
Super Bowl Amerikan futbolu şampiyonunun belirlendiği final maçı olmasının çok ötesinde bir anlama sahiptir. Sosyal ve kültürel bir kutlama ritüeli olmanın yanı sıra ‘show business’ sektörünün ikonik anlarından birine de tekabül eder. Son yıllarda toplumsal kutuplaşmanın ana cephelerinden biri haline gelen Super Bowl’un devre arası şovunu bu sene Porto Rikolu rap’çi Bad Bunny’nin gerçekleştireceği açıklandığında siyasi mesaj verileceği de kesinleşmiş olmuştu aslında. Dünyanın belki de en ‘Amerikan’ sporu olan Amerikan futbolunun final maçında neredeyse tamamını İspanyolca olarak gerçekleştirdiği şovuyla Amerikan kimliğinin çok kültürlülüğünü hatırlatan Bad Bunny, muhafazakâr beyaz Amerika’nın tepkisini çekti.
Amerika’nın ABD’den ibaret olmadığını savunurcasına Kuzey ve Güney Amerika’daki bütün ülkelerin bayrakları eşliğinde gösterisini tamamlayan sanatçı, alttan alta Trump’ın nativist ve ulusalcı göçmen politikasını eleştiren göndermeleriyle gündem oldu. Latin Amerika kültürünün Amerika’nın ayrılmaz bir parçası olduğu mesajını vermeye çalışan performansa karşı Trumpçı muhafazakarların alternatif şov hazırlaması da ülkenin kimlik çatışmasının tüm hızıyla devam ettiğini gösterdi. İki farklı Amerika vizyonunu yansıtan rakip şovların yarışı, Trump döneminde beyaz Amerika’nın dar ulusalcılığıyla çok kültürlülüğün mücadelesinin toplumsal bir fay hattı haline geldiğine işaret ediyor.
Jerry Maguire (Yeni Bir Başlangıç), Blindside (Kör Nokta) ve Any Given Sunday (Herhangi bir Pazar) gibi birçok klasik filme konu olan Amerikan futbolu, sınıfsal farklılıklar, ırkçılık, kapitalist spor endüstrisinin acımasızlığı, Amerikan rüyasının asıl yüzü, sosyal mobilite ve siyasi güç mücadelesi gibi temalarla Hollywood’a bolca malzeme üretmiştir. Amerikan futbolu erkeksiliğin, fiziki gücün, zorluklara katlanmanın ve askeri sembollerle süslü milliyetçiliğin ifadesi haline gelmiştir. Amerikan taşrası ve küçük şehir kültürünün en önemli ögelerinden biri olan futbol, üniversite takımlarının da sponsorluk ve seyirci gelirleri üzerinden büyük bir ekonomik güç edinmesini sağlar. Oyuncuların toplumsal kökenlerinden medya endüstrisinin gücüne kadar birçok açıdan ele alınabilecek bir fenomen haline gelen Amerikan futbolu, ülkenin kendine ilişkin ‘imkansızı başaran kahraman’ şeklindeki muhayyilesinin en öne çıkan ifadelerinden biridir.
Amerikan futbolu, ABD dışında çok az ülkede sosyal ve kültürel bir karşılığı olan ve bu anlamda tam da ‘Amerikan ayrıksılığının’ bir ifadesi olması itibariyle milliyetçi anlatım için de gurur kaynağı olan bir spordur. Altı aylık sezon ve play-off döneminin sonundaki finalin adı olan Super Bowl maçını sadece futbol severler değil bütün Amerika’nın izlemesi adet haline gelmiştir. Aile ve arkadaş buluşmaları, otoparklardaki barbekü partileri, ilk kez gösterime giren reklam araları ve devre arası şovuyla tam bir tüketim şölenine dönüştürülen maç aynı zamanda Amerikan kimliğinin kutlandığı bir kültürel olguya dönüşmüştür. Ancak bu Amerikan kimliğinin içeriği ve nasıl kutlanması gerektiği sorusu son senelerde ülkenin siyasi kutuplaşmasının bir yansıması olarak büyük tartışmaların konusu haline geldi. Amerika’nın en geleneksel pazar eğlencesi, toplumsal ayrışmayla yüzleşilen ve kimliksel çatışmaların onarılmaya çalışıldığı bir sahneye dönüşmeye başladı.
2016 yılında Colin Kaepernick’in polis şiddeti ve ırkçılığı protesto amacıyla ulusal marş sırasında diz çökmesi ve bunun yarattığı sert tartışmalar, bir yandan ırksal adalet meselesini ulusal gündeme taşırken bir yandan da muhafazakarlarla liberaller arasındaki ayrışmayı derinleştirmişti. Başkanlık kampanyası dönemine rast gelen bu olayı sert bir dille eleştiren Trump, bu tür protestoların bayrak ve marş gibi sembollere karşı olduğunu savunarak anti-Amerikan ilan etmişti. Profesyonel kariyerinin sona ermesine neden olay sonrasında Kaepernick Nike ile büyük bir reklam kampanyası başlatarak polis şiddeti ve sosyal adalet projelerinde yer aldı. Sporcu-siyaset ilişkisinden ırk politikalarına, milli kimlikten Ulusal Futbol Ligi’nin ticari kaygılarla ifade hürriyetini sınırlamasına kadar birçok tartışmayı gündeme getiren olay, bu büyük spor olayının devre arası şovlarının ve reklamların içeriklerini çok daha hassas hale getirdi.
Oliver Stone’un yönettiği ve Al Pacino’nun meşhur ‘inch by inch’ (santim santim) konuşmasıyla yıldızlaştığı Any Given Sunday filminde, Amerikan futbolu yalnızca sahada kazanılan bir spor mücadelesi değil büyük sermaye, medya gücü ve kültürel kimlikler arasında kıyasıya devam eden güç savaşının sahnesi olarak resmedilir. Geçtiğimiz pazar gününün Super Bowl’u benzer şekilde iki farklı Amerika tasavvurunun çarpıştığı bir kültürel arena hissiyatı veriyor. Devre arası şovu artık spor eğlencesinden ibaret değil, Amerikan kimliğinin sınırlarının tanımlanmaya çalışıldığı sembolik bir referanduma dönüşmüş durumda. Bu referandum Amerika’nın kültürel bütünleşmeyle kimlik çatışması arasında yapacağı bir seçime işaret ediyor. Al Pacino’nun ‘ya takım olarak şimdi iyileşiriz ya da bireyler olarak ölürüz’ sözleri de bu kritik dönemeci özetleyen bir metafor olarak öne çıkıyor. Bad Bunny’nin şovunun sonunda kameralara gösterdiği topun üzerindeki ‘birlikte, biz Amerika’yız’ ifadesi de buna benzer bir bütünleşme çağrısı olarak okunabilir.
Kaepernick’in ulusal sembollerin Amerika’nın ırksal sorunlarını maskelediği yönündeki eleştirisi, Bad Bunny’nin Amerikan kimliğinin içeriğinin tek bir kimliğe indirgenmeye çalışıldığı şeklindeki eleştirisiyle benzeşiyor. Her ikisi de Amerikan rüyasının her ırk ve etnik köken için aynı olmadığına vurgu yaparak milli kimliğin çok daha geniş tasarlanması gerektiğini savunuyor. Bunların karşısında Amerikan ulusal sembollerinin kutsallığından dem vuran ve Amerika’nın beyaz ve Anglo-Sakson hâkim sınıfın asli değerlerine dönmesi gerektiğini savunan Trumpçı ulusalcı çizgi yer alıyor. Bu kimlik mücadelesinin net bir kazananı olup olmayacağını öngörmek zor. Ancak Super Bowl gibi klasik bir Amerikan kültürel eğlencesinin siyasi kutuplaşmanın en yeni cephelerinden biri haline gelmiş olması, Amerika’nın kimlik çatışmasının hayatın her alanına sirayet ettiğini gösteriyor.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.