Dünyaya geldim gitmeye

04:003/07/2026, Cuma
G: 3/07/2026, Cuma
Yeni Şafak Haberlerini Daha Sık Gör: Tıkla ve Google'da Favorilere Ekle!
Mahmut Ay

Bir kısmınız bugün bu satırları okurken bendeniz ameliyat masasında olacağım. Basit de olsa ameliyat ameliyattır. Bu ameliyat vesilesiyle “ölüm meleği”nin yapacağı “son ameliyat”ı bir kez daha tefekkür ettim. Aciz ve fani olduğumu, er ya da geç bir gün bu dünya hayatımın nihayete ereceğini ve sonrasında nihayetsiz bir hayata kanat çırpacağımı yeniden hatırladım. Yarım asra yakın bir sürede yaşanmışlıkları ve yaşanamamışlıkları düşündüm; acısıyla tatlısıyla anılarım hayal dünyamda şeffaf bir tülün

Bir kısmınız bugün bu satırları okurken bendeniz ameliyat masasında olacağım. Basit de olsa ameliyat ameliyattır. Bu ameliyat vesilesiyle “ölüm meleği”nin yapacağı “son ameliyat”ı bir kez daha tefekkür ettim. Aciz ve fani olduğumu, er ya da geç bir gün bu dünya hayatımın nihayete ereceğini ve sonrasında nihayetsiz bir hayata kanat çırpacağımı yeniden hatırladım. Yarım asra yakın bir sürede yaşanmışlıkları ve yaşanamamışlıkları düşündüm; acısıyla tatlısıyla anılarım hayal dünyamda şeffaf bir tülün ardından hızlıca canlanıverdi. O anılar ki yalnız bana ait, yalnız benim.

Her insanın anıları, yalnızca kendi hafızasında ve hayal dünyasında vücut bulur. Başka kimse o anıları o hâliyle yaşayamaz, hayal dünyasında canlandıramaz. Zira her insan, gerçek hayatının tek öznesi olduğu gibi hayal dünyasının da tek öznesidir. O açıdan anılar biriciktir ve pek kıymetlidir. Bir insan öldüğünde, yok olan sadece beden değildir, anılardır aynı zamanda.

Anılar, sığınaklarımızdır bizim; hayatın zorlukları altında bunalmışlık hissiyle çare aradığımız zaman. Anılar, dostlarımızdır bizim; dost kıtlığı yaşadığımız, bir yudum muhabbete ve sevgi kokan bir sohbete hasret kaldığımız zaman. Anılar, izlerimizdir bizim; ezelden ebede sonsuzluk ufkunda bıraktığımız. Anılar, parçalarımızdır bizim; her birinde kalpten bir duygu koparıp bıraktığımız. Anılar, amel defterlerimizdir bizim; baktıkça kendimize ayna tuttuğumuz, hesap gününü, cenneti ya da cehennemi yaşadığımız.

Bu duygularla anılarımı yeniden düşündüm. Ne çok şey yaşamışım! Ama hepsi de anılar müzesine kaldırılmış. Benden başka ziyaretçisi olmayan o müzeye. O müzenin bazı odaları çok müstesna, girince çıkmak istemiyor insan. Bazıları da var ki kapısını dahi aralamak sevimsiz, üzücü ya da ürkütücü geliyor. Ve işin tuhafı şu ki o müzeye yaptığınız her ziyaret de yine o müzenin yeni bir parçası oluveriyor. Anı içinde anı, ân içre ân.

Şunu düşündüm bir de: Bir gün bu fani hayata veda ettikten sonra, bu âlemdeki varlığımız yine anılar sayesinde devam edecek. Ama bu sefer başkalarının anılarında. Anılarda yaşadığım sürece var olacağım. İyi anılar bıraktıysam “iyi” bir insan olarak, kötü anılar bıraktıysam “kötü” bir insan olarak. Yani hayattayken yaptığım iyilik ve kötülüklerin etkileri ve izleri, başkalarının anılarında var olmaya devam edecek. O hâlde “iyi” olmalı ve iyilik etmeli ki ölümden sonra bile anılarda iyiliğimiz baki kalsın. Ne demiş şair “Bâki kalan bu kubbede bir hoş seda imiş!” Hoş bir seda bırakabilenlere ne mutlu!

İyi anılar bırakarak yâd-ı cemil ile anılmak, peygamberlerin de dileğidir. Hz. İbrahim’in bir niyazı şöyledir: “Ya Rab! Ardımdan yâd-ı cemil ile anılabilmeyi nasip eyle! Ve beni naîm cennetine varis kıl!” (Şuarâ 26/84). Hz. İbrahim’in öldükten sonra yâd-ı cemil ile anılma dileğini cennete varis olma niyazıyla yan yana getirmesi de manidar olsa gerektir. Demek ki yâd-ı cemil ile anılmak, ölüm sonrasında “anılar cenneti”nde yaşamaktır. Muhtemelen cennetteki nimetlerden biri de dünyadaki güzel anıları zamansızlık ufkundan seyretmek olacaktır.

Evet dostlar! Geldik, yaşadık, gördük ve gidiyoruz. Dönülmez akşamın ufku hepimiz için yaklaşıyor; yalnızca zamanları farklı. O hâlde, burada kalıcı olmadığımızı, bizi buraya gönderen Mutlak Kudret’e bir gün mutlaka döneceğimizi unutmamalı. O’na “bezm-i elest”te verdiğimiz sözü hatırlamalı. Şunu hissetmeli ki bizim varlığımız, basit bir varoluş değil, varoluş nedenimiz bir erkek ve dişinin bedensel bir ilişkisinden ibaret değil. Bizim varlığımız, Ebedi ve Ezeli olan Hak Teâlâ’nın varlığından bağımsız değil. O var olduğu için ben -göreceli olarak- varım. Varlığım, O’nun ezeli ilminde vücut buldu. O’nun ilmi, ezeli ve ebedi olduğuna göre benim O’nun ilmindeki varlığım da ezeli ve ebedi. Hâsılı; benim hikayem, ana rahmine düşmeyle başlayıp toprağın bağrına gömülmeyle biten basit bir hikâye değil. Ezelden ebede ilm-i ilâhîde var olan bir hakikatin, bu dünya âleminin şartlarına uygun bir şekilde zuhura gelmesinden ibaret. Bu dünyadaki hayatım son bulunca varlık âleminde yok olmayacağım. Başka bir boyutta var olmaya devam edeceğim. Ne kadar heyecan verici bir ufuk!

O’nun beni yaratması, O’nun bana merhamet etmesidir. Zira Kur’ân-ı Hakîm’e göre yaratma, rahmet tecellisidir. Kur’an, yaratmayı Rahman ismine nispet ederek yaratmanın Rahman ismindeki rahmetin zuhura gelmesi olduğuna işaret eder. O, bana merhamet edip değer vererek beni var ettiğine göre beni seviyor olmalı. O hâlde O’nu sevmeli, O’na özlem duymalı, O’ndan korkmamalı. Kendimizden; yani yaptığımız kötülüklerden, düştüğümüz hatalardan korkmalı. Âriflerden Muhâsibî’nin, Risâletu’l-Müsterşidîn’de (s. 82) çok hoş bir sözü vardır: “Lâ tehaf illâ zenbek! Ve lâ tercu illâ Rabbek! (Yalnızca günahından kork! Ve yalnızca Rabbinden ümitvar ol!).

Hikmetli Kitap, hakiki imanın O’nu her şeyden çok sevmekle kaim olduğunu ve O’na muhabbet kıvamında bir imanla bağlananların O’na kavuşma özlemi içinde olduklarını bildirir (Bakara 2/165, Kehf 18/110, Ankebût 29/5). Dünyanın faniliğini ve aslında burada bulunuş amacımızın O’na aşkla bağlanıp O’nun tecellilerini coşku ve heyecanla seyredebilmek olduğunu Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri ne güzel ifade buyurmuş: “Can ellerinden gelmişem, fâni mekânı neylerem/Ol mülke meylim salmışam, ben bu cihanı neylerem/Dünyaya geldim gitmeye, ilm ile hilme yetmeye/Aşk ile ân seyretmeye, ben în ü ânı neylerem.”

“Yakîn”i (ölüm) tecrübe etmeden “Yakın Olan”ı (el-Karîb) fark etmeye çalışanlardan, O’na aşkla inanan, şevkle yönelen, muhabbetle bağlanan, edeple kulluk eden ve O’na kavuşma arzusuyla “ölüm anı”nı hasretle bekleyenlerden olabilmek niyazıyla!

Allah bes, bâki heves!

#aktüel
#hayat
#din
#mahmut ay