
ABD’nin en güncel nüfus sayımı verileri, Haziran 2025 sonu itibariyle nüfus artış hızının Amerikan tarihinin en düşük seviyesinde olduğunu gösteriyor. Özellikle 1990’lardan beri nüfus artış hızında net göçmenlerin önemli katkısı var ancak en son veriler net göçte büyük düşüş yaşandığını gösteriyor. Dünyanın birçok ülkesinde tecrübe edilen düşük doğum oranları ABD’de tecrübe ediliyor ancak nüfus artış hızının yavaşlamasında ana etken bu değil. Amerika’da son 20-30 yılda nüfus artışı görece yavaşlamış olsa da net göç rakamları nüfus artışını nispeten sağlıklı bir seviyede tutmayı başardı. Ancak son rakamlar net göçte büyük bir düşüş yaşandığını gösteriyor ve bunun da göçmenlik konusunda alınan sert tedbirlerin bir sonucu olduğu açık. Amerika’nın sınır güvenliği konusunda yaşadığı sorunları gidermek adına alınan sert tedbirler ‘Amerikan rüyası’ vaadine gölge düşürerek ülkeyi cazibe merkezi olmaktan çıkardı. Dahası göçmen topluluklara karşı takip edilen sınır dışı etme politikası göçmenlerin kendini güvende hissetmediği bir ortam yaratmış durumda. Bunun sonucu olarak yüzbinlerce göçmenin ülkeyi gönüllü olarak da terk ettiği şu günlerde, Trump yönetiminin politikalarının nüfus artış hızının düşüşünde kritik biçimde etkili olduğu görülüyor.
Amerikan nüfusunun 2025 ortası itibariyle artış hızı %0,5 seviyesinde seyrediyor. Bu oran pandemi yılları dışında Amerikan tarihinin en düşük seviyelerinden birini temsil ediyor ve bu artışın tamamı net göç sayesinde gerçekleşmiş durumda. Doğum ve ölüm oranları bir önceki yıla göre aynı seviyede kaldığı için yarım puanlık artışın kaynağı net göç. Bu da Amerika’nın sağlıklı nüfus artışı seviyesini koruyabilmesi için göçe ihtiyaç duymaya devam ettiğini gösteriyor. 2024’te Biden’ın sınır güvenliğini sağlamakta geciktiği göç politikasının sonucu olarak 2,5-3 milyon civarında gerçekleşen net göç, geçen yıl yaklaşık yarı yarıya azalmış. Bu keskin düşüşün nedeni Trump yönetiminin göç politikası olarak öne çıkıyor. Ülkenin giderek esmerleşmesinden rahatsız olan beyaz kesimlerin tepkisini iktidara taşıyan Trump, göç meselesini iç siyaset malzemesi olarak kullanırken ülkenin demografik ve ekonomik ihtiyaçlarını göz ardı eden bir noktaya gelmiş durumda.
Trump’ın ikinci döneminde göç politikası sınır güvenliği söyleminin ötesine geçerek legal göçü de zorlaştıran bir noktaya geldi. Sıkılaştırılan sınır kontrolleri, geçici koruma statüsünün birçok ülke vatandaşı için kaldırılması, iltica süreçlerinin zorlaştırılması, yasal göç başvurularının yavaşlatılması ve H1B gibi vizelere getirilen astronomik harçlar Amerikan iş gücü piyasasını da daraltan bir etki yaratıyor. Trump’ın politikaları sadece düzensiz göçü caydırmıyor aynı zamanda eğitim, sağlık ve teknoloji gibi sektörlerde yasal yollarla gelmeyi düşünen göçmenleri olumsuz etkiliyor. Uzun yıllar, göç olgusu Amerikan ekonomik gücüne en fazla katkıyı yapan dinamiklerden biri oldu ve ülkenin stratejik kapasitesini geliştirdi. Amerika’nın ekonomik dinamizmi, yenilikçiliği ve rekabet gücü büyük ölçüde genç ve üretken göçmen nüfusu sayesinde oldu. 2008 ekonomik krizinden beri giderek politik kutuplaşmanın aracı haline gelen göç meselesindeki negatif tavır Trump’la birlikte zirve yapmış görünüyor.
Trump yönetiminde küresel liderlik rolünden vazgeçme yolunda hızla ilerleyen Amerika, dünyanın en üst seviye yeteneklerini kendine çeken ülke olmaktan da uzaklaşıyor. Bu anlamda yumuşak gücünü kaybeden Amerika, eğitimli elit entelektüel ve akademisyenlerini Avrupa’ya kaptırmaya dahi başladı. Araştırma üniversiteleri, Silikon vadisi, göçmen girişimciliği, çok kültürlü iş gücü ve kolay iş yapma kültürü gibi özellikleriyle dünyanın en önemli cazibe merkezi olan bir ülkenin göçmen karşıtı politikalar izlemesi yetişmiş insan kapasitesine darbe vuruyor. Uluslararası öğrenci ve akademisyenlerin Filistin meselesindeki siyasi görüşleri yüzünden hedef alınması gibi örnekler de ifade hürriyeti gibi prensiplerinde aşınma ve gerilemeye işaret ediyor. Dünyanın en iyi yeteneklerini ekonomisine entegre etmeyi başaran göç anlayışından uzaklaşması, net göç azalmasının sadece demografik bir sorun değil aynı zamanda ekonomik bir zayıflık yaratacağına işaret ediyor.
Trump’ın tabanı için göç ekonomik kaygıların yanında ve belki de bunlardan daha fazla şekilde kültürel ve kimliksel bir mesele olarak öne çıkıyor. Ülkenin ‘asıl sahipleri’ hisseden bu kesimler ‘ülkeyi geri almak’ fikriyle motive oluyorlar. Ancak bu yaklaşımın orta ve uzun vadede ABD’nin iş açığını derinleştirme, nüfusun yaşlanmasını hızlandırma ve eyaletler arası ekonomik farklılıkları ağırlaştırma gibi riskler doğuracağı açık. California ve New York gibi ülke ekonomisine en fazla katkıyı veren eyaletlerin aynı zamanda en fazla uluslararası göç alan eyaletler olması rastlantı değil. Ancak bu eyaletlerin nüfusunun duraklaması ve hatta gerilemesi ülke ekonomisine de olumsuz etki yapacaktır. Amerika’nın cazibesini yitirmesi; Kanada, Avrupa, Körfez ve Asya ülkelerine göçü de artırarak diğer ülkelerin Amerika’yla rekabet gücünü artıracak görünüyor. Tersine beyin göçünün Çin gibi ülkelerin ne kadar işine yaradığı da biliniyor. Bu dinamikler, Amerika’nın göçmenler için artık cazip bir ülke olmaktan çıktığına ve bunun da Amerika’nın stratejik insan gücünü zayıflattığına işaret ediyor.
Sonuç olarak Amerika’nın nüfus artış hızının yavaşlaması ve bunun ana nedeninin sertleşen göç politikaları olması, ülkenin en önemli avantajlarından birisinin iç siyasete kurban edilmesi anlamına da geliyor. 30 yıldır konuşulan ama bir türlü gerçekleştirilemeyen göçmenlik reformu çabaları, artık göçün suçla anıldığı bir söyleme dönüşmüş durumda. Ani düzensiz göçün baskısına çözüm bulmak adına göçmen karşıtı politikalar izlemek, Amerika gibi yetişmiş insan gücü ihtiyacının önemli bir kısmını uluslararası göçten karşılayan bir ülke için önemli handikaplar doğuruyor. Trump yönetiminin uluslararası liderlikten geri çekilirken Amerikan gücünü en ham haliyle uygulamak istediği bir dönemde, bu gücün sadece askeri ve ekonomik güçle oluşmadığını ve insan gücüne dayandığını unutması kritik bir dönüm noktası olacaktır. Bu gerçeği göz ardı eden göç politikaları, hem ülkenin demografik gelişmesini yavaşlatma hem de yetişmiş insan kapasitesini zayıflatma riski doğuracaktır.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.