Bayır Bucak'ta dağ gibi bir baba: “Burası Çanakkale’ydi”
04:008/03/2026, Pazar
G: 8/03/2026, Pazar
Sonraki haber
Ersin Çelik
Suriye’ye 2011’den beri belki de onuncu gelişim. Yıllar içinde güvenli bölgelere girip çıktım. Rejimin devrilmesinden iki gün sonra ise Halep'e gitmiş, 14 yıllık savaşın ve kuşatmanın hiç bilinmeyen ağır yıkımını görmüştüm. Şimdi rota daha güneye, Lazkiye’ye doğru. Kilis’ten girip Akdeniz sahilinden çıkacağız. Suriye makamları artık araçlı geçişlerde uluslararası taşıt belgesi talep ediyor. Bu nedenle Öncüpınar Sınır Kapısı’nda yaklaşık iki saat bekledik. Sınırdaki yaya yoğunluğu dikkat çekiyor.
Suriye’ye 2011’den beri belki de onuncu gelişim. Yıllar içinde güvenli bölgelere girip çıktım.
Rejimin devrilmesinden iki gün sonra
ise Halep'e gitmiş, 14 yıllık savaşın ve kuşatmanın hiç bilinmeyen ağır yıkımını görmüştüm. Şimdi rota daha güneye, Lazkiye’ye doğru. Kilis’ten girip Akdeniz sahilinden çıkacağız. Suriye makamları artık araçlı geçişlerde
uluslararası taşıt belgesi
talep ediyor. Bu nedenle Öncüpınar Sınır Kapısı’nda yaklaşık iki saat bekledik.
Kilis'teki Öncüpınar sınır kapısında sabah saatlerinde Suriye tarafında yayan geçen insanlar.
Sınırdaki yaya yoğunluğu dikkat çekiyor. Ellerinde valizlerle Suriye tarafına yürüyen, oradan Halep’e giden araçlara binen insanlar hayli fazla. İki ülke arasındaki alanda bekleyenler arasında
ev eşyalarını kamyonetlere yüklemiş, temelli dönüş yoluna geçmiş aileler
de var. Suriye tarafındayız. Azez ve Tel Rıfat’ı geride bırakıp, Halep’e doğru yol aldık. Görüntü bir anda değişiyor. Evler, yollar, dükkanlar, araçlar… Devrimden hemen sonra gördüğüm hayalet kasaba ve köylerde yaşam başlamış. Tamir edilerek oturulacak hale getirilen “
hayatlı
” evlerin önünde araçlar var, çocuklar kapılarda oynuyor.
Halep’in merkezine uğramadan M5 karayolundan güneye doğru yöneldik ve Serakib’den sonra
bu kez M4’ün üzerindeyiz.
Bu yol Suriye’nin ekonomik ve stratejik can damarı. Güzergah boyunca sağlı sollu köylerde savaşın izleri görülüyor. Toprak ise baharı müjdeliyor;
ucu bucağı görünmeyen o bereketli Suriye arazilerinin neredeyse tamamı ekilmiş.
Bir yandan da alabildiğince zeytin ağaçları Akdeniz’e doğru uzanıyor.
Suriye'nin geniş tarım arazilerinin neredeyse tamamı ekilmiş.
Halep’ten sonra yaklaşık dört saatlik, sakin bir yolculuğun ardından Lazkiye’deyiz. Şehrin nabzını tutan o ana kavşağın ortasında devasa bir bayrak direği karşılıyor gelenleri. Gönderde yeşil-beyaz-siyah şeritli üç yıldızlı
Özgür Suriye bayrağı
dalgalanıyor. İktidar değişiminin simgesi adeta.
Burasını Suriye’nin geri kalanından ayıran doku gözle görülüyor. Yüksek apartmanlar, geniş bulvarlar ve düzenli sahil şeridi... Lazkiye, ülkenin diğer şehirlerinden çok daha modern.
“Korunduğu” çok belli
. Esed ailesinin Lazkiye’yi hem kendilerinin hem de rejimin de arka bahçesi sayıp özel yatırımlarla ihya ettiği, her köşe başında ilk bakışta belli oluyor.
Lazkiye'nin yanı başındaki Burç İslam kasabasına vardığımızda saat 17’ye geliyordu. İftar 18:42’de. Burası Suriye Türkmenlerinin yoğun olarak yaşadığı Akdeniz’in, zeytin ve turunç kokulu, turkuaz renkli sahil kasabalarından. Nüfusu 30 bine yakın. Halkın büyük kısmı Türkçe konuşuyor.
Dünyanın bir çok ülkesi ve şehrinde, soydaşlar ve akraba topluluklara kardeşlik iftarları veren YTB, Bayır Bucak bölgesinde ilk defa böyle bir buluşma gerçekleştirdi.
Aslında ‘
Bucak’tayız
. Suriye savaşında çok fazla duyduğumuz, gözümüzün kulağımızın olduğu Bayır Bucak burası. Lazkiye’nin kuzeyi ile Hatay'ın Yayladağı sınırına kadar, dağlık kısmı
Bayır
, sahili
Bucak
. Devrimin kalelerinden.
Yurt Dışı Türkler ve Akraba Topluluğu (YTB)’nin ev sahipliğinde Türkmenlerle iftar yapacağız. Kasabanın denize sıfır tepesindeki parka devasa bir çadır kurulmuş. Çocuklar için oyun tırları getirilmiş.
Bu coğrafyada ilk defa böyle bir buluşma gerçekleşiyor. YTB ekipleri, 2024 yılında devrimden sonra Bayır Bucak’a geldiklerinde davullarla zurnalarla karşılanmışlar. O ilk kucaklaşmada 40 yaşlarındaki bir Türkmen, dönemin YTB Başkanı Abdullah Eren’e “Ben bu zamana kadar Türkiye’den böyle bir heyet görmedim” der ve yanındaki 70 yaşlarındaki babasına dönerek “Baba sen gördün mü?” diye sorar. O da
sevinç gözyaşlarıyla
“hayır oğul” yanıtını verir.
Türkiye o gün, daha çok askeri hassasiyetle yaklaşılan Bayır Bucak bölgesi için düğmeye basar. Çok sayıda sivil toplum kuruluşu ve resmi kurum çalışmalara başlar. YTB ise ilk defa bir Ramazan etkinliğinde Türkmenleri bir araya getiriyor. Bu yıl çok sayıda ülkede iftar buluşması yaparak soydaşları buluşturan YTB ekibinde de farklı bir heyecan var. Herkes bir işin ucundan tutmuş, koşturuyorlar.
İftar alanında Türk bayrağı motifli balonlarla bizleri karşılayan Türkmen çocuklar. Bir çoğu Türkçe biliyor.
Birazdan
Türkmen balaları
sarıyor etrafımızı. Ellerinde Türk bayrağı motifli balonlar... Aralarında şehit evlatları var. Türkçe konuşuyor birçoğu. Bazıları Adana’da, Mersin’de yaşamış ama devrimden sonra aileleri ile dönmüşler. Gürbüz oğlanlardan biri “Çanakkale içinde aynalı çarşı” türküsünü mırıldanıp duruyor. Devamını birlikte söylemeye çalışıyoruz, “Abi ben bu kadar bilebiliyorum” diyor.
İftara doğru çoluğunu çocuğunu alan Türkmen ailelerin gelişi hızlanıyor. Bucak’taki civar köylerden, kasabalardan,
Bayır’dan yola düşüp gelenlerin, hasret giderme anlarına şahitlik ediyorum
. Anneler kız çocuklarını bayram sabahı gibi giydirmişler. İnsanlar sima olarak birbirlerine benziyorlar.
Yaşça büyük bazı adamlar dikkatimi çekiyor.
Dalgınlar. Mahsunlar.
Hürmetle ellerini öpenlerle iki kelam edip susuyorlar.
Öğreniyorum ki onlar şehit babalarıymış.
Yanlarına gidiyorum. Adnan Dehli amca 60 yaşında.
“Evladım ben konuşamam”
diyor. Biraz önce muhabirler röportaj yapmak istemiş, kamerayı görünce anlatamamış. Elini tuttum, hoş beş edip sohbete koyulduk.
“Safa geldiniz”
dedi. O bana ben ona sarılıp durduk. Sonra anlatmaya başladı.
Biri 18 diğeri 24 olan iki oğlu Bayır’da şehit düşmüş.
“Savundukları tepede namaz kılıyorlarmış”
derken
kilitlendi Adnan amca.
O dağ gibi baba titredi, dudaklarını ısırdı ama bırakmadı kendini.
Çifte evlat acısını kim bilir kaçıncı kez içine akıtıyordu…
Sarıldık yine. Esed rejiminin askerleri şehit etmiş oğullarını.
“Burası da bizim Çanakkalemiz’di, şükür teslim etmedik”
derken yüzündeki o derin acının izlerini
bu kez büyük bir gurur kaplamıştı.
Türkmen çocukların dillerindeki
“aynalı çarşı”
nakaratı o an zihnimdeki yerini buldu.
Burası Suriye devriminin Çanakkalesi’ydi.
Türkmenlerin direniş hatlarını sadece Esed güçleri değil, Rus uçakları da bombaladı. O şanlı direniş sergilenmeseydi hem Halep kuzeyinden kuşatılmış olacak hem de
rejim Türkiye’nin güney sınırına yerleşmiş olacaktı.
İki evladını Türkmen dağındaki direnişte şehit veren Adnan Dehli amca ile sohbet ettik. Vakur hali bizleri çok etkiledi.
Adnan Amca ile kim bilir ne zaman olacağını bilmesek de tekrar gelmek üzere sözleştim. Çocuklarla vedalaştık. Bu arada Türkiye’yi Türkmenlerle buluşturan YTB Başkanı Abdulhadi Turus ile de sohbet ettik. Ramazan’ın başından beri her iftar başka bir ülkedeki akraba topluluk sofrasındalar. Ama Bayır Burak başkaymış. Duygu yüklüydü. “Aşık maşukuna kavuşmuş gibi oldu” dedi ve ekledi: “Hani uzun zamandır görmediğiniz kardeşinizle görüşürsünüz de burnunuzun şeyi sızlar. O durumdayız elhamdülillah. Çok sevinçliyiz.”
Türkiye’den gelen ekiplerden edindiğim izlenim şu: İftar bir başlangıç. Buranın, özellikle altyapı noktasında gelişmesi için insan kaynağına ihtiyacı var.
YTB, Türkmen çocuklarını
okutuyor. Türkiye'de lisans, yüksek lisans ve doktor eğitimleri alanlar var. Sayı da daha artacak. O evlatlar topraklarına dönüp, şehirlerini tekrar imar edecekler. Çok değil, birkaç yıl sonra yaşanacak bu dönüşüm.
Bugünlere kolay gelinmedi. Çok acılar çekildi. Ne tehlikeler bertaraf edildi. “
Şimdi
” ise hayal gibi aslında. Çok değil, bir yıldan biraz fazla zaman önce sosyolojik olarak Esed rejiminin hüküm sürdüğü topraklara bahar bir başka geliyor.
Türkmen Dağı, 100 yıl önce koparılmak istendiği Türkiye’sine daha bir yaslanıyor.
Eskiden “
etnik gettolaşma
” ile anılan Lazkiye bulvarlarından geçip, Bayır Bucak Türkmenlerinin sofralarına oturmak bir yana, Adnan Amca’nın evlatlarını feda ederek tarihten getirdiği “
Çanakkale ruhu
” ile hemhal olduk. Artık, “
böyle giderse
”
denilen karamsarlık
geride kaldı. Şimdi imar etme, yetiştirme ve köklere daha sıkı sarılma vakti.
Bitirirken YTB’nin iftarından edindiğim bir izlenimi daha aktaracağım: Türkiye’nin “
akraba topluluklar
” politikasıyla, gönül coğrafyalarında ne kadar derin bağlar kurduğunu görmüş oldum. İnanılmaz gururlandım.
YTB'nin bir kaç gün daha iftar sofralar kuracağı çadırda, 500'ye yakın Türkmeni ağırladı.