği o akılalmaz olayın üzerinden birkaç gün geçti ama tabii ki acısı, izleri, toplumsal acısı, sancısı, "Bu hâle nasıl geldik, bu duruma nasıl geldik?" tartışması uzun süre devam edecek ve devam etmek de zorunda. Çünkü bazı şeylere neşter vurmak gerekiyor. Şimdi biz ülkemizi konuşuyoruz; tarihteki konumunu, yerini konuşuyoruz. Nasıl bir medeniyetin kodlarıyla bugün nereye geldiğimizi konuşuyoruz. Batı'yı konuşuyoruz, mukayese ediyoruz. Yıllarca Amerika'da şahitlik ettiğimiz, izlediğimiz bu okul baskınlarını bir anda içimizde yaşamaya başladık. Nasıl bir hâle geldik? Bu toplum, bu çocuklar, bu evlatlar nasıl bu kadar hızla dönüştüler ve çocuk gerçekten çocuk yaşta cinnet, katliam ve vahşetle anılır oldular?
İbrahim Ufuk Kaynak:
Bizde olmaz diye düşündüğümüz şeyler olmaya başladı. Amerika için artık alışmıştık. Yıllardır üniversitelere, ilkokullara; Çin'de anaokullarına, Rusya'da keza aynı, dünyanın çok değişik yerlerinde böyle saldırılar oldu ama dediğim gibi bizde olmaz diye düşündüklerimiz artık bizde de olmaya başladı. O yüzden toplum olarak bir şok içerisindeyiz. "Böyle bir olay nasıl oldu?" diye ve üstelik gerçekten çocuk bunlar. İçe kapanık yetiştirilmiş ama elinde 5-6 tane silahı olan. Bir yerlerde bir eksiklik var. Temel olarak burada ailedir. O yüzden temelde ilk yapılması gereken şey, aile yapısının asla ve asla bozulmasına imkân vermemek.

OKUL SALDIRILARINDA HATA KİMDE?

İbrahim Ufuk Kaynak:
Bunun için de zaten aslında şöyle söyleyeyim; bu illa belirli siyasetlerle yapılacak bir şey değil. Bizim annelerimiz, babalarımız bir başkasının malına, yani harama el uzatmamayı öğretirdi. Hakkın olmayan bir şeyi istememeyi öğretirdi. İnsanların, kendi evladının dahi olsa kapısını vurmadan odasına girmemeyi öğretirdi. Yani bir başkasının malına tecavüzün karşılığının nasıl ödenebileceğinin, ne kadar kötü olduğunun; bunların hepsi bizim medeniyetimizdi. Yani dilimiz ve dinimizdi. Medeniyetin aslını oluşturan dindir; dini şekillendiren de dildir. İkisini beraber bizim harmanlayıp götürmemiz lazımdı. Şimdi bakıyorum, en acı olan tarafı şu: Dil konusunda çok zayıflar. Türkçeyi iyi bilmiyorlar. Çok basit, çok anlamsız kelimelerle konuşmaya çalışıyorlar. Bu da ister istemez davranışlara ve kültüre de yansıyor. Bir Amerikanvarilik, bir Batılıvarilik başladı ama bu yalnız bizim değil. Bir de şunu bilelim; dünyanın her tarafında aynı şekilde bu. Almanya'da, İngiltere'de, Fransa'da da oldu benzer olaylar. Ama dediğim gibi bizdeki en çok bizi acıtan şey, bizde nasıl olduğu ve aynı anda iki ayrı yerde üst üste olmasıdır.
Ersin Çelik:
Şimdi şiddet konulu konsept dizileri tartışıyoruz. Hemen olağan şüpheli olarak dizileri ilan ettik. Televizyonda şiddetin sınırı kalmadı zaten dizilerde. Çok absürt hikâyeler var. Aşk hikâyesi diye açıyorsun, izliyorsun ama inanılmaz bir şiddet var; herkes birbirinin canına kastediyor. Fakat şunu da biliyoruz ki bu dizileri çocuklar izlemiyor. Televizyonu yetişkinler izliyorlar; çocuklar çok az televizyon izliyorlar. İstatistiklere yansıyan çok net veriler var; zaten televizyonun genel ekran tüketimindeki oranı gittikçe düşüyor. Dizileri yetişkinler izliyorlar ama az bir rakamdan bahsetmiyoruz. Türkiye'de hâlihazırda 25 milyon ile 30 milyon arasında aktif televizyon izleyicisi var. Nüfusla da orantıladığımızda yetişkinler televizyon izliyorlar.

“DİZİLER YETİŞKİNLERİ OYALARKEN GENÇLER KAYBOLUYOR”

Ersin Çelik:
Çocuklar ne yapıyorlar? Anne babalar televizyon izlerken, dizi izlerken cep telefonlarının ya da tabletlerin, bilgisayarların ekranlarında kayboluyorlar ve onlar orada ne yapıyorlar, anne babalar bihaber. Diziler yetişkinleri oyalarken, şiddeti bu arada normalleştirirken, kanıksatırken; mahallede, semtte, okulda, ülkede, caddede, evde o ekrandaki şiddet normalleşirken çocuklar bir girdabın içerisinde kayboluyorlar. Kiminle arkadaşlık ediyor? Kimin fanı oluyor? Hangi müziği dinliyor? Hangi akıma kapılmış? Cehennemin bilmem kaçıncı katında nasıl bir ritüele şahitlik ediyor? Çünkü grupların adı onlar. O Discord'daki ve Telegram'daki grupları gördünüz; "Cehennemin 31. Katı" diye grupta Kahramanmaraş'taki okul saldırısından sonra videolar yayınlanıyordu. Orada 100 bin üyesi var bu arada o bahsettiğim grupların. Kahramanmaraş'taki okul saldırısını destekliyorlar. Şu anda önümüzde o kadar büyük bir sorun var ki; bir vahşeti, cinneti onaylayan, tasdik eden, normalleştiren çocuklar var ve bu çocuklar bizim çocuklarımızdır. Bizler dizileri izlerken çocukların nerede kaybolduğunu bilmiyoruz. Çocuklar evde, sokağa çıkmıyorlar diye bir teminatımız var ama o ekranda nerede? Ekrandan nereye gitti? Bu çocuk hangi dehlize girdi, bilmiyoruz. Sokaktaki kötü arkadaşı biliyordu anne babalar; şeklen, şemalen, evini, anne babasını biliyordu, öğüt veriyordu "yaklaşma" diye, gidip önlem alıyordu. Sosyal medyadaki kötü arkadaşı biliyor muyuz? Bilmiyoruz. O yüzden tehlike aslında biraz büyüklerden kaynaklı. Büyükler kafalarını ekrandan kaldırırsa, televizyondaki dizilerden şöyle bir dönüp evin içine bakarlarsa -sokağa bakmaya gerek yok, evin içine bakın, o odaya bakın- çocukların ne hâlde olduğunu göreceksiniz. Ben açıkça söylüyorum; şifreleri kırdırmanız gerekiyor. O bilgisayarların, tabletlerin şifrelerini kırdırmanız gerekiyor. Çocuğun özel hayatı olmaz, çocuğun mahremiyeti olmaz; kontrol edeceksiniz.
İbrahim Ufuk Kaynak:
Ve suçsuzluk algısı yayıyorlar. Özellikle sosyal medyadan bir şey yapıyor fakat ceza almıyor; yapıyor, öldürüyor, gidiyor.
Ersin Çelik:
Bir de o var. Bu çocuklar oyun oynuyorlar; oynadıkları oyunların hepsi insan öldürmek üzerine ya da bir canı almak üzerine. Orada öyle bir pratikten geçiyorlar ki tetiğe basıyor, öldürüyor. Kendisi oyunda bir hata yaparsa yeniden başlıyor; bir ceza yok. Ceza sadece level atlamamak ya da yeniden başa dönmek. Gerçek hayatta ise bunu bir şekilde pratiğe döktüğünde "Ne olmuş ki?" diye dönüyor. Bir de evinde silah olan insanlar var; ya ruhsatlı silah var ya beylik silahı var. Kamu görevlilerimiz var; polislerimiz, askerlerimiz var ya da öyle ya da böyle sebeplerle ruhsatsız silah olan evler var. Kahramanmaraş saldırısından sonra evinde silah olan herkes, eğer bir ergen çocuğu varsa potansiyel bir katliamın, cinayetin hazırlayıcısı olabilirler. Beş tane silah, yedi tane şarjörle gidip okul bastı çünkü. İbrahim Ufuk Kaynak: Üstelik de eğer yaklaşabiliyorsa, onlarla oynayabiliyorsa, elleyebiliyorsa en büyük tehlike.

“ANNE-BABALIK BU DÖNEMDE BÜTÜN ÇAĞLARDAN ZOR”

Ersin Çelik:
Aç YouTube'u şu anda; silahın cinsi, markası, ebatı, bütün atış tekniklerine kadar zaten yönlendirme videoları var. Çocuklar biliyorlar her şeyi, izliyorlar. Asıl cahil olan anne babalar; bir şeyden haberleri yok. Hem çocukların bilmemesi gereken onca şeyi bildiklerinden haberleri yok hem de o dünyadan çok uzaklar. O yüzden evde silah varsa, zaten gördünüz bu "sosyal bulaşıcılık" nasıl bir belaymış; bizim de sorumlu hareket etmemiz gerekiyor. Mesela bu konuyu tartışmak bile aslında bir problem ya da bu meseleler üzerine üretilen haberler bile bir problem; çünkü çocuklar bunları görüyorlar ve bu bir kelebek etkisine dönüşüyor. Anne babalık bu dönemde, bu devirde, bu çağda bütün çağlardan çok daha zor. Bu çağda çocuk olmak, her an saldırı altında bir insan olmak demek. Enformasyon her yerden geliyor, bilgi her yerden geliyor; seni caydırıcı, çeldirici bir sürü faktör var ama anne baba olmak çok daha zor. Ruhsat isteyen bir şey.
İbrahim Ufuk Kaynak:
Bir konuyu da peşine ekleyeyim; vicdan en önemli şeydi. Bizim çocukluğumuzda biz bir vicdan sahibiydik. Büyüklerimiz bize mahalledeki birisinin bir eksiğiyle alay edilmemesi gerektiğini gerekse kızarak söylerlerdi. Şimdi "benim çocuğum haklıdır" düşüncesi aslında son derece vicdansız bir çocuk yetiştirmeye sebep oldu.
Ersin Çelik:
"Üstün evlat", "onun çocuğu özel"; herkesin böyle bir bakış açısı var. Öğretmen otoritesi kalmadı. Anne baba zaten ekran bağımlısı olmuş, çocukla ilgilenmiyor. Bir de gidip çocukla ilgilenmesi gereken insanlara da müsaade etmiyor. Sonra da "Benim çocuk kime çekti, bu çocuk nasıl böyle oldu, bu benim evladım olamaz" deniliyor. Niye? Çünkü sen evladının dünyasına girmedin, artık kendi dünyana da sokmadın; çocuk başka bir denklemde yaşadı.
İbrahim Ufuk Kaynak:
25 yıl evvel Avustralya'da Melbourne'da bir Türk koleji. Ben oraya müdür oldum. Dedim ki: "Bu ülkenin en iyi okulları hangisi?" Bir tane Katolik okulu çıktı, gramer okulu; bir tane de Yahudi okulu çıktı. İkisine de gittim, müdürleriyle görüştüm; nasıl idare ediyorlardı, çocukları nasıl yetiştiriyorlardı? Yahudi okulundaki olayla ilgili bana bir liste verdi; "Bu kâğıdı bütün öğrencilerimize veriyoruz, altını kabul edip imza atarlarsa değerlendirmeye alıyoruz" dedi. Zaten çok başvuru olduğu için 10-15 kişiden ancak bir kişiye sıra gelebiliyor; üstelik de çok paralı okullar. Maddelerden bir tanesini söyleyeyim: Avustralya'da normalde çocuklara vurmak yasaktır, devletin kuralı böyle. Yahudi okulunda bunun istisnası vardır. Çocuk bir başkasının canını yaktığında, kavga ettiğinde yaptığı karşılığını verecek kadar bir ceza veriyorlar; yani yüzüne bir tokat vurabiliyorlar. İnsanlara çok uç bir örnek gibi gelebilir ama ailenin, kendi çocuğunun gerekirse böyle terbiye edileceğini bilmesini istiyorlar.
Ersin Çelik:
"Eti senin kemiği benim." Biz öyle verilmedik mi okullara?
İbrahim Ufuk Kaynak:
Ama biz normal olduk. Hiç kimseye saldırmaya kalkmadık, hiç kimsenin hakkını yiyelim diye uğraşmadık.
Ersin Çelik:
Annemin ellerinden öpüyorum; beni Kur'an kursuna, camiye verirken bu cümleyi kurdu gözlerimin içine bakarak: "Eti senin, kemiği bizim hocam."
İbrahim Ufuk Kaynak:
İşte karşımızda da vicdanlı insanlar vardı, onlar da ne yapılması gerektiğini biliyordu. Şimdi denge öylesine bozuldu ki; 1911 Hollywood'un kurulmasıyla döner dolaşır olay oraya gelir. Bütün bu medya, televizyonlar ve daha sonra sosyal medya vasıtasıyla aynı görüşleri savunur oldu ve vicdansızlık öne geçti: Şikâyet ve vicdansızlık.
Ersin Çelik:
Bir an önce toparlanmamız ve dayanışma hâlinde olmamız gerekiyor. Komşuluk ve arkadaşlık ilişkilerimizi daha da artırmamız lazım; bu hem acıyı paylaşmak hem de güçlü görünmek için. Bir taraftan da Amerika'yla İsrail. Bir şey netleşti; İsrail hiçbir şekilde bir ateşkes, savaşın sona ermesi ya da bir barış anlaşmasına yanaşmıyor. Sadece oyalıyorlar.

İSRAİL ATEŞKESE NEDEN YANAŞMIYOR?

Ersin Çelik:
İran aslında müzakere masasına oturuyor ama bir anda bakıyoruz Trump başka bir şey söylüyor. Bunu net bir şekilde istemeyen tarafın İsrail olduğunu gördük. Şunu bir kere daha çizelim: İsrail'le anlaşma yapılmaz, uzlaşılmaz, asla güvenilmez.
İbrahim Ufuk Kaynak:
Anlaşmayı yaptığı gün bombalamaya devam ediyor ve inanılmaz bir şekilde bütün dünya yokmuş gibi davranıyor. Hani ceza alamaması var ya; biraz önce çocuklar için konuştuğumuz şey. Tipik Yahudi davranışı. Karşıdaki nasıl olsa bize hesap soramaz diyor, çünkü arkasına dünyanın en büyük dayısını aldı.
Ersin Çelik:
Tam olarak onu söylüyor.

“BARIŞ İLİŞKİSİ KURABİLEN TEK ÜLKEYİZ”

İbrahim Ufuk Kaynak:
O yüzden bizim bütün bunlara karşılık... Biliyor musunuz, şu kadar ülke içerisinde bütün güçlerle dengeli bir barış ilişkisi kurabilen tek ülke biz kaldık. Pakistan'ın da son İran olayındaki çabasıyla beraber o da potaya girdi. Pakistan, Mısır, Suudi Arabistan, Türkiye. Yeni bir paktın oluşma zorunluluğundan her zaman bahsediyoruz; en az 35 ülke olmalı diye. Bu onun ilk nüvesi olacaktır. Vicdan sahiplerinin bu işe el atması lazım ve bu da bize düştü. Antalya Diplomasi Forumu'nda da biz bunu yaşadık.
Ersin Çelik:
Akdeniz'in kıyısında çok önemli meseleler konuşuldu. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan bilinen bir meseleyi siyasi ve diplomatik bir dille alenileştirdi; artık bunu sokaktaki herkes net bir şekilde anlamalı. Ne dedi Hakan Fidan? Cümlesi çok kısaydı: "İsrail düşmansız yaşayamaz. Yeni düşmanı Türkiye." Bunu artık kabul etmemiz, buna göre yaşamamız, bilmemiz ve hazırlanmamız gerekiyor.

“İSRAİL ABD’DEN 4 MİLYAR DOLARLIK SİLAH YARDIMI ALIYOR”

İbrahim Ufuk Kaynak:
"Bize kim saldıracak?" diyenlere sakın ha demeyin. Dışişleri Bakanı'nın ağzından çıkan bu kelime kendi başına çıkmış değil. İsrail'in eski başbakanlarının yaptığı açıklamalardan tutun, sokaklarda konuşulanlara kadar her şey medyaya yansıyor. Medya vasıtasıyla algı operasyonu yapıyorlar; basın ve sosyal medya ellerinde güçlü. Uluslararası toplantılar genelde bir üstünlük yarışı içerisindedir ancak Antalya'daki diplomasi forumu bunun dışındaydı. Hem Cumhurbaşkanımızın hem Dışişleri Bakanımızın konuşmaları vicdanlı bir sesti ve herkesin yüzüne yansıdı. İsrail konusunda betimlemesi son derece net. Ben bunun maddelerini de çıkardım; stratejiyi nasıl geliştiriyorlar? İlk önce bir "düşman ilan etme" stratejisi sokakta başlıyor ve devlet siyaseti hâline geliyor. Daha sonra bunu Amerika'daki Yahudi lobisi vasıtasıyla Amerikan Kongresi'ne taşıyorlar. Yahudi lobisinin görevi Kongre’yi zorlayıp İsrail'e destek sağlamaktır. Amerika'nın her yıl 4 milyar dolarlık askeri bağışı var ama bu bombalara yetişmez; o yüzden kongrenin kafalanması lazım. Silah şirketleri ve Kongre arasında dönen bir çark var. Mühimmat sağlayan bu şirketler Kongre’den gelecek parayla üretimi yapıp İsrail'e gönderiyor. Çarkın devam etmesi için yenilerinin yapılması lazım. Onun için Kongreden tekrar para çıkartılıyor. Çıkan para üzerinden tekrar bu şirketlere aktarılıyor. Bu bir döngü. Biz şimdi bunu takip edersek o zaman olayın içerisinde terör örgütleri falan da dâhildir; yani vekalet örgütleri vardır. Vekalet örgütleri de dâhildir. Biz ne dedik? Hiçbir örgüt, hiçbir terör örgütü; Amerikan parası, Amerikan yardımı ve Amerikan silahı olmadan asla bir şey yapamaz. İki günde biter. Dünyanın herhangi neresinde olursa olsun hiç fark etmez. O yüzden İsrail'in kendi geliştirmiş olduğu bir stratejisi var. Bu strateji sokakta başlıyor ama bir anda devletin siyaseti hâline geliyor. Son derece saldırgan, insanları tiksindirmeye itecek derecede ama bütün buna rağmen yapıyorlar.
Ersin Çelik:
Yani aslında şunu yapıyor; diyor ki: "Ben İran'a saldırıyorum. Sen de ne gerekiyorsa onu yapacaksın."
İbrahim Ufuk Kaynak:
İşte ilk defa bak, bu hep o zamana kadar böyleydi. Mesela "Irak'a niye saldırdık?" diye soruyorlar. Şimdi kendilerini Kongre’ye çağırıyor. Diyor ki: "Niye saldırdık?" "Bilmiyorum." diyor. "Sormadınız mı bu emir verenlere?" diyor; "Onlar da bilmiyordular." diyor. Yani o zaman kim biliyordu? Demek ki yine bilen birileri vardı, birileri istedi. Niye? Çünkü bu dediğim silah çarkının dönmesi lazım. Bu silah çarkı bu zamana kadar şu anda İran için dönüyorsa bu olayın bitmeyeceğine kanıttır. Çünkü İsrail için nihayet değildir bunların hepsi; belirli konularda bir zirveye kadar çıkarır. İran harbi bir zirve noktasıydı, oraya kadar çıktı ama nihayete ermedi, sona gelmedi.

İSRAİL İŞGAL POLİTİKASINI NASIL İZLİYOR?

Ersin Çelik:
Sona gelebilmesi için ne yapıyor? Filistin topraklarını işgal ediyor. İşgalin de kendi içerisinde bir mekanizması var. Batı medyasının "yerleşimci" dediği sivil işgalciler gidiyor; önce mahalleleri taciz ediyorlar, insanların evlerini basıyorlar, dışarı atıyorlar. Sonra oraya gidip bir konteyner kuruyorlar. Sonra İsrail askerleri geliyor; güya o sivilleri koruyacağız diye mahalleyi temizliyorlar. Sonra orası bir İsrail yerleşim yerine dönüşüyor ve bunlara da yerleşimciler deniliyor. Şimdi Filistin toprakları bitmeye başladı. Batı Şeria'nın çok büyük bir kısmını işgal ettiler. Güvenlik nedeniyle Lübnan'ı işgal etmeye başladı. Suriye'deki işgal edilmiş topraklarını genişletmeye başladı. Böyle böyle her kendisine toprak kattıkça, işgal ettikçe güvenlik kaygısıyla daha bir ileriye gidecek. İran'da şimdi bir savaş var. Şöyle düşünelim; diyelim ki İran'ı işgal ettiler ya da aslında bir savaş başlattılar; bu, "Adım adım sana geliyor." demektir. Bu kadar basit.
İbrahim Ufuk Kaynak:
Bunun farkında olan milletimiz aslında; özellikle gençlere bunu anlatmamız lazım. "Yarın tekrar güneş doğacak, biz yine şu işleri yapmaya koşacağız." diye bir dünya yok bundan sonra. Her şey çok hızlı değişiyor. Civarımızdaki kaç tane ülke bir gün önce dünyanın en refah ülkesi olarak girerken şimdi korku ülkesi hâline geldi. Bunlardan kurtarıcı olan tek şey güvenliktir diye beş yıldır bütün programlarımızda söylüyoruz. Güvenlik, devletin birinci öncelikli görevidir; ekonomi değildir. Önce can güvenliğidir; kendi insanının, kendi milletinin can güvenliğini sağlamaktır. O yüzden Türkiye'yi anlamaları gerekiyordu. Gençlerimizin de özellikle 300 yıldan sonra ilk defa kendi ülkelerine, kendini savunması için silah üretmeye çalışan bir insana saygı duymayı öğrenmek zorundalar. Çünkü bu çok değerli; kendi yaşamları ve ülkelerinin yaşamına devam etmesi açısından da çok önemli. Bizim karşımızdaki ülkeler silah satın alıyorlar, biz kendimiz üretiyoruz. Satın aldığın şey birkaç atımdan sonra biter ama kendin üretmeye başladığın anda durum bütünüyle değişmiştir. Türkiye böyle bir yola geldi. Aksi hâlde bu adamların temel stratejileri var ve bunları tek tek uyguluyorlar. Bunlardan birinci madde; düşmanın belirlenmesi. İlk önce bir düşman belirliyorlar kendilerine. İlk baştan hatırlayalım olayı; ilk önce Mısır'dı, Lübnan'dı. İsrail Tunus'a da bombalama yaptı, Fas'a da bombalama yaptı. İsrail çok fazla ülkeye saldırdı. Bu zamana kadar anlamak istemeyen, kafasını kuma gömmüş olan tiplerin hepsine özellikle söylemek istiyoruz; İsrail çok ayrı bir şey. Önce düşman diye belirliyor. Sayın Dışişleri Bakanımızın söylediği de oydu; "Yeni düşmansız yaşayamıyor." Yeni bir düşman belirlemek zorunda çünkü İsrail'in "dur" ve "durak" diye bir kelimesi yok. Zaten devletler genelde durdu mu çökerler. Gelelim ikinci maddeye; düşmanı belirledik ama bir de düşmanlık hikâyesi yazılması lazım. Buna öyle bir hikâye yapacaksın ki; mesela "Irak kitle imha silahları yapıyordu." diyeceksin ve buna inandıracaksın. Bunu Türkiye'nin içerisindeki yazarlar da kabul etti, tekrar etmeye başladı. Dünyanın bütün gazeteleri, basın kuruluşları "Saddam Hüseyin kitle imha silahı yapıyor." diye yazdı. Daha sonra aynısını Libya'da yaptılar. Kaddafi için esasında suç şuydu: Kendi kaynaklarını onlara yedirmiyor. Şimdi aynı devreden İran geçiyor; kendi kaynaklarını yedirmiyor. Şöyle düşünelim; Türkiye'nin bütün yeraltı ve maden kaynaklarını toplarsak, şu anki ispat edilmiş oranlara göre 3,5 trilyon dolarlık bir varlıktan söz ediyoruz. Bu, İran'da 35 trilyon dolar; yani bizim yaklaşık on katımız. O yüzden o devletin güçsüz olması, kaynakların ellerinden alınması lazım. Hikâye böyle yazılır. Peki, bize hikâye yazmaya kalkarlarsa nasıl bir hikâye yazarlar? Türkiye'ye neyi ileri sürüp de diyebilirler?
Ersin Çelik:
İçeriden yazmaya kalkarlar.
İbrahim Ufuk Kaynak:
İçeriden destek alacaklar ama dışarıdan da kendileri bir şey yapacaklar. Ben ne görüyorum biliyor musunuz? Büyük ihtimalle bu hikâyeyi NATO üzerinden yazacaklar. Yalnızca NATO-Türkiye ilişkisi değil; NATO'nun kendi içerisinde zaten bu, Amerika ve Trump tarafından sürekli dile getiriliyor.
Ersin Çelik:
Yani bu üç aydır konuşulan meseleler bir zemin aslında. NATO'yu dağıtırlarsa aslında Türkiye'den Amerika'yı, müttefik olmaktan çıkarmak için NATO'yu dağıtacaklar.

“TÜRKİYE’DE 1,5 AY İÇERİSİNDE PROVOKASYON YAPABİLİRLER”

İbrahim Ufuk Kaynak:
Ne zaman olur? NATO toplantısı 6-7 Haziran'da Türkiye'de yapılacak; şunun şurasında 1,5 ayımız kaldı. Demek ki o zamana kadar bir şekilde bir provokasyon yapabilirler. Nerede yapar? Tahminimi söyleyeyim; Suriye'de yapar. Böylece bir diplomatik kriz oluşturur ve NATO-Türkiye ilişkileri bağlamında başlayıp birdenbire NATO'nun bütünlüğünü sorgulayan devletlerin birbirinden ayrılması sonucunu getirecek yeni bir yola girilir.
Ersin Çelik:
Yani bir yıl önce böyle bir şey söyleseydiniz çok afaki bir yorum olarak görülürdü ama hiçbir diplomatik teamülün kalmadığı, kuralların ve hukukun ayaklar altında olduğu şu birkaç ayda ben bunu mümkün görüyorum.
İbrahim Ufuk Kaynak:
Beş seneden beri hep aynı şeyleri söylüyorum; bunun kuralı yok. Ekonomide de yok, medeniyette de yok, askeriyede de yok. Bambaşka bir dünyaya geçtiler. Şimdi üçüncüsü; ambargolar, tarifler, vergiler. Hedef olan ülke ve düşman belirlendi, hikâyesi yazıldı; şimdi o ülkenin zayıflatılması lazım. İstedikleri seviyeye gelene, terbiye edilene kadar dövmeleri lazım. Temel amaç halkın şikâyetini artırmaktır. Bunun için ülkenin krizden çıkmaması için her şeyi yapıyorlar. Esas sebep bu.
Ersin Çelik:
İçeriği de karıştırdınız mı, bu sefer içerideki siyasi zemini de inşa etmiş oluyorsunuz.
İbrahim Ufuk Kaynak:
Kesinlikle. İçeride zaten kendilerini sürekli takip eden, orada olanları birkaç gün içerisinde. Ben yeni bir master projesini bitirdim, Hacı Bayram Veli Üniversitesinden aldım; şimdi onu kitap hâlinde bastıracağım. Yaptığım araştırma söylem analiziydi. 2009'dan 2025'in sonuna kadar Türkiye'ye ve özellikle Erdoğan'a aleyhinde nelere saldırdılar? Yurt dışında hangi kurumlar, dergiler, basın kuruluşları... Hepsini almadım, ana unsurları alarak yaptım. Bu söylem analizinde varmak istediğim nokta şuydu: Bunların iç politikadaki karşılığı ne? Bu, dıştaki adamların bir söylemiydi; Türkiye karşıtlığı ve özellikle Erdoğan. Sayın Cumhurbaşkanımıza bakın; şu anda burada kapak olacak bir cümle olsun: Eskiden, yani 2023 seçimleri öncesini hatırlayın; dünya işi gücü bırakmıştı, Türkiye'de Cumhurbaşkanımız kazanmasın diye bir faaliyet içerisindeydi. Yönetimi elinde bulunduran güçlerden söz ediyorum; bütün Batı böyleydi. Sessiz kalanlar vardı, bir de her hâlükârda gitsin diye delircesine çalışanlar vardı. Dünyada hiçbir ülkenin seçimiyle bu kadar yakından ilgilenmediler.
Ersin Çelik:
İran bile Erdoğan gitsin diye diplomasi yaptı.

“ERDOĞAN ALEYHİNE İKİ GRUP KALDI”

İbrahim Ufuk Kaynak:
Kesinlikle. Herkes bir şekilde Erdoğan gitsin istedi. Şu anki durumu söyleyeyim; dünyada Cumhurbaşkanımız aleyhine iki grup kaldı: Bir tanesi İsrail, diğeri de CHP ve yandaşları. Avrupa'daki duruma bir bakın; Avrupa devletleri işi gücü bıraktı. Yakında Almanya bizden üst düzey insansız sistemler almak için gelecek. Bizim içerimizde, özellikle gençler tarafından anlaşılması için söylüyorum; tam bir patlama dönemi bu. Bu dönem içerisinde yapılabilecek her şey bu ülke için çok değerli. Kritik bir dönemdeyiz ve liderlik bu konuda birinci sırada. Yapılan bütün diplomatik görüşmelerde her şey bir üstün liderliğin belirtisini gösteriyor. Sayın Cumhurbaşkanımızın ve Sayın Dışişleri Bakanı'nın konuşması inanılmaz etkiliydi. Herkes bunu görüyor. Şüphede bir türlü ikna edemediği iki grup kaldı: Bir tanesi terör devleti -artık devlet kelimesi yanlış oluyor böyle bir vahşet yumağına-, diğeri de bizim içerimizdeki muhalefet. Niye? Söylem analizinde hepsi uyuşuyor. Dışarıdaki ne söylüyorsa aynısı söyleniyor. Birebir emin olun; arada sadece bir iki gün oynuyor.

Şimdi bir diğeri; ambargoları, tarifleri yaptı, ülkeyi de zayıflattı. Bu bizim üçüncü maddemizdi. Dördüncü madde: Bir ittifak kuşağı oluşturacak kime karşı? Türkiye'ye karşı. Kim yapacak bunu? Düşman belirleyen İsrail yapacak. İsrail bu işi yaptı mı? Evet. Hindistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi ile bir anlaşma yaptı. Kendisine bir yol, ticaret ve enerji projesi yaptı. Türkiye'yi dışarıda bırakan bir ittifak kurdu. Yetmedi, bunu askerî sanayiye dönüştürdü; Kıbrıs'ın Rum Kesimi'ne silahlarını yığdı. Amerika zaten adaları silahlandırmıştı. Beşinci madde: Vekalet savaşını onlar adına yürütecek katil örgütler.

Ersin Çelik:
Uzun zamandır vardı; şu anda hâlâ hazırlar, hücre yapılanmalarını devreye sokuyorlar. İki hafta önce Beşiktaş'taki saldırı gibi. IŞİD mi var dünyada? Hedefi kendileri yapıyormuş gibi gösteriyorlar.
İbrahim Ufuk Kaynak:
Beşinci maddeyi bitirdik, iki madde kaldı geriye. Altıncı madde: Koruma zırhının delinmesi. İran'ın koruma zırhını nükleer ile deldiler; "Sizin nükleer sahibi olmanıza izin vermeyeceğiz." dediler. Bütün dünya artık şunu tartışır oldu; İran'ın zenginliklerini ele geçirmek isteyen pervasız tutumu kimse konuşmuyor, herkes nükleere odaklandı. Peki, böyle bir şeyi Türkiye'ye yapmaya kalkarlarsa neyi kullanırlar? Yine NATO'yu kullanacaklar. Trump zaten bunun zeminini hazırladı. İkincisi, Avrupa Birliği Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen çok ilginç bir şey söylüyor; "Avrupa devletlerinin derhal veto yetkisini kaldırmamız lazım; bir devlet veto ediyor, karar alamıyoruz." diyor.
Ersin Çelik:
Avrupa'yı da buradan pasifize ediyorlar.
İbrahim Ufuk Kaynak:
Bu, yarın öbür gün NATO hakkında karar verilmeye kalkıldığında benzer şeylerin uygulanmasına yol açar.
Ersin Çelik:
Burada Rusya faktörünü nasıl değerlendireceğiz?
İbrahim Ufuk Kaynak:
Rusya olayları şu anda olduğu gibi seyretmedi. "Bu işten en kârlı ben çıkacağım." diye bakıyor ama Türkiye, Pakistan, Mısır, Suudi Arabistan gibi bir oluşum olursa Rusya oraya yaklaşacaktır.
Ersin Çelik:
Zaten Rusya'nın BRICS üzerinden bir arayışı vardı.
İbrahim Ufuk Kaynak:
Çünkü Rusya'nın kolunu kanadını Ukrayna ile kırdılar; üstelik ikisi de Ortodoks olan bir Slav içi çatışmayla aynı medeniyetin içerisini sömürüyorlar. Bunun farkına vardılar bence. Bu altıncı maddeydi. Son maddede ne olur?
Ersin Çelik:
Artık savaş. Her şey hazır.
İbrahim Ufuk Kaynak:
Savaş başlayınca ülkeler bütün ekonomik, siyasi, diplomatik ve kültürel güçlerini kazanmak için piyasaya sürerler. Bunun adı topyekûndur ve askerî alan açılır. Dünyanın belirleyicisi güç ve askerî kuvvet olur. Türkiye'de Silahlı Kuvvetleri güçlendirmeye çalışan kim diye bakıp karar vermek zorunda herkes. Bir sonraki aşamada Türkiye'nin karşılaşacağı şeyi önceden planlayıp kimin bizi güvende tutmayı becerdiğine bakmalıyız. Çünkü bölgedeki tek güvenli ülke Türkiye.
Ersin Çelik:
O yüzden toplumsal feraset gerekiyor.
İbrahim Ufuk Kaynak:
Türkiye'nin ihtiyacı olan şey nedir biliyor musunuz? O söylem analizinde İsrail ile özdeşleşen cümleleri kullanan muhalefet. Bazen canımı sıkıyor, söylüyorum; Özgür Özel Bey hâlâ "Biz Jön Türkleriz" diyor. Biz o zaman söylemiştik; İngiliz elçisinin atlarını kendi sırtında çeken adamlardan bu ülkeye fayda gelmez. Amerika Birleşik Devletleri'nde içki yasaklandıktan sonra mafyalar arttı. 1920-24 arasında bütün mafyalar bir çatı altında birleşti ve adına "Young Turks" dediler. Ross Stewart'ın "The Young Turks" diye şarkısı vardır. En son 1996'da Güney Kore'de bir grup çıktı, onun adı da Young Turks'tü. İngiltere'ye ilk gittiğimde duvarlarda "Young Turks" yazıyordu, Türkle alakalı sanıyordum; meğer olayın ayrı bir derinliği varmış. Şimdi bu söylem analizindeki isimlerin hepsi içeride hiçbir şeyden haberi olmayan ya da bilerek yapan, Türkiye'de yapılan hiçbir şeyi beğenmeyen kişiler. Hâlâ utanmadan "balıklar ürküyor" diyorlar. Biz canımızı korumak için füze teknolojisi geliştirelim diyoruz; inanılacak gibi değil, hâlâ bu adama oy verenler var. Benim aklım almıyor. Akıl alır bir şey değil; nasıl göremiyorlar? Gözünün önünde, ispatlı var olan bir şey. Adam "Bize kim saldıracak?" diyor; dünyanın etrafında herkese saldıran bir manyak var, görmüyor.
Ersin Çelik:
Veyahut da görmez. Siz ne dediniz? Aynı cephede siyaset yapıyorlar.

“TÜRKİYE DÜNYANIN VAZGEÇİLMEZİ”

İbrahim Ufuk Kaynak:
Türkiye 21. yüzyılın parlayan yıldızı olmak zorunda; aksi hâlde dünyaya huzur yok. Türkiye yoksa dünya dönmesin, gerek yok; biz denge unsuruyuz. Bunu artık dünyanın bilen bütün ülkeleri söylüyor; Rusya, Çin, Amerika ve Avrupa devletleri Türkiye'nin vazgeçilmezliği hakkında konuşuyorlar. Ama bize en yakın, Ertuğrul Bey, dört sene önceki bir programda demiştim; Türkiye'ye Latin Amerika'dan inanılmaz bir destek vardır. Şu anda o zirveye ulaşmış durumda; Sanchez'in İspanya'daki açıklamasıyla beraber bütün Güney Amerika ve Latin Amerika gözünü Türkiye'deki lidere çevirdi. Guatemala "bizim her şeyimiz" diye açıklama yaptı. Honduras, Nikaragua. Biz çok değerliyiz. Kendi hazineleri üzerinde oturmuş bir dilenci olmaktan vazgeçmek zorundayız. Türk artık ayağa kalkacak ve dünyanın vicdanı, insanlığın sesi olacak.





#Hafıza Büyük Resim
#Ersin Çelik
#İbrahim Ufuk Kaynak
#Amerika
#İran
#İsrail
#CHP