
İsrail Başbakanı Netanyahu sosyal medya üzerinden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hedef alan, diplomatik nezaketi geçtik, akıl sınırlarını zorlayan bir mesaj paylaşmış: “Benim liderliğim altındaki İsrail, İran’ın terör rejimi ve onun vekilleriyle mücadeleye devam edecek; oysa Erdoğan, bu güçlere taviz veriyor ve kendi Kürt vatandaşlarını katlediyor.”
Netanyahu’nun bu çıkışına, İsrail’in Güvenlik Bakanı Ben-Gvir ve Savunma Bakanı Yisrael Katz da başka sosyal medya mesajlarıyla eşlik etmişler. Hatta Katz bir adım daha ileri giderek; Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş ve Kemal Kılıçdaroğlu’nu etiketleyip Türkiye’nin iç siyasetine nifak tohumları ekmeye yeltenmiş.
İsrail cephesindeki bu ani ve dozajı kaçmış siyasi saldırganlığın perde arkasını anlamak faydalı olacaktır... İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Gazze’ye insani yardım taşıyan Küresel Sumud Filosu’na yapılan hukuksuz silahlı müdahale sonrası, aralarında Netanyahu’nun da bulunduğu 35 şüpheli hakkında iddianame düzenlemiş.
Yani karşımızda sadece siyasi bir figür değil; uluslararası hukuk ile insanlığın vicdanı önünde hesap vermesi söz konusu, köşeye sıkışmış bir isim var.
Hukuki kıskacın daraldığı anda, dikkatleri dağıtmak için dış düşman yaratma taktiği devreye girmiş gibi görünüyor. Nazi Almanyası’nda etnik ve dinî grupları birer ‘patlayıcı’ gibi kullanan ve iç hatları karıştıran Reinhard Gehlen gibi eski Nazi subaylarının taktiklerini aratmayan, muhtemelen onların fikrî dünyalarından etkilenerek hazırlanmış sistemli bir psikolojik savaş hamlesi ile karşı karşıya olduğumuz söylenebilir.
Türkiye’nin stratejik düşünce dünyasında; ekonomi, tarih, jeopolitik ve istihbarat felsefesi gibi alanları birbirine bağlayan bütüncül bir bakış açısına sahip, sessiz ama etkili isimlerden biri olduğu ifade edilen Günhan Karakullukçu’nun dile getirdiği bir Gehlen gerçeği vardır.
Karakullukçu’ya göre; “1945 yılında OSS (Office of Strategic Services), CIA’e (Central Intelligence Agency) dönüşürken içine ciddi bir ‘Nazi’ ruhu ve personeli (R. Gehlen gibi) sızmıştır. ABD’nin ve bölgedeki müttefiklerinin bugün bile dünya ile ilişkilerini sürdürülebilir bir zemine oturtamamasının temelinde, bu ‘zehirli mirasın’ verdiği hasar yatmaktadır.”
Netanyahu ve ekibi, bugün tam da Karakullukçu’nun işaret ettiği ‘Gehlen tarzı’ böl-yönet taktikleriyle, Türkiye’ye nifak tohumları ekmeye çalışıyor.
İletişimin her alanında geçerli olan şu tespiti sık sık hatırlamakta yarar var: “Gerçeklik, orada bizden bağımsız duran bir kaya parçası değil, bizim ona baktığımız açıdan yonttuğumuz bir heykeldir.”
Netanyahu şu an eline keskiyi almış, kendi siyasi bekasını kurtarmak ve Gazze’deki soykırımı örtbas etmek için uydurma bir ‘Erdoğan heykeli’ yontmaya çalışıyor. Ancak bu heykel hakikatin değil, sıkışmışlığın ve çaresizliğin eseridir.
Stratejik iletişimde “Her şeyi görüyorum” diyen yanılıyordur; zira bakış açısının olduğu her yerde kaçınılmaz bir kör nokta vardır.” İsrailli bakan Katz’ın kör noktası ise Türk muhalefetidir. Muhalif isimleri etiketleyerek millî meselelerde bir çatlak oluşturabileceğini sanması, Türk siyasetinin genetik kodlarını okuyamadığını gösteriyor. Neyse ki muhalefet, bu hadsizliğe karşı net tavır alarak İsrail’in elindeki sosyal medya oyununu bozmuştur.
Netanyahu’nun Kürtler üzerinden ‘katliam’ iftirası atması, Türkiye’nin en hassas noktasına yönelik bir kışkırtma çabasıdır. Ancak bu kirli çaba, Türkiye’nin hakikat duvarına çarpmıştır.
Neden mi? Çünkü o duvar “Terörsüz Türkiye” harcıyla örülmüştür. 18 Şubat 2026’da TBMM’de açıklanan ve adı bir türlü hafızalara kazınamayacak kadar karmaşık olan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun Raporu, bu meseleyi partiler üstü bir uzlaşıyla, hukuk ve sosyoloji temelinde mühürlemiştir. Türkiye, kendi çözümünü kendi iradesiyle inşa ettiğini dünyaya ilan etmiştir. Bu saatten sonra Netanyahu’nun etnik fitne söylemi bu topraklarda alıcı bulmaz.
Unutulmamalıdır ki: “Bir mesajın hakikati gönderende değil, gönderen ile alıcı arasındaki o ‘ilişkisellik’ anında üretilir.”
Stratejik iletişimde başarı, o kör noktaları ilk keşfedenindir. Netanyahu kendi perspektifini tek gerçek gibi sunmaya çalışsa da, Türkiye bu bayat Nazi taktiklerini deşifre etmiş, TBMM’deki uzlaşısıyla millî merkezini sağlamlaştırmıştır.
İtibar, başkasına iftira atarak değil; tutarlılık, adalet ve dürüstlükle kazanılır.
Teknoloji hızıyla baş döndürüyor. Dün satın aldığımız telefon, bugün ‘eski’ kategorisine giriveriyor...
MediaMarkt’tan gelen bir basın bülteniyle gördük ki, ülkemizde ‘yeni’ ile ilgili zihniyet değişiyormuş. Hem bütçe dostu hem de çevreye duyarlı bir alternatif olan ‘yenilenmiş’ cihazlara ilgi her geçen gün artıyormuş.
Bugüne kadar tam 250 bin eski cihazı geri alarak 52 bin 500’ünü yeniden hayata döndüren firma, geri alım (buyback) ve yenileme hizmetleriyle tüketicilerin cihazlarını daha kolay şekilde değerlendirmelerine imkân sağlamış. Eski cihazları Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu onaylı, Türk Standartları Enstitüsü denetimli merkezlerde yenileterek 12 ay garantili şekilde kullanıcılarla buluşturmuş ve böylece döngüsel ekonomiye de katkı sağlamış.
Ticaret Bakanlığı’nın ‘Yenilenmiş Ürünlerin Satışı Hakkında Yönetmeliği’, 2020 yılında yürürlüğe girmişti. Şimdi de yenilenmiş ürün piyasasında ‘güvenilirliği artırmak’ için kolları sıvamış durumdalar…
Hükûmetin altyapı çalışmaları, özel sektörün adımlarıyla yenilenmiş telefon satışları, 2025 mali yılı satış ortalamasına kıyasla, son iki ayda geçen yılın aynı dönem ortalamasının yaklaşık iki katına ulaşmış.
Çevreye, sıfır atık hedeflerine ve tasarruf bilincine önemli katkıları olan ‘yenilenmiş cihaz’ döneminin kalıcı bir kültürel ve ticari dönüşüme yol açması, bu yaklaşımın yayılmasına ve tüketicilerin ikna edilmesine bağlı.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.