
Haçlı seferlerinin başında Müslüman devlet adamlarının, Haçlıların niyetini tam olarak fark edemedikleri anlaşılmaktadır. Zira görünen manzara şudur: Haçlılar, kendi aralarındaki güç çatışmalarına rağmen bir şekilde birleşmeyi başarıp Kudüs ve çevresini kalıcı olarak işgal edip Anadolu’dan Müslüman Türkleri atma ve ekonomik menfaat elde etme hedefine odaklanmışlardır. Müslüman devlet adamları ise kendi aralarındaki güç kavgalarından, Haçlılarla mücadele etmeye fırsat bulamamıştır. Bu duruma dair bazı misaller verelim.
Selçuklu hükümdarı Tutuş’un oğlu Rıdvan, babasının ölümünden sonra kendisini Halep Meliki ilan eder. Haçlıların, güçlü bir şekilde bölgeye yerleştiğini görünce Haçlıların Antakya Naibi Tankred'in yanında yer alır, Haçlılarla mücadele eden ve kendisi gibi Müslüman Türk komutanlar olan Musul Valisi Çökürmüş ve Artukoğlu Sökmen’e karşı savaşır. Ayrıca o dönemde Haçlılarla iyi ilişkiler kurmaya çalışan Şiî Fâtımîlerle arasını iyi tutmaya çalışır, Haçlılarla mücadele eden Sünnî devletlerden uzaklaşarak kısa bir süreliğine de olsa Fatimi Halifesi el-Müsta’li adına hutbe okutur. Ancak Haçlıların niyetinin tüm bölgeyi ele geçirmek olduğunu anlayınca onlarla mücadeleye girer ve diğer Müslüman devletlerden yardım ister (Aydın Usta, Çıkarların Gölgesinde Haçlı Seferleri, s. 93-98).
Büyük Selçuklu Sultanı Muhammed Tapar, iktidara gelince Musul'un idaresini, Berkyaruk’u destekleyen Çökürmüş'ten alarak kendi adamı Çavlı'ya vermek ister. Çavlı, Musul yakınlarında Çökürmüş ile savaşarak onu yener. Artukoğlu İlgazi'nin emrindeki Türkmenlerle birlikte Halep Meliki Rıdvan’ın da desteğini alan Çavlı, Haçlılarla savaşmak yerine Anadolu Selçuklu Sultanı I. Kılıç Arslan ile savaşır ve onu yener. Geçen haftaki yazımızda zikredildiği üzere, zekice taktiklerle Haçlıları üç defa mağlup eden I. Kılıç Arslan, bir Selçuklu komutanı tarafından yenilir. Ne hazindir ki Haçlıların yapamadığını bir başka Selçuklu komutanı yapmıştır. Haçlılara kök söktüren I. Kılıç Arslan, bu savaştan kaçarken girdiği Habur nehrinde zırhının ağırlığı sebebiyle boğulmuştur (Usta, s. 99-100).
Çavlı’nın sudan bahanelerle Artukoğlu İlgazi’yi tutuklatmasının ardından Halep Meliki Rıdvan da Çavlı’dan ayrılır. Böylece bu üçlü ittifak bozulur. Sonrasında Büyük Selçuklu Devleti’nin Musul valisi olan Çavlı, güçlenince kendi devletine de kafa tutar. Bunun üzerine Büyük Selçuklu sultanı Muhammed Tapar, Mevdud’u bir orduyla Musul’a gönderir. Çavlı, Musul’dan kaçar. Güçlü ordusuyla tehdit oluşturan Çavlı’dan çekinen Halep Meliki Rıdvan, ona karşı Haçlıların Antakya kontu Tankred ile iş birliği yapar. Hâlbuki Haçlılar Halep civarını kısa bir süre önce yağmalamışlardır ve Halep’i ele geçirmek için fırsat kolluyorlardır (Usta, 101-103). Rıdvan’ın, böyle bir süreçte kendisini Haçlılarla iş birliği yapmak zorunda hissetmesi, Müslüman devletlerin bölünmüşlüğünü göstermesi açısından çok manidardır.
Rıdvan, Antakya kontu Tankred ile ittifak kurarken Çavlı da Urfa kontu II. Baudouin ve Joscelin ile ittifak kurar. Sonunda Tel Bâşir’de savaşırlar ve Tankred ile Rıdvan’ın birlikleri galip gelir. Ancak Tankred’in adamları, yalnız kalan Rıdvan’ın güçsüzlüğünü fırsat bilip bu ittifakı sona erdirerek Halep civarını yağmalar (Usta, s. 103-105).
Büyük Selçuklu Devleti’nin Musul valisi Mevdud, birkaç küçük Müslüman devletin askerlerinden oluşan bir orduyla Tel Bâşir’de Haçlıları kuşatır. Müslümanların galip gelmesi beklenirken Mevdud'un kuvvetleri arasında önemli bir yere sahip olan Ahmedil, Haçlıların para teklifini kabul ederek kuşatmayı kaldırtır (Usta, 110-111). Halep’e giden Mevdud’u, Halep emiri Rıdvan şehre sokmaz ve Selçuklu ordusunu taciz etmeye başlar. Duruma kızan Mevdud Halep’i kuşatır ve çevresini yağmalatır. Ne üzücüdür ki Haçlılarla savaşmak üzere teşekkül eden ordu, başka bir Müslüman grupla çatışmaya girmiştir. Haçlılara karşı Mevdud komutasında büyük umutlarla başlayan bu harekât, çıkar ilişkileri ve siyasi entrikalar sebebiyle tam bir hayal kırıklığına dönüşmüştür. Seferin başından itibaren yaşananlar, Müslümanlar arasındaki karmaşayı açık şekilde göstermiş, bir kere daha şahsi çıkarlar birlik ruhunun önüne geçmiştir (Usta, s. 111-112).
Çeşitli nedenlerle ordusu küçülse de Mevdud, Haçlılara karşı önemli zaferler kazanır. Ancak Şam’da Atabek Tuğtekin’in misafiri iken Cuma namazı çıkışında muhtemelen Rıdvan’ın gönderdiği bir haşhâşî tarafından öldürülür. Şam Atabegi Tuğtekin ve Mardin Artuklu Emiri İlgazi, Sultan Muhammed Tapar’ın kendilerini asi olarak görmesinden çekindikleri için Selçuklu ordusuna karşı Antakya Kontu Roger de Salarne ile iş birliği yapmaya karar verirler ve Selçuklu’nun yeni komutanı Hemedan Atabegi Porsuk’a karşı Haçlılarla birlik olup mücadele ederler (Usta, s. 112-116). Ancak sonraki süreçte hatasını anlayan İlgazi, Haçlılarla yapılan mücadelede Müslümanların başkomutanı olacak ve Tel Afrin savaşını kazanacaktır.
Büyük Selçuklu Devleti’ne karşı kurulan Müslüman-Haçlı ittifakı, Tel Danis Savaşı'nın hemen ardından sona ermiştir. Mevdud'un Urfa üzerine düzenlediği ilk seferden, Tel Danis Savaşı'na kadar uzanan bu süreçte yaşananlar, Haçlılara karşı mücadelede Suriye'nin Müslüman hakimlerinin birlik ve cihat gibi kavramlara henüz yeterince aşina olmadıklarını göstermiştir. Büyük Selçuklu Sultanı Sultanı Muhammed Tapar'ın büyük gayretleriyle düzenlenen seferlerin şahsi çıkarlar dolayısıyla başarısızlığa mahkûm edilmesi, Haçlıların bölgede daha güçlü şekilde yerleşmelerine sebebiyet vermiştir. Böylece Müslümanlar, belki de çok daha erken bir dönemde Haçlıları ortadan kaldırma şanslarını da yitirmiş oldular (Usta, s. 118).
Haçlı seferlerinin ilk yıllarında Müslüman devlet(çik)ler arasındaki mücadelelere dair çok özet bir bilgi aktarmış olduk. Bu anlatılanlar, geçmişte yaşanmıştır ancak benzerleri bugün de yaşanmaktadır. Burada verdiğimiz özet malumat, “kuru bilgi” değil “doğru bilinç” kazanmak içindir. Bugünü doğru okumanın yolu, geçmişi doğru okumaktan geçer. Dünün hatalarını bugün tekrar etmemek için tarihten ders çıkarmak gerekir. Son iki yazımızda verilen bilgilerden çıkan sonuç şudur: Haçlı seferlerinin başarılı olmasının en önemli sebebi, Müslüman devlet adamları arasındaki lüzumsuz rekabet ve çatışmalardır. Bu çatışma ve bölünmüşlük, Haçlıların Antakya, Urfa ve Kudüs başta olmak üzere çeşitli İslam beldelerini işgal etmesine sebebiyet vermiştir.
İslam dünyası bugün de bölük pörçük durumdadır. Bu bölünmüşlük, Batı’nın onu siyasî, ekonomik ve kültürel açılardan sömürgeleştirmesine yol açmaktadır. Müslümanlar, bugünkü zillet hâlinden kurtulup izzetli bir duruma yükselmek istiyorsa, ilk yapılması gereken iş, Müslümanlar arasında “birlik” şuurunun güçlendirilmesi, siyasî rekabetin ve çatışmaların mümkün mertebe azaltılması ve İslam İşbirliği Teşkilatı’nın güçlendirilerek NATO benzeri bir kuruma dönüştürülmesidir. Onurlu bir gelecek inşa edebilmek için Müslümanların bunun dışında bir seçenekleri yoktur.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.