
2017’de başlatılan Katar ablukasının, aslında İsrail ekseninde planlanan bir yönetim değişikliği ve zorla normalleşme operasyonu olduğu Epstein belgeleriyle açığa çıktı. İsrail ile normalleşmeyi reddeden Katar Emiri’ni devirmeyi hedefleyen bu planın Türkiye'nin devreye girmesiyle sonuçsuz kaldığı belgelerle ortaya kondu. Gerçek Hayat dergisi Aralık 2017'de yaşananları detayıyla yazmıştı.
2017 Haziran’ında Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn ve Mısır’ın, Katar’a yönelik başlattığı abluka, kamuoyuna “terörizmin finansmanı” ve "Müslüman Kardeşlere destek" gerekçesiyle sunulmuştu. Ancak ortaya çıkan Jeffrey Epstein’e ait belgeler ve e-posta dokümanları krizin arka planında çok daha kapsamlı bir jeopolitik planın bulunduğunu ortaya koyuyor. Buna göre 2017'de dört Körfez ülkesinin Katar'a yönelik ablukasında gerçek hedef, İsrail'in bölgesel hakimiyetinin sağlanmasında engel olarak duran Katar'ı devre dışı bırakmak ve 2020'de imzalanacak Abraham Anlaşmaları'na giden yolu açmaktı. İsrail gizli servisi Mossad adına çalıştığı belirtilen Epstein'in belgelerinde yer alan e-posta trafiğine göre, Katar’a yönelik abluka yalnızca bir baskı aracı değil, doğrudan bir yönetim değişikliğini amaçlıyordu. Amaç, Katar’ı İsrail ile normalleşmeye zorlamak, Doha’nın İran ve Türkiye ile kurduğu ilişkileri kesmekti.
GİDİP DANS ETSİNLER
ABD Adalet Bakanlığı tarafından kamuoyuna açılan belgelere göre Jeffrey Epstein’in, 9 Temmuz tarihli bir e-postayla Katarlı bir iş insanına gönderdiği bir mesajda, Katar’ın “İsrail’i tanıması” ve ABD Başkanı nezdinde iyi bir imaj oluşturmak için “İsrail’de dans edip şarkı söylemesi” yönünde tavsiyelerde bulunması, baskının hangi yönde yoğunlaştığını gözler önüne serdi. Aynı yazışmalarda, Katar’a yöneltilen “terör destekçisi” suçlamalarının pazarlık aracı olarak kullanıldığı da görülüyor.
TÜRKLER ARTIK İÇERİDE
Epstein yine Haziran 2017'de dönemin Kuveytli eski bakan Enes el-Raşid’e gönderdiği e-postada, “Türkler içerideyken askeri seçeneğin artık mümkün olmadığı” ifadesinin yer alması, abluka ile Doha'da uygulanmak istenen planı engelleyen faktörü de ortaya koyduğu görüldü. Epstein mesajının devamında "Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın Yemen savaşını kazanamayacağı, bu nedenle müzakerenin uygun bir zaman olduğu" yorumunda da bulunuyor.
UTEYBE'NİN E-POSTALARI
Epstein belgeleriyle yayınlanan e-postaların, Haziran 2017'de BAE'nin Washington Büyükelçisi Yusuf El-Uteybe'nin sızdırılan e-postalarıyla paralellik taşıdığı da görülüyor. O dönem sızdırılan e-postalar, BAE’nin Washington Büyükelçisi Yusuf el-Uteybe’nin, İsrail lobisine yakın isimler Elliott Abrams ve Dennis Ross ile mesajlaşmalarında Katar’a karşı güç kullanımı ve rejim değişikliği dahil çeşitli senaryoların masada olduğunu ortaya koyuyordu. Uteybe'nin sızdırılan e-postalarında Katar’ın İsrail karşıtı BDS hareketine verdiği destekten dolayı “cezalandırılması” gerektiği açıkça ifade ediliyor. Abrams’ın “Katar’ı fethetmek herkesin sorununu çözer” ifadesine el-Uteybe'nin “kolay bir iş” yanıtını vermesi dikkat çekiyordu. Belgelerden çıkan tabloya göre, 2017 ablukası İsrail ile normalleşmeyi merkeze alan yeni bölgesel düzenin Katar’a zorla kabul ettirilmesi girişimiydi. Ancak hesaplar tutmadı. Türkiye sahaya indi, Katar ablukanın ekonomik ve siyasi maliyetlerine rağmen geri adım atmadı. Üç yıl sonra abluka başarısızlıkla sonuçlandı.

GERÇEK HAYAT 2017'DE YAZDI
Gerçek Hayat dergisi Aralık 2017'de Mehmet Acet imzasıyla yayınladığı, "Katar'a Darbeyi Türkiye Önledi" başlıklı haberinde Türkiye'nin oynadığı kritik rolü ortaya koymuştu. Haberde, Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde Türkiye'nin Katar'ın güvenliğini sağlamak için attığı adımlar özetle şu şekildeydi: "5 Haziran 2017’de Suudi Arabistan, BAE ve Mısır’ın Katar ile ilişkileri kesmesiyle başlayan Körfez krizi, yalnızca diplomatik bir abluka ile sınırlı kalmadı. İddialara göre Suudi Arabistan ve BAE, Katar Emiri Şeyh Temim’i devirerek yerine Londra’daki bir aile üyesini getirmeyi planladı. Aynı gece Ankara’dan gelen talimatla yaklaşık 200 kişilik Türk özel birlikleri Emir’in sarayını koruma altına aldı. Bu hızlı müdahale sayesinde olası bir saray darbesi engellendi. Türkiye’nin askeri ve siyasi desteği, krizin seyrini belirleyen en kritik unsur oldu."










