Murat Ülker 'Önce büyük taşlar yerine oturmalı' diyerek anlattı: Siz hiç Ferrari kiralamış mıydınız?

15:1829/11/2025, Cumartesi
Yeni Şafak
Yıldız Holding Yönetim Kurulu Üyesi, pladis ve GODIVA Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ülker
Yıldız Holding Yönetim Kurulu Üyesi, pladis ve GODIVA Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ülker

Yıldız Holding Yönetim Kurulu Üyesi, pladis ve GODIVA Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ülker, Goya’daki yeni yazısında yıllar önce kiraladığı Ferrari ile yaptığı İstanbul–Ayvalık yolculuğundan başlayarak otomobil tutkusunu ve İpekyolu turuna katılma kararını anlattı. İpekyolu turu daveti aldığında tereddütsüz kabul ettiğini aktaran Ülker, hayatında önceliklerini “sağlık, aile, iş ve hobiler” olarak sıraladı.

Yıldız Holding Yönetim Kurulu Üyesi, pladis ve GODIVA Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ülker, kişisel internet sitesinde, Goya’da İpekyolu turu deneyimini okurlarıyla paylaştı.

İpekyolu turu daveti aldığında tereddütsüz kabul ettiğini aktaran Ülker, hayatında önceliklerini “sağlık, aile, iş ve hobiler” olarak sıraladı. Ünlü iş insanı, herkesin yaşamında büyük taşların önce yerine oturması gerektiğini vurgulayarak, bu dengeyi korumaya önem verdiğini söyledi.

Murat Ülker'in yazısı şu şekilde;

SİZ HİÇ FERRARİ KİRALAMIŞ MIYDINIZ?

Yıllar önce mevsimlik olarak bir Ferrari kiralamıştım. Ferrari bendeyken işi otomobil kiralamak olan bir arkadaşım da bize katıldı ve ailecek İstanbul, Ayvalık turu yaptık. Koru Dağı’na çıkışımızı, Ayvalık’tan bol oksijen ile ilerleyişimizi hala hatırlarım.

Çocuklar küçük olduğu için çeşitli sebeplerden sık duruyorduk. Daha sonra fırsat kolladım, ama bir türlü denk getiremedim otomobille değişik ülkelerde turlara katılmak için. Buğra Bey arayıp
“Siz de katılır mısınız İpekyolu turuna?”
dediğinde “Mutlaka!” dedim. Ama tabii hepsine değil. İnsanın işi, ailesi ve hobileri olunca hayatında her birinin kırıntılarını bir bileşke olarak yaşayabiliyor.

Malum, hepimizin bildiği bir metafor vardır. Hayattaki büyük taşlar yani sağlık, aile, iş önce hazneye konur, sonra çok maddeli “yapılacak işler listesi” olur, ancak o zaman hepsini sığdırırsınız. Önce küçük çakıl taşlarını koyarsanız büyük taşlar dışarda kalır; benim büyük taşlarım: ailem, işim, hobilerim.

Klasik arabalarla yapılan İpekyolu turu Azerbaycan’dan başlayıp Gürcistan üzerinden Erzincan’a uğrayarak Mersin’de bitecekti. Ben en çok gezmek istediğim ama daha önce gidemediğim Karanlık Kanyon’a gitmeyi seçtim. Daha önce Yeşilyurt, Darende gibi yerlere gitmiştik. Darende’de GOYA yaparken, denemek amacıyla ters konuştuğum bir bakkal müşterimiz, beni neredeyse dövüyordu, o kadar Ülkerci idi.

Erzincan’a vardık. Toyota kullanıyordum, antika bir araç tedarik etmemiştim, görevli bir bürokrat gibi peşlerine takıldım. Benim sıkı takibimden sıkılanlar bana yol verdi.

Gezide hep aklımdaydı; şu sözün hakikatini aradık ama bulamadı
k: “Olamazsın şu beş beldenin birinden, Gürün’den, Darende’den, Eğin’den ille de Eğin’den.”
(https://www.malatyaflashaber.com/3-belde-mi-5-belde-mi-olmayasun-mu-olamazsin-mi-nermin-yilmaz-akbalaban-yazdi/ )

Benim kanaatim, Orta Anadolu’daki erken yerleşimlerin hatta sonra doğudan göç eden Türklerin de aynı tutumu sergilediği yönünde. Bu yerleşimler izole, dünyadan kopuk yaşanıyor, bu yerler kendilerine yetecek şekilde kurulmuş, dışarıyla bağlantısı sınırlı ve geçiş kontrolü geçitlerden sağlanıyor. Tabii tarihi düşünürseniz, buralardan pek çok ordu geçmiş; Doğu Roma, İran, Araplar, Türkler… Anadolu Türkleştikten sonra 100 yıl kadar süren Haçlı Seferleri sırasında insanlar güvenlikleri için Eğin, Darende gibi saklı beldelere yerleşmişlerdi. Bugün bu beldeler artık tamamen göç veren fakat aynı zamanda, bilhassa yerli turistler için, doğa ve kültür açısından zengin birer ziyaret noktasıdır; yiyecekleri, kültürleri, gelenekleri ve görenekleriyle oldukça özgünler.

Yıllar önce mevsimlik olarak bir Ferrari kiralamıştım. Ferrari bendeyken işi otomobil kiralamak olan bir arkadaşım da bize katıldı ve ailecek İstanbul, Ayvalık turu yaptık. Koru Dağı’na çıkışımızı, Ayvalık’tan bol oksijen ile ilerleyişimizi hala hatırlarım.

Çocuklar küçük olduğu için çeşitli sebeplerden sık duruyorduk. Daha sonra fırsat kolladım, ama bir türlü denk getiremedim otomobille değişik ülkelerde turlara katılmak için. Buğra Bey arayıp “Siz de katılır mısınız İpekyolu turuna?” dediğinde “Mutlaka!” dedim. Ama tabii hepsine değil. İnsanın işi, ailesi ve hobileri olunca hayatında her birinin kırıntılarını bir bileşke olarak yaşayabiliyor.

Malum, hepimizin bildiği bir metafor vardır. Hayattaki büyük taşlar yani sağlık, aile, iş önce hazneye konur, sonra çok maddeli “yapılacak işler listesi” olur, ancak o zaman hepsini sığdırırsınız. Önce küçük çakıl taşlarını koyarsanız büyük taşlar dışarda kalır; benim büyük taşlarım: ailem, işim, hobilerim.

Klasik arabalarla yapılan İpekyolu turu Azerbaycan’dan başlayıp Gürcistan üzerinden Erzincan’a uğrayarak Mersin’de bitecekti. Ben en çok gezmek istediğim ama daha önce gidemediğim Karanlık Kanyon’a gitmeyi seçtim. Daha önce Yeşilyurt, Darende gibi yerlere gitmiştik. Darende’de GOYA yaparken, denemek amacıyla ters konuştuğum bir bakkal müşterimiz, beni neredeyse dövüyordu, o kadar Ülkerci idi.

Erzincan’a vardık.

(Fotoğraflar sırasıyla: Can Erzincan, Yıldırım Akbulut Havalimanı, Şehir Girişinde Trafik Yoğun)

Toyota kullanıyordum, antika bir araç tedarik etmemiştim, görevli bir bürokrat gibi peşlerine takıldım. Benim sıkı takibimden sıkılanlar bana yol verdi.

Gezide hep aklımdaydı; şu sözün hakikatini aradık ama bulamadık: “Olamazsın şu beş beldenin birinden, Gürün’den, Darende’den, Eğin’den ille de Eğin’den.” (https://www.malatyaflashaber.com/3-belde-mi-5-belde-mi-olmayasun-mu-olamazsin-mi-nermin-yilmaz-akbalaban-yazdi/ )

Benim kanaatim, Orta Anadolu’daki erken yerleşimlerin hatta sonra doğudan göç eden Türklerin de aynı tutumu sergilediği yönünde. Bu yerleşimler izole, dünyadan kopuk yaşanıyor, bu yerler kendilerine yetecek şekilde kurulmuş, dışarıyla bağlantısı sınırlı ve geçiş kontrolü geçitlerden sağlanıyor. Tabii tarihi düşünürseniz, buralardan pek çok ordu geçmiş; Doğu Roma, İran, Araplar, Türkler… Anadolu Türkleştikten sonra 100 yıl kadar süren Haçlı Seferleri sırasında insanlar güvenlikleri için Eğin, Darende gibi saklı beldelere yerleşmişlerdi. Bugün bu beldeler artık tamamen göç veren fakat aynı zamanda, bilhassa yerli turistler için, doğa ve kültür açısından zengin birer ziyaret noktasıdır; yiyecekleri, kültürleri, gelenekleri ve görenekleriyle oldukça özgünler.

Yol bizi Kemaliye ve Darende’ye yaklaştırarak İliç’in içinde geçirip fevkalade güzel manzaralar ve tabiat örnekleri göstererek Karanlık Kanyon’a ulaştırdı. Bu arada İliç’te tabii ki önce ŞOK, sonra A101 ve BİM dükkanlarını GOYAladım.

“GEÇİLMEZ” denen köprüden de geçtik. Zemini kalasla örülmüş asma bir köprüydü. Aslında sağlamdı, ama görüntüsü nedeniyle bazılarının “ben hayatta geçmem” dediği türdendi.

Keza köprünün hemen ardından Güllübağ tren istasyonunun önünden ve kazma kürekle delinmiş olan iki tünelden geçtik; çok enteresandı.

Halbuki daha sonra, tamamen insan gücüyle açılmış Eğin’in Karanlık Tünelleri’nden geçecektik.

Çektiğim videolarda göreceğiniz gibi oldukça ürkütücü ama bir o kadar ilginç bir tecrübeydi. Bence bu yaşanmaya değerdi.

Fırat Nehri’nin doğuşu, giderek genişlemesi, hırçınlığının azalması, İliç’te göl haline gelip Monet tarzı manzaralar oluşturması gerçekten seyre değerdi.

Karanlık Kanyon’da taşların arasında sıkışan suyun sesi ise manzaraya ayrı bir anlam katıyordu.

Anadolu’da inşa edilen barajların havzalarının iklim ve bitki örtüsü üzerinde mutlak tesiri olmuş. Tünellerde Eğin tarafından gelen turistlerin üzerinde doluştuğu safari cipleriyle karşılaşmamız oldukça zordu, zira iki araba yan yana geçemiyordu.

Sonra yolun bir kısmının çökmüş olduğu yerde önümüzdeki pagodayı kullanan Avrupalı bir genç vardı ve “ben geçmem” dedi. Uğraştırdı ama herkes geçti sonunda; haklıydı, sol taraf tehlikeli, bir tekerlek dışarda geçiliyordu.

“Ne iyi ettiniz de geldiniz!”
diyerek karşılayan bir lokantada tescilli kavurma ve keşkek yedik. Lavaşla yerken sanki hünkar beğendi gibiydi. Sonra bizi karşılamaya gelen kaymakam ve çocuğu, belediye başkanı ve emniyet müdürü ile tanıştık, sohbet ettik, fotoğraf çektirdik.

Adet olduğu üzere bizi bırakmadılar, Eğin’e götürdüler.

Kendi imkanlarıyla geliştirdikleri turistik alanlara baktık, değirmene gittik, lök yedik ve yürüyüş yaptık. Artık asfalt yol başlamıştı; sonra Malatya üzerinden İstanbul’a döndük.

#Murat Ülker
#Yıldız Holding
#Goya