
21-27 Mayıs Türk Mutfağı Haftası, “Bir Sofrada Miras” temasıyla başladı. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından Gaziantep’te düzenlenen “Türkiye’nin Gastrodiplomasi Modeli: Sofra ve Miras” programında Türk mutfağının kültürel mirası, sürdürülebilirlik anlayışı ve uluslararası tanıtım vizyonu ele alındı.
21-27 Mayıs Türk Mutfağı Haftası, bu yıl “Bir Sofrada Miras” temasıyla kutlanıyor. Hafta kapsamında Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından Gaziantep’te “Türkiye’nin Gastrodiplomasi Modeli: Sofra ve Miras” programı düzenlendi. Programın açılışı, Panorama 25 Aralık Gaziantep Savunması Kahramanlık Panoraması ve Müzesi’nde gerçekleştirildi.

Açılışta konuşan Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Feray Yılmaz, UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı’nda gastronomi alanında yer alan Gaziantep’in mutfak kültürünü gelecek nesillere aktarmak için önemli çalışmalar yürüttüklerini söyledi. Yılmaz, Gaziantep’i yalnızca sanayi ve üretim şehri olarak değil; kültürün, gastronominin ve sanatın da güçlü merkezlerinden biri olarak konumlandırmak istediklerini belirtti.
Gaziantep Valisi Kemal Çeber de programda şehrin gastronomi alanındaki köklü mirasına dikkat çekti. Gaziantep’te yemek kültürünün yalnızca sofrada değil, gündelik dilde, deyimlerde ve şehir hafızasında da yaşadığını ifade eden Çeber, “Antep’in içi kahkenin üçü”, “Doymak yalandır; ya malzeme biter ya insan yemekten yorulur” ve “İyi aş heder olacağına kötü karın yırtılsın” sözleriyle kentin mutfakla kurduğu güçlü bağı anlattı. Çeber, konuşmasını “Dünya eğer bir ev olsaydı, o evin mutfağı Gaziantep olurdu” sözleriyle tamamladı.

Programa Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan da video mesaj gönderdi. Erdoğan, Türk mutfağının yalnızca yemeklerden ibaret olmadığını; paylaşma, misafirperverlik, imece kültürü ve medeniyet değerlerini taşıyan güçlü bir miras olduğunu vurguladı. Türk mutfağını “bir medeniyet okulu” olarak tanımlayan Erdoğan, bu mirasın atıksız, israfsız ve sürdürülebilir üretim anlayışıyla günümüz dünyasına önemli çözümler sunduğunu ifade etti.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr. Burhanettin Duran da programa video mesajla katıldı. Türk toplumunda sofranın yalnızca yemek yenilen bir alan olmadığını belirten Duran, “Bizler sofraya sadece yemek yemek için oturmayız. Aynı zamanda gönlümüzü ve ruhumuzu doyurmak için de otururuz” dedi. Duran, Türk mutfağının uluslararası görünürlüğünü artıracak sürdürülebilir bir gastrodiplomasi modelinin kamu, yerel yönetimler, özel sektör, akademi ve medya iş birliğiyle güçleneceğini kaydetti.

Açılış konuşmalarının ardından “Gaziantep’te Gastrodiplomasi: Sofra ve Miras” başlıklı panel düzenlendi. Panelde akademisyenler, gastronomi yazarları, şefler ve usta isimler Gaziantep mutfağının kültürel mirasını, uluslararası tanıtım gücünü ve gastrodiplomasi vizyonunu değerlendirdi. Program boyunca düzenlenen panel, çalıştay, mutfak atölyeleri ve tadım etkinliklerinde katılımcılar Gaziantep’in farklı lezzetlerini deneyimleme fırsatı buldu.
Programın dikkat çeken anlatılarından biri dördüncü kuşak baklava ve kebap ustası Burhan Çağdaş’tan geldi. Çağdaş, iyi baklavanın nasıl anlaşılacağını Gaziantep’te anlatılan eski bir hikâyeyle aktardı. Rivayete göre, yıllar önce şehrin en meşhur iki baklava ustası dünür olmaya karar verir. Kız isteme günü sofraya baklava gelir. Dönüş yolunda oğlanın babası olan usta, çocuklarına “Baklavanın bir kusuru vardı. Bilene bir altın vereceğim” der. Çocuklar şerbetinden hamuruna kadar birçok tahmin yürütür ama hiçbirini bilemez.

Usta sonunda baklavanın sırrını şöyle açıklar: “Gerçek baklavayı ağzınıza alıp ısırdığınızda ‘hış’ diye bir ses duymanız gerekir. Onların baklavasında ise ‘mıcık’ sesi vardı.” Çağdaş, bu hikâyeyle iyi baklavanın sırrının yalnızca malzemede değil; hamurun inceliği, yağın niteliği, pişirme derecesi ve ustalığın birleşiminde saklı olduğunu anlattı.







