
Marmaray istasyonu. Karı koca, sonu kavga ile biteceğini haber veren bir tartışma içinde. Sesler yükseliyor. Etraftan bakanların sayısı artıyor. Hatta, tartışmayı yorumlayanlar bile oluyor.
Yetmiş yaşlarındaki bir beyefendi kendi kendine söyleniyor: “Bunlar hep sabah programları yüzünden. Kadınlarda sınır serhat diye bir şey kalmadı. Boşuna Amerikalılar kasırgaların adını kadın koymuyor. Kadın milleti niyet etmesin bir kere, yıkıp geçiyor.”
Dinleyeni olup olmadığına aldırmadan kişisel monolog performansını titiz bir şekilde sürdürüyor.
Gençlerden biri “Uzayalım şuradan” diyor. “Sonunda Kadir Şeker olmak da var.”
O esnada dokuz yaşlarında bir çocuk cep telefonundan bir şarkı açıyor. Çiftin tartışması duyulmaz oluyor. Daha doğrusu bir Gönül Turgut şarkısı ile duyulmaz oluyor. Gönül Turgut’un sesi, tartışan karı-kocanın görüntüsünü sinematografik bir görüntüye büründürüyor: “Üzüntüyü bırak, sen yaşamaya bak...”
Şarkıyı beğenenler, çocuğa “Baksana küçük” diyor “Kim söylüyor o şarkıyı?”
Çocuk cevap vermiyor.
Bu çocuk ilerde sinemacı olur muhakkak, diyor içimdeki birkaç sesten biri. Tartışanlar bu çocuğun annesi ile babası mı? Bu şarkı annesinin en sevdiği şarkı mı? Evde tartıştıkları zaman annesine moral olsun diye bu şarkıyı mı açıyordu her defasında çocuk?
Mevsim kararsız. Bahar ile yaz arası. Güneşli alanlar sıcak, kuytular serin. Mevsimin kararsızlığına turistlerin dengesiz giyim kuşamı eşlik ediyor. Aynı mekân ve aynı zamanın içinde değilmiş gibi, kimisi askılı badi, mini şortlu, kimisinin sırtında kallavi deri ceketler. Sultanahmet Meydanı, mağripten maşrıktan, kuzeyden, güneyden, Asya’dan Afrika’ya, Katolik’inden Protestan’ına, Budist’ine bir dünya seçkisi sunarken müminler Ayasofya’da öğlen namazı kılabilmek için kuyrukta bekliyor.
Namaz kılmak için yer bulanlar sevinçli. Cemaat muazzam. Tam namaza durulmuş iken fonda bir müzik. Erik dalları çalıyor.
O erik dalları ki Belçika’nın erkek büyükelçisini de Fransa’nın kadın büyükelçisini de meydana indirmiş bir türküdür. Hadi kıl bakalım namazını, duy bakalım imam efendinin sesini.
Cep telefonunu sessize almayı bir türlü öğrenemeyen yurdum insanı, en azından cep telefonuna mekanik bir zil uygun görse de namazlarımızı fonda müzik olmadan eda edebilsek. Nasibime düşen cemaat namazları daima müzikli oluyor. Mahalle camisinde de öyle, aşkla gittiğim Ayasofya’da da, tenhalığı içime ukde olan Süleymaniye’de de.
Bir YouTube kanalı. Dinî içerikli videolar hazırlıyor. Ama hepsinin arkasında alakalı alakasız bir fon müziği. Sanki görüntü sözün, söz müziğin değerini azaltsın da ortaya bir yorgunluk, bıkkınlık kalsın niyetiyle yapılmış işler.
Hepsine katlanacaktım da Kur’an-ı Kerim tefsirine de fon müziği ilave edilişine denk gelince imdat diye bağırdım. Bağırdım da kim duydu? Oturup bu yazıyı yazdım.
Yazıyı yazdıktan iki gün sonra toparlayıp gazeteye göndermek üzere bilgisayarın başına oturdum. “Dedesinin cenazesinde müzik eşliğinde klip çekti” haberi düştü ekranıma.
Şarkıcı Umut Akyürek’in uyuşturucu tedavisi görmüş kızı, dedesinin cenazesinde fonda müzik eşliğinde tabuta sarılmış bir şekilde vidosunu çekip yayınlamış sosyal medyasında.
Ortalık ayağa kalkmış. Herkes kendi frekansında meşrebine, mizacına göre yorum yapıyor. Maksat etkileşim almak. Niyetler eylemleri belirliyor, sadece kötü olan ortalığa çıkarılıp servis ediliyor.
Göklerden asit yağıyor, yerin altında toprak kaynıyor.
Kötünün daha kötüsü ile yarıştığı bir zamanın içinde, etkileşime katkı sunmayalım diye şaşkınlığımızı, üzüntümüzü saklasak ayrı dert, eleştirsek ayrı dert ikileminin içinde yalpaladıkça yalpalıyoruz.
Evlat ile imtihan zor zanaat. Yaşamak zor zanaat. Yazmak zor zanaat.
Belki de en iyisi susmak. İçine içine kıvrılıp göklere bakmak...
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.