Soframızdaki sessiz düşman israf

04:0017/08/2025, Pazar
G: 17/08/2025, Pazar
Yeni Şafak
Arşiv.
Arşiv.

Türkiye’de her yıl 23 milyon ton gıda çöpe gidiyor. Kişi başı yıllık israf 102 kilogram. Bunlar resmi rakamlar; sahadaki tablo çok daha büyük. İsraf bütünüyle önlenebilse, 900 bin ailenin bir yıllık geçimi karşılanabilir. Sorunun boyutunu anlamak için soframızdan tarlaya ve oradan da su kaynaklarına kadar uzanan zinciri görmemiz gerekiyor. Zincirde kopan her halka, bereketimizi alıp götüren bir gedik açıyor.

Ramazan Bingöl

Zincirin her halkasında bir kayıp var: Tarladan hale, halden markete, marketten sofraya… Ürettiğimiz meyve-sebzenin yaklaşık yüzde 40’ı sofraya ulaşamıyor. Yani üretilen her 10 birimin 4’ü daha sofraya gelmeden yolda yok oluyor. Kalan kısım ulaştığında ise bu kez de restoranlarda, açık büfelerde, evlerin mutfaklarında başka bir israf geometrisi devreye giriyor. Porsiyonların gereğinden büyük tutulması, “her şey dâhil” rahatlığı, “kişi sayısı” dayatmaları, gösteriş uğruna sipariş vermeler ve “nasıl olsa ödedim” psikolojisiyle tabağı tıka basa doldurmalar, nihai tüketici israfının başlıca tetikleyicileri.

Ürettiğinin yarısını çöpe atan bir ülke ucuz gıda yiyemez

Bu iki alan — üretimden sofraya kayıplar ve nihai tüketici israfı — birleştiğinde gıda enflasyonu kaçınılmaz oluyor. Ürettiğinin büyük kısmını çöpe atan bir ekonomi, artan maliyetleri doğal olarak fiyatlara yansıtıyor. Talep aynı kalsa bile, etkin arz düştüğü için fiyatlar yükseliyor. Yani sofrada konuştuğumuz “gıda pahalılığı” şikâyeti, aslında çoğu zaman “israf pahalılığı” gerçeğinin gölgesinde kalıyor. Bir ülke, ürettiğinin neredeyse yarısını çöpe atıyorsa ucuz gıda yemesi mümkün değildir. Çünkü israf, gıda fiyatlarını yukarı çeken en önemli nedenlerden biridir. Elli ülke gezdim; birkaç Arap ülkesi hariç, dünyada en fazla israf eden ülkelerin başında geldiğimizi söyleyebilirim.

Su krizi: İsrafın görünmeyen bilançosu

Türkiye su stresi yaşayan bir ülke. Hatta birçok bölgemiz su fakirliği çizgisine iyice yaklaşmış durumda. Konya Ovası’nda çekilen suyu, kuruyan gölleri gördükten sonra hâlâ “israf kaderimiz” diyemeyiz. Bu gerçeği masaya koymadan gıda israfını konuşmak eksik kalır. Çünkü her gıdanın ardında su vardır: tarlayı eken su, pancarı büyüten su, şekeri kristalize eden su, meyveyi reçele dönüştüren su, yıkamada harcanan su… Meseleyi ekmek üzerinden okuyalım. Toprağın sürülmesinden buğdayın sulanmasına, unun öğütülmesinden fırının çalışmasına kadar bir dilim ekmeğin su ayak izi ciddi büyüklüktedir. Bir ekmek üretebilmek için 3 ton su harcanıyor mesela. Bir dilimi dahi çöpe giderse o ekmeği üretebilmek için harcanan suyu ve emeği de çöpe atmış oluruz.

İşte bu yüzden israf, sadece ahlaki bir mesele değil; aynı zamanda hidro-politik bir risk ve milli güvenlik sorunudur. Sayın Cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği gibi, gıda ve tarım artık “milli güvenlik” başlığı altında değerlendiriliyor. İsrafı çözemeyen bir ülke, bugün gıda güvencesini, yarın su güvencesini tartışmak zorunda kalır. Çünkü israf, yalnızca bir siyasi beyan değil; soframızla geleceğimiz arasındaki bağın ta kendisidir.

Serpme kahvaltının sessiz faturası

90’lı yıllarda turizmin yükselişiyle hayatımıza giren açık büfe ve serpme kahvaltılar, o dönem için cömertliğin, misafire verilen değerin simgesiydi. Fakat zamanla işin rengi değişti. Sosyal medyanın parıltılı vitrininde “gösteri ekonomisi” bu sofraları ihtiyacın değil, imajın beslediği bir şova dönüştürdü. Bugün manzara çoğu yerde aynı: Dört kişi geliyorsunuz, “Üç kişilik kahvaltı alalım” diyorsunuz, “Olmaz” geliyor. Şeker hastası reçel istemiyor, “Kural böyle” deniyor. Yumurtaya alerjisi olan var, şarküteri yemeyen var… Ama yine de masaya her şey geliyor. Sonuç: o masanın yarısı çöpe gidiyor. Bu, sadece tabaklardaki yiyeceklerin değil; tonlarca gıdanın, binlerce litre suyun, sayısız emeğin çöpe atılması demek. Türkiye’de 170–200 bin irili ufaklı restoran, lokanta ve kafe var. Düşünün bu israfın toplamını… Ekonomiden vicdana, sağlıktan çevreye uzanan devasa bir kayıp. Ölçü meselesi de ayrıca önemli. Yiyemeyeceğimiz kadar çeşitliliği, sırf “masada görünsün” diye istemek; aslında sofrada ölçüyü kaybettiğimizin en net göstergesi.

Açık büfe: “Parasını verdiysem doldururum” psikolojisi

Bir de işin açık büfe tarafı var… Tatilde ya da otelde konaklarken, “Nasıl olsa parasını verdim” duygusuyla yüzlerce çeşit yiyecek arasında kaybolan tabaklar… Tatlı ile turşunun aynı tabağa düştüğü hüzünlü manzaralar…

Otellerde yapılan ölçümler, tabak başına ortalama 150 gram yiyeceğin çöpe gittiğini gösteriyor. Bin kişilik bir otelde bu, günde 150 kilo demek. Ayda 4,5 ton, yılda ise binlerce ton gıda… Ve bu yalnızca tek bir otel. Ülke geneline vurduğunuzda karşınıza çıkan tablo ürkütücü: Milyarlarca lira, tonlarca su, sayısız emek, çöpe gidiyor.

Tarım ve Gıda Kurulu’nun masasında ne var?

Gıda israfını önlemek için zaman zaman kampanyalar yapılıyor; ancak çoğu birkaç hafta sürüp unutuluyor. Oysa ilkokuldan başlayarak “sofra kültürü” eğitimi vermek, gıda israfını ölçen ve raporlayan bir sistem kurmak, israf kültürüne karşı yasal standartlar getirmek artık kaçınılmaz.

Üyesi olduğum Cumhurbaşkanlığı Tarım ve Gıda Politikaları Kurulu, tam da bu noktada israfı mercek altına alan kapsamlı bir çalışma yürütüyor. Gıda israfını yalnızca ekonomik kayıp olarak değil; milli güvenlik ve sürdürülebilirlik meselesi olarak ele alıyoruz. Kurul, Türkiye genelinde yüzlerce kamu kurumu, sivil toplum örgütü, meslek birliği ve sektör temsilcisiyle görüşerek israfın boyutlarını ortaya koyan ulusal veri havuzu oluşturuyor.

Çalışmaların odağında; tarladan sofraya uzanan süreçteki kayıpların azaltılması, açık büfe ve serpme kahvaltı gibi yüksek israf oranına sahip uygulamalara yönelik yasal düzenlemeler, “tane ile satış” gibi tüketim alışkanlıklarını dönüştürecek teşvikler ile soğuk zincir, depolama ve ambalaj standartlarının geliştirilmesi yer alıyor. Hazırlanan rapor, somut çözüm önerileriyle birlikte Sayın Cumhurbaşkanımıza sunulacak; uygun görülen adımların hızla hayata geçirilmesiyle, geçici kampanyalar yerine kalıcı ve sürdürülebilir bir devlet politikası inşa edilecek.

İsraf meselesi milli strateji gerektirir

İsraf meselesi gelip geçici bir kampanya değil; milli strateji gerektiren bir konudur. Çünkü gıda ve tarım artık milli güvenliğin tam merkezindedir. Önümüzdeki on yıllarda su ve gıda üzerinde jeopolitik gerilimlerin artacağı ortada. Bugün masamıza koyduğumuz ölçü, yarın çocuklarımızın içeceği sudur.

Ve emin olun: Türkiye buna muktedir. Çünkü mutfak kültürümüzün kökünde saygı, ölçü ve şükür vardır. Yeter ki hatırlayalım; bereketin yolu, israfı terk etmekten geçer.



#Mutfak Sanatı
#Aktüel
#Hayat