
Nisan 2026 tarihinden itibaren Botokslu Cenaze Kime Ait? isimli romanımı pazar günleri huzurunuza getiriyorum. Esasında bu benim Yeni Şafak’ta yayınladığım ikinci tefrika roman. İlk tefrika Hakikat İncinmesin romanımın birinci bölümünü oluşturan ve 18 Temmuz 2019 tarihinden itibaren on yedi hafta boyunca yayımladığım metindir.
On yedi hafta boyunca devam eden tefrika romanı köşemde şöyle nihayetlendirmiştim:
Romanımızın birinci bölümü burada bitiyor.
Roman üç bölümden oluşuyor. Bilge’nin anlattığıdır, Müberra’nın anlattığıdır, Evren Hoca’nın anlattığıdır. Siz şimdiye kadar “Bilgenin anlattığıdır” kısmını okudunuz.
Diğer iki bölümle birlikte şimdiye kadar okuduğunuz kısımlar bambaşka bir hüviyet kazanacak.
Tamamını ne zaman okuyacaksınız?
2020’nin ilk aylarında kitap olarak okuyacaksınız inşallah.
Tefrika roman hakkında okuyucularıma bu bilgiyi verdikten birkaç ay sonra Şubat 2020’de Hakikat İncinmesin raflarda yerini aldı.
Edebî geleneğimizde romanlar önce tefrika olarak yayınlanır daha sonra kitap olarak basılırdı, dönemin şartlarından dolayı. Bazı tefrika romanlar ise maalesef kitap olarak yayımlanma imkânını bulamamıştır. Bunlar arasında en çarpıcı örneklerden birisi Nezihe Muhittin’in tefrikalarıdır. Nezihe Muhittin altmışa yakın tefrika roman yayınlamıştır. Ancak eserlerinin kitap olarak basılı halini göremediği için şöyle der: “Altmışa yakın roman yazdım. Bunları çoğu gazete sayfalarında kaldı.” Nezihe Muhittin’in ölümünden çok sonra Yaprak Zihnioğlu’nun emekleriyle yazarın on altı romanı basılma imkanına kavuşmuştur.
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın 1944 yılında tamamı tefrika olarak yayınlanmış olan Mahur Beste’si ancak 1975 yılında kitap olarak yayımlanmıştır.
Bugün çok satanlar listesinden inmeyen Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna romanı da tefrika olarak yayımlanmış bir romandır.
Gelelim bendenizin tefrika roman yayımlamasına... Bana bu imkânı verdiği için Yeni Şafak ailesine teşekkür borçluyum. Günümüzde pek karşılığının olmadığı düşünülen tefrika için sayfalarını açıyorlar.
Doğrudan kitap olarak yayımlama imkânım olduğu halde neden tefrika olarak yayımlıyorum? Öncelikle tefrika olarak yayımladığım bölümlerde o hafta Türkiye’nin gündemini dahil etmeye dikkat ediyorum. Dış zamanın metnin içine sızmasını önemsiyorum. İkincisi, okuyucu metni nasıl okuyor, nereden okuyor sorularına cevap arıyorum.
Bu cevapları buluyor muyum? Botokslu Cenaze Kime Ait? romanını tefrika olarak yayımlamaya başladığım günden itibaren okuyucu mektupları almaya başladım. Birlikte okuma eylemini önemsiyorum, tefrika roman yayımlayarak birlikte farklı mekanlarda aynı hafta içinde okuyucularımı aynı metnin etrafında buluşturmaktan mutluluk duyuyorum.
Metnin etrafında nasıl buluştuğumuzu göstermek üzere ara ara bana gelen mektupları dikkatinize sunacağım. Aşağıda henüz iki bölüm yayımlan-dığında gelen mektubu dikkatinize sunuyorum. Mektubun sahibi, ilahiyat doktoru olan bir hanımefendi. İsmi bende saklı. Buyurun:
Tefrika romanın ilk kısmını okuduğumda hikâyedeki detayları son derece sahici bulmuştum, bu hafta bu düşüncem daha da pekişti. Tam olarak “şu an”ın kaydı tutulmuş, kaleminize sağlık. Sanki herhangi bir günün akşamında tv’de zaplarken duyduğumuz izahı zor haberler gibi geldi:) Hatta sadece “konu başlığının” yer aldığı ama konu dışında her şeyin konuşulduğu bol uzmanlı uzun tartışma gece programlarını anımsattı ilk bölüm. Korkarım herkes tartışmayı “sündürürken” cenaze ortada kalacak.
Ayrıca hikâyenin ana temasını oluşturan, kimlik-estetik ve değişkenlik bağlamını da ilgi uyandırıcı bulduğumu söylemeliyim. Sosyal kimlik, nasıl göründüğümüz ile bu kadar derinden bağlı iken, hukuki kimliklerimizin ise verilere dayalı olması ikiliği ilgi çekici :)
İkinci bölümse çok daha içimi gıcıkladı. “Bu bir tez konusu olsaydı” podcast fikrine amiyane tabirle o kadar tutuldum ki bu fikri hayata geçirseniz keşke veya yazılan tezler üzerinden “Yazdım da n’oldu?” serisi olsa ne harika olur :) Zihnimden bölümler akmaya başladı bile:) Sanırım ihtiyacımız da var böyle bir söylenceye...
Tefrikaya dönecek olursam, Elif’in ilk çıkışı, yani sorusu, Müslüman gençlik kanaat lideri ile aynı paralellikte. İkisi de “Niye şimdi?” sorusunu soruyor. Bu, bilinçli bir kurgu mu? Öncelikle bunu merak ettim.
İkinci olarak bu bölümdeki tartışma platformu farklı ama usul aynı: Odaktan saparak detaylarda lafı çoğaltma. Acaba biz gerçekten soru sorma/tartışma yetimizi mi kaybettik?
Detaylar yine çok sahici, her şeyi Aristo’dan başlatan sosyal bilimciden, Marmaray detayına, konunun savruluşuna...
Bu bağlamda belki gelecektir ama şunu da merak ettim; bir sonraki bölümde bir kısır gününe ışınlansak, altmışlarındaki dindar ama sosyal medya bağımlısı teyzeler bunu nasıl yorumlardı? Keşfetlerine mutlaka düşmüş olmalı. Veya on beş yaşlarındaki bir kız okuluna, malum botoks yaşı on sekizlere kadar düştü. Acaba “ahir ömründe” botoksa heveslenen teyzeyi nasıl yorumlarlardı? Öykü anın resmini çeken bir zaman makinesi gibi hissettirdi bana. Devamını ve açılacağı noktaları merakla bekliyorum, kaleminize sağlık.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.