
İtalyan edebiyatının önemli isimlerinden Dino Buzzati'nin Scala'da Korku adlı kitabındaki öyküleri okuru belirsizlikle örülü dünyada cesur bir duruşa davet ediyor.
Çağdaş İtalyan edebiyatının önemli isimlerinden Dino Buzzati’nin Scala’da Korku adlı öykü kitabı, insanın kendi doğasına bakışını ve edebi dünyasının temel unsurlarını simgeleyen güçlü bir anlatı olarak öne çıkıyor. Timaş Yayınları’nın Esma Fethiye Güçlü’nün özenli çevirisiyle Türkçeye kazandırdığı Scala’da Korku, okuru belirsizliklerle örülü dünyada cesur bir duruşa davet ediyor.
İlk kez 1949 yılında yayımlanan Scala’da Korku, Buzzati’nin hayattayken yayımladığı ikinci öykü derlemesi olup yirmi beş öyküden oluşuyor, insan doğasının en hassas yanlarını, korkunun değişken biçimlerini ve toplumsal ilişkilerin karmaşıklığını ustalıkla ortaya koyuyor. Her öykü, insan ruhunun farklı katmanlarını aydınlatırken Buzzati’nin diğer yapıtlarında olduğu gibi okuru hem tanıdık hem yabancı bir dünyaya dahil ediyor.
SANCILI SORULAR SORDURUYOR
Scala’da Korku’da hâkim olan sessiz ve sarsıcı gerilim, Kuzey İtalya’daki Milano’da 20. yüzyılın ortalarında yaşanan toplumsal ve kültürel hızlı dönüşümleri yansıtıyor. İkinci Dünya Savaşı’nın yol açtığı belirsizlik ve psikolojik etkiler; bireyin kimlik arayışını derinleştirerek insanı kendi içine dönmeye, dünyadaki yerini ve varoluşun sancılı sorularını sormaya yöneltince bu karmaşık dönemin ruhu, Buzzati’nin öykülerinde de belirgin izler bırakıyor, edebiyatını tarihsel ve psikolojik açıdan zenginleştiriyor. Kitaba adını veren “Scala’da Korku” adlı öykü Milano’nun dünyaca ünlü La Scala Opera Binası’nda yapılacak prömiyerde bir yandan klasik müziğe ve müzisyenlere göz kırparken diğer yandan merdivenden gelen anlaşılması belirsiz seslerin, ortada somut bir tehdit bulunmamasına rağmen mekânın ruhuna gizem katmasıyla, birtakım söylentilerle ve dinleyicilerin La Scala’da bekleyişleriyle devam ediyor. Bu gizemli sesler, karakterlerin ve okurun içinde büyüyen derin huzursuzluğu yansıtıyor.
HİKAYELERDE KENDİNİ OKUMAK
Derlemedeki öyküler, insan ruhundaki kırılganlıkları ve günlük hayatın içindeki problemleri dikkat çekici bir biçimde ortaya koyuyor. “Büyülenen Burjuva” dışarıdan problemsiz ve konforlu görünen aslında yalnızlıktan muzdarip olunan yaşam hakkında düşündürürken, “Yeryüzüne İnen Bir Tanrı” sıradan hayatlara dokunan küçük mucizelere karşın insanın bu mucizeleri gerçekten hak edip etmediği sorusuna cevap arıyor. “Büyüyen Kirpiler” kendini dış dünyadan korumak amacıyla içe kapanan insanların aslında sevgiye ihtiyacı olduğunu, “Yarım Kalan Hikâye” ise gerçekleşmeyen hayaller ve eksik kalan ilişkilerle yüzleşmeyi ele alıyor. “Dünyanın Sonu” insanlığın kendi sonunu hazırlamasını ve umudu sorgularken “Çatı Katı” anılarla gerçeklerin iç içe geçtiği içsel bir keşif yolculuğuna çıkarıyor okuru. Dino Buzzati’nin çağdaşı İtalyan yazar Fausto Gianfranceschi ise kitaba yazdığı önsözde “Dağlar Yasak” adlı öykü için kendi deyişiyle, Buzzati’nin edebi yaratımının kaynağı ile dağların uyandırdığı hisler arasında gördüğü analojiye dikkat çekiyor.
Öyküler insanın karşılaştığı sıradan, günlük zorlukları felsefi bir gözle ele alıyor ve iç dünyamızdaki çelişkileri somut örneklerle, işte burada diyerek gösteriyor. Mekânlar ise Buzzati’nin eserlerinde yalnızca fiziksel bir öge olmakla kalmayıp bir başkahramanın yerini alıyor.
Eserlerindeki zaman örgüsüyle düz ve kesintisiz bir akış değil, belirsizlik ve bekleyişle örülmüş bir anlatı sunuyor bizlere Buzzati. Bu özellik hem Scala’da Korku hem de Tatar Çölü romanında kendini gösteriyor. Yapıtlarındaki kahramanlar; varoluşun sınırlarında, karanlık ve bilinmeyenle çevrili boşluklarda beklerken buluyor kendini, üstelik bu bekleyiş hem sonsuza kadar sürecek hem de şu an bitecekmiş hissi uyandırıyor. Evrensel bekleyiş, edebiyatın konusu olma rolünü kaçınılmaz sonun gölgesi altında yaşamamızdan alıyor.
Yazarın Büyük Portre Büyük Sır, Altmış Öykü, Baliverna’nın Çöküşü, Yaşlı Ormanın Gizemi ve Dağların Adamı Barnabo adlı diğer öykü kitapları da Timaş Yayınları tarafından yayımlanarak Buzzati’nin anlatım gücünü ve edebi çok yönlülüğünü keşfetmek isteyen okurlara bir şölen deneyimleme imkânı sunuluyor. Okur, bu eserlerde gerçeklik ile hayal arasındaki ince çizgide dolaşırken insanın karmaşıklığı üzerine düşünmeye fırsat buluyor.
Scala’da Korku, Buzzati’nin ve çağdaş İtalyan edebiyatının çok katmanlılığını kavramak için benzersiz bir yapıt niteliğinde. Scala’da Korku’da İtalyan modernizminin izleriyle insan psikolojisinin derinlikleri buluşuyor, bilinmeyenin gölgesinde gerçekçi düşüncelere doğru yola çıkıyoruz. Bu yolculuk okurun kendi varoluşunda farkındalıklar yaratıyor.