
Emine Şahin Tursun’un kaleme aldığı, Erdem Çocuk etiketiyle yayımlanan “Şehirde Yürüyüş”, bir çocuğun şehirde attığı adımlar eşliğinde hem mekânların hem de anıların izini sürüyor. Sokaklar, parklar, köprüler ve meydanlar üzerinden büyümenin, keşfetmenin ve hatırlamanın hikâyesini anlatıyor. Tursun, “Şehirde Yürüyüş, çocuklukla yetişkinlik arasında kurulmuş bir köprü gibi” diyor.
Emine Şahin Tursun’un, Erdem Çocuk tarafından okurlarıyla buluşan “Şehirde Yürüyüş” kitabı bir kız çocuğunun annesiyle yaptığı yürüyüş çerçevesinde şekillenen keyifli bir hikâye. Küçük kızın ve annesinin evden çıkmaları, sokaklardan geçmeleri, parkta dinlenmeleri, nihayetinde kumaşçıya varmaları ve tüm bu anlara eşlik eden olaylar ve duygular anlatılıyor. Bu hikâyede hem küçük kızın annesiyle yaptığı yürüyüşün resimleri hem de küçük kızın genç kadın olarak yaptığı aynı yürüyüşün resimleri sayfada birlikte yer alıyor. Böylece aradan geçen zamana bağlı olarak şehirde ve kahramanımızda değişen, değişmeyen durumları okurun fark etmesi sağlanıyor. Küçük kız ve annesinin yaptığı yürüyüş, okura hayatı da bir yürüyüş olarak sezdiriyor.
“Anne” ilk ve hayat boyu en çok uğranan durak
İki zaman arasındaki farka bakıp sahneleri tasarlarken şehir ve insan ilişkisine, yüzyıllarca yaşayan anıt eserlerin şehre verdiği kimliğe bakarken köklü bir tarihin insanı ne denli zenginleştirdiğinin altını çizmek istedim. Çocukların bu zenginliği fark etmeleri, yaşadıkları mekânı merak etmeleri benim için önemli. Gün içinde koşturmaca halindeyiz ya da elimizdeki telefonla meşgulüz, işlerimiz ilişkilerimiz oradan ilerliyor bu kaçınılmaz bir durum artık. Oysa sakince adımladığımız ve etrafı gözlemlediğimiz sakin bir yürüyüşte pek çok şeye şahit oluruz. Muhakkak farklı duygular da yaşarız. Bir bebek pusetinde ağlar, el ele bir çift yürür veya ağır adımlarla yaşlı bir dede evine ekmek götürür. Bunlar o anda oluvermektedir. Sonrası nasıldır ya da öncesinde ne olmuştur. İşte bu küçük detaylarla insan insana bakar ve kendince anlam yükler. Her bakış kendine özgüdür. Amacım çocuk okur çevresini gözlemlesin, kitaptaki anıt eserleri ve kendi şehrindeki eserleri merak etsin ve şefkat duygusunu hissetsin. İnsana, doğaya, yaşadığımız çevreye o duyguyla bakmak ve canlı tutmak zorundayız, daha doğrusu sorumluluğumuz bu. Şefkatsiz değişimde “insan”a yer yok.
Şimdi dediğimiz zaman da akıp gidiyor
Babamın hastalığı ağırlaşmaya başlamıştı. Annem, altmış yıllık hayat arkadaşını kaybetme korku ve üzüntüsüyle iyice sessizleşmişti. Hüzünlü bekleyişin sessizliği bir çocuk için kaç yaşında olursa olsun tahammülü zor bir durum. Pandemi bitti, babam ahiret yurduna gitti. Ölümü kabullenmek ve tevekkül haline geçmek için gayret ettiğim dönemlerdi. Sevilen birinin yokluğunda aynı yolları yalnız yürümek bazen hüzünlü bazen de muhteşemdir. Bu, okuyucunun deneyimleri ve bakış açısıyla şekillendiği için biriciktir.
Geçmiş de gelecek de şimdi de kavuşup duruyor. Şimdi dediğimiz zaman da akıp gidiyor. Kitabı okurken bulunduğun anda iki farklı zamana bakınca şimdi mi oluyor, oysa o da geçiyor. An’da kalmak nasıl oluyor onu bilmiyorum, çabucak ulaşılacak bir formülü de yok bildiğim kadarıyla. Hangi zamanda olursa olsun eylem esas demek durumundayız. Geçmiş eylemlerin neticesi bu güne, bu günün fiilleri de geleceğe iz bırakacak. Bu minval üzere düşünürken hikâyeyi tek bir zamanlı anlatmak onu eksik bırakacaktı. Hem hatırlamak eyleminde birden fazla insan var, insanın kendisi bile olsa bu böyle, hatırlayan ve hatırlanan/lar.