Selahattin Eyyûbî’nin başarılı olmasının en önemli sebebi: Müslümanlar arasında birliği sağlaması

04:001/05/2026, Cuma
G: 1/05/2026, Cuma
Mahmut Ay

Son iki yazımızda Haçlıların başarılı olmasının en önemli sebebinin, o dönemdeki Müslümanların bölünmüşlüğü olduğunu göstermeye çalıştık. Bugünkü yazımızda da Haçlıları mağlup eden Selahattin’in başarısının en önemli sebebi üzerinde duracağız. Akif’in ifadesiyle “Şarkın en sevgili sultanı”, Fransız tarihçisi Champdor’un ifadesiyle “İslâm’ın en saf kahramanı” olan Selahattin Eyyûbî denince akla Kudüs’ün fethi geliyor. Selahattin, seksen sekiz yıl boyunca Haçlıların işgalinde kalan Kudüs’ü yeniden

Son iki yazımızda Haçlıların başarılı olmasının en önemli sebebinin, o dönemdeki Müslümanların bölünmüşlüğü olduğunu göstermeye çalıştık. Bugünkü yazımızda da Haçlıları mağlup eden Selahattin’in başarısının en önemli sebebi üzerinde duracağız.

Akif’in ifadesiyle “Şarkın en sevgili sultanı”, Fransız tarihçisi Champdor’un ifadesiyle “İslâm’ın en saf kahramanı” olan Selahattin Eyyûbî denince akla Kudüs’ün fethi geliyor. Selahattin, seksen sekiz yıl boyunca Haçlıların işgalinde kalan Kudüs’ü yeniden İslam’ın toprağı hâline getiren İslam kahramanının adıdır. Peki, ne oldu da Kudüs’ü işgal eden, Antakya, Beyrut ve Urfa gibi şehirlerde kontluklar kuran Haçlıları Selahattin nihâî olarak yenebildi? Daha önce de I. Kılıç Arslan, Muhammed Tapar ve Nureddin Zengi gibi devlet adamları Haçlılara karşı ciddi mücadeleler vermişti. Hatta bazı savaşlarda onları yenmişlerdi. Ancak onlar bir türlü bu mücadelede kesin olarak muvaffak olamadılar. Hiç şüphesiz Selahattin’i bu mücadelede muvaffakiyete taşıyan en önemli sebep, Müslümanların birliğini sağlayabilmiş olmasıdır. Yalnız “Selahattin Müslümanların birliğini sağladı.” sözünü, “O dönemde yaşayan dünyadaki tüm Müslümanların birliğini sağladı.” şeklinde anlamamak gerekir. Selahattin’in sağladığı birlik, bugünkü Suriye, Mısır ve Kuzey Irak’taki Müslümanların birliğidir.

Peki Sultan Selahattin, Müslümanların birliğini nasıl sağladı, bu amaç için nasıl bir strateji izledi?

Selahattin’in, Nurettin paranteze alınarak değerlendirilmesi doğru olmaz. Türk-İslam tarihinin önemli devlet adamlarından olan Nurettin Zengî, Haçlılara karşı başarılı olabilmek için Müslümanların birliğinin sağlanması gerektiğine inanmıştı. Bunun için civardaki emirlikleri hakimiyeti altında birleştirip Haçlılarla yekvücut olarak mücadele etmek istiyordu. Ancak ömrü buna yetmedi. Selahattin’in babası ve amcası Şirkuh, Nurettin’in en güvendiği komutanlardandı. Bu sebeple gençliğini Nurettin’ın yakınında geçiren Selahattin, Haçlılara karşı “İslam birliği”ni sağlama hususunda ondan çok şey öğrenmiş olmalıdır. O, Nurettin’in stratejisini takip ederek, onun yarım kalmış idealini gerçekleştirmiştir.

Selahattin, çocukluğundan itibaren Kudüs başta olmak üzere Haçlıların işgal ettikleri İslam beldelerini onlardan geri almayı kendisine “ana hedef” belirlemişti. Bunun için de Nurettin’den öğrendiği “İslam birliğini sağlama” stratejisini uygulamak gerektiğine inanmıştı. Bölgedeki Müslüman emirler, siyasi çıkarları için birbirleriyle düşmanca savaşırken onun tek düşmanı vardı: Haçlılar. Bunu Halep, Musul gibi şehirlerin emirlerini mağlup edip onlarla yaptığı anlaşmalarda çok net görüyoruz. Zira bu anlaşmaların hemen tamamında şöyle bir madde dikkat çeker: Selahattin, Haçlılarla savaştığında buradaki emirler kendisine “cihat” için asker gönderip yardım etmelidir.

Selahattin, uzun zamandır birbirleriyle savaşan ve “cihat” kavramını neredeyse unutan Müslüman devlet adamlarına, “cihat” kavramını hatırlatmıştır. Abbasi halifesine, Müslüman emirliklere ve tüm Müslümanlara yaptığı “cihat” çağrılarıyla İslam dünyasını müşterek düşman karşısında cihat şuuruyla birleştirmeye çalışmıştır.

İslam dünyasında hilafetin merkezi Bağdat idi. Ancak Şiî Fâtımîler, Sünnî olduğu için Abbâsî halifesini tanımayıp kendi halifelerini ilan etmişlerdi. Başkentleri Kahire olan Fâtımîler, Sünnî Müslümanlara karşı Haçlılarla iş birliği yapmaktan çekinmiyorlardı. Ancak yine de Haçlılar, Mısır’ı ele geçirip İslam dünyasını çepeçevre kuşatmak istiyorlardı. Durumu sezen Nurettin, bir Fâtımî vezirinin de desteğiyle Selahattin’in amcası Şirkuh’u Mısır’a vezir tayin ettirdi. Ancak Şirkuh iki ay sonra vefat etti. Kader, ağlarını Selahattin’in başarısı için örüyordu. Amcasının ani vefatı üzerine onun yerine Fâtımî devletinin vezirliğine Selahattin getirildi. Fâtımîlerin, İslam dünyasında çıkardıkları ikiliğin ve fitnenin farkına varan Selahattin, Nurettin’in de talimatıyla zorlu ve kanlı mücadeleler sonrasında Fâtımî devletine son verdi ve Mısır’ın hakimiyetini Nurettin adına ele geçirdi. Böylece Haçlılara karşı İslam birliği için önemli bir adım atılmış oldu.

Selahattin, aslında iktidar hırsı olan ve bağımsız bir devlet kurma hayali kuran biri değildi. Nurettin’in vefatı üzerine onun küçük yaştaki oğlu Şam’da sultan ilan edilince ona biat edip onun adına hutbeler okuttu. Ancak Şam’daki bazı devlet adamları gidişatın iyi olmadığını söyleyip Selahattin’in Şam’a gelerek orayı hakimiyeti altına almasını istemeleri üzerine Şam’a gidip orada kontrolü ele geçirdi. Musul ve Halep emirlikleri, Selahattin’den çekindikleri için Haçlılar ve Haşhaşîlerle iş birliği yaparak onunla mücadele etme kararı alınca Selahattin onlarla mücadele etmeye mecbur kaldı. Uzun süren kanlı mücadelelerden sonra Halep ve Musul’u da hakimiyeti altına aldı. Haşhaşîleri de yenerek onlarla anlaşma yaptı. Böylece Haçlıların karşısında “tek ve güçlü” bir İslam devleti vardı.

Selahattin, uzun zamandır Fâtımîlerin ve Haşhaşîlerin baskısı altında kalan Sünnîliği destekleyip yeniden canlandırdı. Kahire ve Şam başta olmak üzere önemli şehirlerde Sünnî medreseler kurdu. Böylece ilmî ve fikrî açıdan Müslümanları “Sünnîlik” çatısı altında birleştirmeye çalıştı.

Sünnîliği desteklerken, onun alt mezhepleri olan kelâmî ve fıkhî mezheplerin tamamını ayrımcılık yapmadan destekledi. Hangi mezhepten olursa olsun tüm Sünnî ulemayı destekleyip himaye etti. Mesela kendisi Şâfiî olmasına ve başkadılık makamına Şâfiî fakihleri getirmesine rağmen dönemin en önemli Hanbelî âlimi Muvaffakuddin İbn Kudâme’yi Şam’da himaye etti.

Selahattin, özellikle halk kitleleri üzerinde ciddi tesirleri olan sûfîlerle de çok iyi geçindi. Tıpkı âlimleri desteklediği gibi onları da destekledi. Onlar için çeşitli hankâhlar (tekkeler) inşa etti. Kahire’deki “Saîdu’s-suedâ” ve Kudüs’te Kıyamet Kilise’nin hemen yanına inşa ettirdiği “Selâhiyye” hankâhı bunun en önemli örnekleridir. Böylece medrese ve tekke ehlini -birini diğerine karşı kayırmadan- himaye edip onlar arasında bir ayrışma ve mücadeleye fırsat vermeyerek Müslümanların kültürel ve toplumsal birliğinin sağlanmasına katkı sundu.

Hâsılı Selahattin için Fâtımîler gibi ikilik çıkaran ve düşmanla zaman zaman iş birliği yapan ayrılıkçılar dışında tüm Müslümanlar kardeşti. Düşman tekti ve hedef belliydi. Düşman Haçlılardı; hedef ise onların İslam topraklarından çıkarılmasıydı. Bunun için uygulanacak strateji de İslam dünyasının siyâsî, ilmî, fikrî ve ictimâî açıdan mümkün mertebe “birlik” içinde olmasıydı. Doğru strateji, başarı getirdi ve İslam’ın büyük kahramanı pek çok savaşın ardından seksen sekiz yıllık işgal ve zulümden sonra Kudüs’ü Haçlılardan bir miraç gecesinde kurtardı.

Tarih, yalnızca geçmişi doğru anlamamıza yaramaz; bugünü doğru yorumlayıp yarını doğru şekillendirmeye de yarar. Selahattin’in başarısından bugün ve yarınlar için çıkan ders şudur: Müslümanlar başarılı olmak istiyorlarsa mümkün mertebe birleşmek zorundadırlar. Bunu tek başına siyasîlerden beklemek doğru olmaz. Öncelikle âlimlerin, düşünürlerin, cemaat önderlerinin, sivil toplum liderlerinin “İslam birliği” diye bir hayallerinin, hedeflerinin ve davalarının olması gerekir. Bu hedef ve dava, dalga dalga ümmetin tüm katmanlarına yayılmalıdır. İşte öyle bir ümmet nice Selahattinler doğuracaktır. Şuurlu her mümine düşen görev, Selahattinlere gebe bırakacak fikir ve eylem tohumlarını topluma aşılamaktır.

#tarih
#aktüel
#Mahmut Ay